KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2012/9455 E., 2012/13170 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Eylül 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
582 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Malatya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 20/07/2010 tarih ve 2010/214-2010/336 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin ortağı olan davalının 2005 yılında genel müdürlük görevini üstlendiğini, müvekkiline ait müşteri çeklerini şahsi harcamalarında kullandığını ve ayrıca oğlunun aldığı krediyi şirket hesapları aracılığı ile ödeyerek şirketi zarara uğrattığını ileri sürerek, 123.454.00 YTL tazminatın tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava açılmasına ilişkin kararın alındığı genel kurul kararının iptalinin dava edildiğini, iddiaların yersiz olduğunu, harcamaların tamamen bu dönemde finans müdürü olan ve şirketin ortağı bulunan ...’in oğlu ...tarafından yapıldığını, belgelerinin bulunduğunu, bir kısım çekin ortaklığın kurulması sırasında evini satan müvekkiline şirket ortaklarının sözlü muvafakatiyle yine şirket finans müdürü tarafından bulunan ve evi satan yükleniciye verildiğini, bir kısmının yine ortakların evlerine yapılan harcamalarda kullanıldığını, anılan evin bir kısım ortakların istemi üzerine ortakların yeğenlerine bırakıldığını, 01.01.2006 tarihinde tüm belgelerin teslim edildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, davalının, davacı şirketin ortağı ve genel müdürü olduğu, genel müdür olduğu dönemde dava konusu çeklerle ilgili yapılan ödemelerin şirket finansman müdürü ve şirket ortaklarından ...’in oğlu olan kişinin bilgisi ve onayı dahilinde gerçekleştiği, kredi borçlarının ödenmesiyle ilgili bir kanıt sunulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, haksız ihtiyati tedbir nedeniyle davalı tarafça usulüne uygun olarak ayrı bir tazminat davasının açılmamış olmasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; dava, davacı anonim şirketin yönetim kurulu üyesi olan davalının görev yaptığı dönemde şirketi zarara uğrattığı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın reddine dair kurulan hüküm, Dairemizce işbu davanın TTK'nun 341. maddesinde düzenlenen sorumluluk davası niteliğinde bulunduğu, anılan madde uyarınca davanın, anonim şirket genel kurulunca alınan karara dayalı olarak denetçiler tarafından açılabileceği, somut olayda şirket genel kurulunda dava açılmasına yönelik karar alındığı halde davanın denetçiler tarafından açılmadığı, bu durumda açıklanan usulü eksikliğin giderilmesinin gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.
Bozma ilamına uyan mahkemece, davanın açıldığı tarihte denetçi olan ... tarafından verilen muvafakatname ve vekaletname uyarınca vekil vasıtasıyla davaya devam edilip hüküm kurulmuştur. Ancak, adı geçen ...'un vekaletnamenin ve muvafakatnamenin verildiği tarih itibariyle denetçi sıfatı bulunmamaktadır.
Anonim şirket tarafından yönetim kurulu üyesine karşı açılan sorumluluk davasının, denetim kurulu veya bu kurulca verilen vekaletname uyarınca vekil tarafından açılmamış olması nedeniyle bu eksikliğin giderilmesi gereken hallerde, muvafakat tarihi itibariyle yetkili ve görevli bulunan denetim kurulunun davaya muvafakatinin temini gereklidir.
Bu itibarla, somut olayda muvafakat tarihi itibariyle yetkili denetim kurulunun açılan davaya muvafakatlerinin temini, davanın denetim kurulu tarafından veya onların verdiği vekaletname uyarınca vekil vasıtasıyla devamının sağlanması için süre verilmesi ve bu şekilde usulü eksiklik tamamlandıktan sonra işin esasına girilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
3-Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2012/9455, K. 2012/13170, 12 Eylül 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama