KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2011/9823 E., 2012/16778 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 22 Ekim 2012
- Mahkemesi
- TİCARET MAHKEMESİ
Karar Metni
522 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 06/04/2011 tarih ve 2010/580-2011/160 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı ve davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkillerinin murisi ...'in davalı şirkete sigortalanan araçta yolcu iken 09/09/2009 tarihinde meydana gelen kazada vefat ettiğini, davalı ... şirketinin ferdi kaza poliçesinden kaynaklanan mesuliyeti bulunduğunu, Adana 13.İcra Müdürlüğünün 2010/9339 esas sayılı dosyasından takip başlatıldığını, davalı şirketin kısmi itirazda bulunduğunu, 125.000,00 TL ana alacağı yatırdığını, ancak ödeme gününe kadar oluşan temerrüt faizinin, icra takip giderlerini ve vekalet ücretini karşılamadığını, söz konusu tutarın ise 16.362,50 TL olduğunu iddia ederek, davalının bu tutara yaptığı itirazın iptali ile %40 icra inkar tazminatına mahkumiyetini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili,yetki itirazında bulunmuş, davacı tarafından sigorta şirketine müracaat edilmeden doğrudan doğruya icra takibi başlatıldığını, davalının ödeme emrinin tebliği ile kazadan ve talepten haberdar olduğunu ve azami poliçe limiti olan 125.000,00 TL'yi yasal süresi içerisinde icra dosyasına havale ettiğini, bu durumda HUMK. 94. madde kapsamında takip yapılmasına ve dava açılmasına davalının sebebiyet vermediğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafın doğrudan sigortaya başvurup kısa sürede tazminata kavuşabilme olanağı varken bu yöntemi tercih etmeyip tazminata kavuşma süresini geciktirecek takip ve dava yöntemini kullanmasının hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, davacının takipte yaptığı masrafları ve takibe dayalı vekalet ücretini isteyemeyeceği ve davalı itirazının bu yönleri ile yerinde olduğu ancak davalının en geç takip ile birlikte temerrüde düştüğü ve bu nedenle takip tarihi olan 06/08/2010 ile ödeme tarihi olan 12/08/2010 arasında 6 günlük süre için faiz talep edebileceği,
bu tutarın mahkemece yapılan hesaplamada 187,50 TL olduğu, davacının inkar tazminatı talebinin ise davalının kötü niyetli olduğunun kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı ve davalı vekilince temyiz edilmiştir.
1- HUMK’nun 21.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5219 sayılı Kanun ile değişik 427/2. maddesi hükmüne göre miktar veya değeri 1.000.000.000 TL’nı geçmeyen taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar hüküm tarihi itibariyle kesin olup, anılan miktar 01.01.2011 tarihi itibariyle 1.540,00 TL’na çıkarılmıştır.
Somut olayda, dava dilekçesi ile 16.362.50 TL için itirazın iptali talep edilmiş, mahkemece davanın kısmen kabulüne, davalı itirazının 187.50 TL üzerinden iptaline karar verildiği anlaşılmıştır. Bu durumda temyize konu miktarın hüküm tarihi itibarı ile yukarıda anılan kanun hükmü uyarınca temyiz sınırının altında kaldığı anlaşıldığından temyizi kabil olmayıp, davalı vekilinin temyiz isteminin bu nedenle reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/9823, K. 2012/16778, 22 Ekim 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama