KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2012/12361 E., 2013/11197 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 29 Mayıs 2013
- Mahkemesi
- FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Karar Metni
877 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 22.05.2012 tarih ve 2009/187-2012/97 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı şirket vekili ve davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının haksız yere, müvekkili şirkete ait iş yerinde davalıya ait markayı taşıyan ürünlerin taklidini sattığı gerekçesiyle Cumhuriyet Savcılığına şikayette bulunduğunu, Cumhuriyet Savcılığınca müvekkili şirkete ait iş yerinde arama yapıldığını ve neticesine 72. adet ürüne taklit olduğu gerekçesiyle el konulduğunu, aramanın iş yerinin açık ve müşterilerinin bulunduğu saatte yapıldığını, akabinde de müvekkillerinden işyerinin yöneticisi olan ... hakkında 556 sayılı KHK muhalefet suçundan İstanbul 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nde dava açıldığını,
oysa el konulan ürünlerin orijinal olup paralel ithalat yolu ile satın alındığını, müvekkili İzzet'in ceza davasında beraat ettiğini, haksız arama ve el koymadan dolayı el konulan ürünlerin sezonunda satılamaması nedeniyle 21.528,00 TL zarar oluştuğunu, el konulduktan 3 yıl sonra iade edilen ürünlerin sezonun geçmesinden dolayıda ekonomik değerini yitirdiğini, davalı yanın kusurlu ve hukuka aykırı fiili ile müvekkili şirketi taklit ürünler satan bir mağaza pozisyonuna soktuğunu, bunun da müvekkilinin ticari itibarını kaybetmesine sebep olduğunu,
müvekkillerinden ...'in yaklaşık 2 yıl süre ile ceza mahkemesinde taklit ürün bulundurma ve satma suçlamasıyla yargılanmış olmasının da, elem ve ızdıraba sebep olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkili şirket için şimdilik 10.000,00 TL maddi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek en yüksek orandaki avans faizle, 10.000,00 TL itibar kaybı tazminatının ise haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek en yüksek orandaki yasal faizle; diğer davacı ... için ise 10.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek en yüksek orandaki yasal faiz ile birlikte davalıdan tahsiline,
hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiş, davacı şirket yönünden maddi tazminat talebini 16.973,00 TL olarak ıslah etmiştir.
Davalı vekili, arama ve el koymanın 02.11.2005 tarihinde yapıldığını, sanık hakkında açılan kamu davasının da 04.12.2007 tarihinde karar verildiğini, işbu davanın ise 03.08.2009 tarihinde açıldığını, bu nedenle davanın zaman aşımına uğramış olduğunu, müvekkilinin anayasandan doğan şikayet hakkını kullanmış olduğunu, arama ve el koyma işlemi sırasında davacı tarafın rencide edilmediğini, iş yerinde herhangi bir zarar ziyan meydana gelmediğini, arama ve el koyma sırasında ürünlerin orijinal ürün olduğuna dair davacı tarafından belge sunulmadığını, delillerin toplanmasının ise Cumhuriyet Savcısının görevi olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; dava hakkının doğduğu anın arama ve el koymanın haksız olduğunun ortaya çıktığı zaman olduğu, somut olayda arama ve el koymanın haksız olduğunun anlaşılacağı zamanın ise, davalının marka hakkına dayanarak yapmış olduğu şikayet üzerine davacı gerçek kişi hakkında açılan ceza davasında verilen beraat kararının kesinleştiği tarih olduğu ve bu tarih itibariyle de zamanaşımı süresinin dolmadığı, davacı şirkete ait işyerinde elkonan ürünlerin orjinal olduğunun anlaşıldığı,
davalının el konulan ürünlerin orijinal olup olmadığını bilecek konumda olmasının davalı şirketin kusurlu olduğunu gösterdiğini, davalının kusursuz olduğu kabul edilse bile arama ve el koymanın ihtiyati tedbir benzeri bir hukuki koruma olduğu, ihtiyati tedbirden doğan sorumluluğun ise kusura dayanan sorumluluk olmayıp kusursuz sorumluluk hali olduğu, davacı şirketin 16.973,00 TL zarara uğradığı, davacı şirketin 556 sayılı KHK'nın 68. maddesinde düzenlenen itibar kaybı tazminatının, marka sahibi olmadığı gerekçesiyle isteyemeyeceği, davacı ...'in, davalının marka hakkına dayanarak haksız şikayette bulunması üzerine,
hakkında ceza davası açıldığı ve ceza davasında yargılanıp beraat ettiği, yargılama süresince de bu davacının üzüntü duyduğu gerekçesiyle davacı şirket yönünden açılan maddi tazminat davasının kabulü ile 16.973,00 TL'nin haksız fiilin işlenmiş olduğu tarih olan 02/11/2005 tarihinden itibaren işleyecek değişik oranlardaki avans faiz ile birlikte, davacı şirket yönünden manevi tazminat isteminin reddine, davacı ... için 10.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiilin işlendiği tarih olan 02/11/2005 tarihinden itibaren işleyecek değişik oranlardaki yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davacı şirket vekili ve davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin tüm, temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davacı şirket vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; mahkemece de davalı fiilinin haksız eylem niteliğinde olduğu kabul edilerek, davacı şirket zararının tazmini için maddi tazminata hükmedilmiştir. Somut uyuşmazlıkta, davacı şirketin 556 sayılı KHK hükümlerine dayalı marka hakkına dayanması söz konusu olmadığından mahkemece manevi tazminat talebinin aynı KHK’nın 68. maddesine dayalı olarak reddi uygun değildir. Ancak, az öncede açıklandığı üzere davalı fiili haksız eylem oluşturduğuna göre BK’nın 49. maddesi uyarınca davacı şirket yararına uygun bir manevi tazminat takdiri gerekirken, bu istemin reddi doğru olmamış kararın bu nedenle davacı şirket yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
3- Bozma sebep ve şekline göre; davacı şirket vekilinin, manevi tazminatın reddi sebebiyle, aleyhe hükmedilen vekalet ücretine yönelik, temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2012/12361, K. 2013/11197, 29 Mayıs 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama