KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2013/3622 E., 2013/21499 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Kasım 2013
- Mahkemesi
- ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Karar Metni
464 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Tortum Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 13.12.2012 tarih ve 2009/106-2012/291 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin Ziraat Bankası Uzundere Şubesi'nde bulunan borçlu cari hesabından bilgisi dışında sahte imza ile hiç tanımadığı başka bir banka müşterisine ait hesaba para aktarıldığını, belirtilen usulsüzlüklerin banka müdürü ve çalışanlar tarafından yapıldığını, banka müdürünün bu şekilde kendi nam ve hesabına başkasına ait hesaplardan para transferi yaptığını, davacıya ait hesaptan aktarılan bu bedellerin tahsili için müvekkili aleyhine icra takibinin başlatıldığını, davacının istenen bedeli bankaya ödediğini ileri sürerek, 12.654,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren uygulanacak en yüksek banka faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava ve taleplerin zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; sebepsiz zenginleşmeyi düzenleyen 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 66. maddesine göre malvarlığında azalma meydana gelen kişinin, zenginleşen kişiden bunun giderilmesini isteme hakkının, bunun doğduğunu öğrendiği tarihten itibaren bir yıllık ve her halükarda olay tarihinden itibaren on yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, bir yıllık zamanaşımı süresinin malvarlığında azalma meydana gelen kişinin malvarlığındaki azalmayı ve zenginleşen kişiyi öğrenmesinden itibaren başladığı,
davacının parayı ödediği tarih itibariyle parayı haksız ödediğini, bankada yapılan müfettiş incelemesi ve ceza soruşturması ile ağır ceza yargılaması nedeniyle bildiği, dolayısıyla somut olayda bir yıllık zamanaşımı süresinin 10.03.2008 tarihinde işlemeye başlayıp 10.03.2009 tarihinde sona erdiği, davanın ise 13.07.2009 tarihinde açılması nedeniyle dava tarihi itibariyle bir yıllık kısa zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, istirdat istemine ilişkin olup, mahkemece yazılı şekilde zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, dava dilekçesi davalıya 24/08/2009 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı vekili 18/09/2009 havale tarihli mahkemeye ibraz ettiği dilekçesi ile cevap
süresinin uzatılmasını istemiş; mahkemece cevap süresinin uzatıldığına dair bir karar verilmemiştir. Dava dilekçesi, adli tatil içerisinde 24/08/2009 tarihinde tebliğ edilmiş olup 10 günlük cevap verme süresi adli tatil içerisinde dolduğundan bu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 1086 Sayılı HUMK'un 177. maddesi gereğince cevap süresi adli tatilin bittiği günden itibaren 7 gün uzatılmış sayılır.
Bu durumda davalı vekilinin 18/09/2009 tarihinde verdiği cevap süresinin uzatılmasına dair dilekçe süresinde verilmediği gibi hakim tarafından cevap süresi de uzatılmamış olduğundan 11/12/2009 tarihinde verilen dilekçeyle bulunulan zamanaşımı def'i de süresinde ileri sürülmüş olmamaktadır.
Bu durumda; mahkemece, zamanaşımı def'inin süresinde ileri sürülmediği hususu gözden kaçırılarak davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2013/3622, K. 2013/21499, 27 Kasım 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama