KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2021/8825 E., 2023/3101 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Mayıs 2023
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2020/449 Esas , 2021/1052 Karar
- Hüküm
- Esastan ret
- İlk derece mahkemesi
- İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Sayısı
- 2016/473 E., 2019/105 K.
Karar Metni
1.360 kelime·7 dk okuma·12 bölüm
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalı ile franchising sözleşmesi düzenlediğini, davaya konu taşınmazın ileride doğabilecek risklere karşı teminat olmak üzere ipotek olarak verildiğini, davalı şirketin kira sözleşmesini fesh etmesi nedeniyle sözleşmenin devamının müvekkili açısından imkansız hale geldiğini, ipotek alınırken taraflar arasındaki ticari ilişkiden dolayı doğabilecek muhtemel zararlara karşı alındığı konusunda açıklama yapıldığını ve müvekkilinin bu konuda ikna edildiğini, müvekkilinin ipotek verirken söz konusu risklere karşı teminat verdiğini düşündüğünü;
ancak alınan ipoteğin nakit olarak verilmiş bir paranın karşılığıymış gibi düzenlendiğini, müvekkilinin bu konuda aldatıldığını ve hataya düşürüldüğünü, bu nedenle de müvekilininin iradesininin fesada uğratıldığını, irade fesadı nedeniyle verilen ipoteğin hukuken geçersiz olduğunu, müvekkilinin davalıdan 100.000,00 TL bedelli borç almadığını, davaya konu ipotek sözleşmesinin taraflar arasında devam eden ve cari hesap şeklinde işleyen iş ilikisinden kaynaklanabilecek (doğabilecek) bir borcun teminatı olarak verildiğini,
davalı tarafından müvekkili aleyhine icra takibi başlatıldığını ileri sürerek müvekkilinin davalıya icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespitine ve tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; yetki itirazında bulunduklarını, taraflar arasında, davacının müvekkiline olan 100.000,00 TL borcunu teminat almak amacıyla davacının maliki bulunduğu taşınmazda ipotek tesis edildiğini, icra takibinin konusu olan ipoteğin ana para ipoteği olduğunu, kayıtsız şartsız borç ikrarını içerdiğini, alacağı ipotekle teminat altına alınmış olan müvekkilinin alacağının tahsili amacıyla icra takibine geçtiğini, açılan davanın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ipotek resmi senedinin, ileride doğabilecek borçların teminatı olarak düzenlendiğini ve borcu da bulunmadığını beyanla borçlu olmadığının tespitini talep etmiş ise de ipotek resmi senedi resmi yazılı belge olup, bu belgeye karşı iddiasının aynı mahiyette bir belge ile ispat edilmesi gerektiğini, her ne kadar davacı ipoteğin teminat amaçlı olduğunu iddia etmiş ise de dayanak ipotek akdinde ipoteğin nakden verilen para karşılığı davalı lehine konulduğu yazılı olduğu,
resmi belgenin içeriğinin doğru olmadığını iddia eden davacının bunu yazılı olarak ispat etmesi gerektiği halde bu yönde bir delil sunmadığı, dava dilekçesinde açıkça yemin deliline de dayanılmadığı, ispat yükü kendisine düşen ve yazılı belge ile ispat yükü altında bulunan davacının, iddiasını yasal delillerle ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; eksik inceleme ile verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, davaya konu olayda davalı şirket "franchising" yolu ile müvekkilim davacıya bayilik vermiş, doğabilecek risklere karşı da müvekkilimden teminat ipoteğinin istendiğini, müvekkilinin doğabilecek risklere karşı teminat vermeyi kabul ettiğini ancak tapuda ipotek tesis edilirken risk ipoteği yerine kesin ipotek işlemi yapıldığını, müvekkilin sözleşmeyi yenilemeyince "franchising sözleşmesi" sonlandırıldığını, davalı,
franchising sözleşmesi sonlandırıldıktan sonra ise ipotek alacağı olduğu iddiasıyla müvekkili aleyhine icra takibi başlattığını müvekkilin kendisine risk ipoteği olarak söylenen ve doğması muhtemel zararlara karşı alındığı söylenen ipoteğin, kesin ipotek olarak alındığını kendisine yapılan icra takibinin nedenini araştırdığında öğrendiğini, davalı franchising veren firma olup, bayilik verdiği müvekkiline para vermesini gerektirir hiçbir hukuki ve ticari neden bulunmadığını, müvekkilinin risk ipoteği verileceği izlenimi ile kandırıldığını, kendisinden kesin ipotek alındığını,
iradesi sakatlanan müvekkilinin bu hususta delil sunmaya hakkı olup, bu delillerin kesin delil niteliğindeki belgeyle sınırlandırılamayacağını, müvekkiline 100.000,00 TL verdiğini iddia eden davalı şirketin bu bedeli şirket kayıtlarıyla ispat etmek durumunda olduğunu, davaya konu olayda gerek müvekkilinin gerekse davalı şirketin defter ve kayıtlarına delil olarak dayanıldığını, müvekkilinin ticari defter ve belgeleri incelenmiş ancak böyle bir kayda rastlanmadığı bilirkişi raporuyla tespit edildiğini,
davalı şirket kayıtları ise delil olarak dayanmalarına ve talep etmelerine rağmen davalı defter ve kayıtlarının incelenmesi taleplerinin reddedildiğini, eksik inceleme ile karar verildiğini, ispat yükü bakımından ise resmi ipotek senet belgesinde müvekkiline 100.000,00 TL verildiği yazılı olduğuna göre bu bedelin verildiğinin ispat yükü de parayı verdiğini iddia eden davalıda olduğunu, davaya konu olayda davalının franchising veren, müvekkilinin ise "franchising alan" (bayi) olduğu düşünüldüğünde, davalının müvekkiline para vermesini gerektirecek hiçbir fiili ve hukuki neden bulunmadığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının iradesinin yanıltıldığına ilişkin somut delil ibraz edilememesine, ipoteğin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4271 sayılı Kanun) 875 inci maddesi kapsamında kesin borç (ana para) ipoteği olmasına,
davacının, davalı şirketten resmi senette yer alan "davalıdan aldığı 100.000,00 TL tutarında bedel karşılığında ipotek tesis edildiği" ibaresinin kayıtsız şartsız borç ikrarı niteliğinde bulunmasına göre, ispat yükü davacıda olup, icra takibinden evvel davalı tarafından keşide edilen ihtarla muaccel hale geldiği anlaşılan bu borcun ödendiğinin veya başkaca bir şekilde sona erdiğinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 200 üncü maddesi kapsamında yazılı belge davacı tarafından ispatı gerekmekte olup,
davacı tarafından bu yönde bir yazılı belge ibraz edilememesi ve yemin deliline de dayanılmaması karşısında mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf esastan reddine karar verilmiştir
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesini tekrar ederek, müvekkiline risk ipoteği olarak söylenen ve doğması muhtemel zararlara karşı alındığı belirtilen ipoteğin, kesin ipotek olarak alındığını kendisine yapılan icra takibinin nedenini araştırdığında öğrendiğini, müvekkiline para vermesini gerektirir hiçbir hukuki ve ticari neden bulunmadığını, müvekkilinin risk ipoteği verileceği izlenimi ile kandırıldığını, kendisinden kesin ipotek alındığını, iradesi sakatlanan müvekkilimin bu hususta delil sunmaya hakkı olup, bu deliller kesin delil niteliğindeki belgeyle sınırlandırılamayacağını,
müvekkilim davacıya 100.000,00 TL verdiğini iddia eden davalı şirket bu bedeli şirket kayıtlarıyla ispat etmek durumunda olduğunu, davalı şirket kayıtları ise delil olarak dayanılmasına ve talep edilmesine rağmen davalı defter ve kayıtlarının incelenmesi taleplerinin reddedildiğini ,ispat yükü bakımından ise, resmi ipotek senet belgesinde müvekkiline 100.000,00 TL verildiği yazılı olduğuna göre bu bedelin verildiğinin ispat yükü de parayı verdiğini iddia eden davalıda olduğunu, usuli yönden dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşaması tamamlandıktan sonra,
öncelikle dosya üzerinden dava şartları ve ilk itirazların incelenerek bu konularda olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi; dosya üzerinden karar verilemeyen dava şartları ile ilk itirazlar hakkında karar verilmek ve diğer ön inceleme işlemlerini yapmak üzere tarafların ön inceleme duruşmasına davet edilmesi, ön inceleme duruşmasında gerekli usul işlemleri yapıldıktan sonra, tahkikat duruşmasına geçilmesi, ön inceleme duruşmasında;
taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için 2 haftalık kesin süre verilmesi hükmünün yerine getirilmediğini, dava dilekçesinde ve tüm aşamalarda müvekkilinin iradesinin fesada uğratıldığı, davalının risk ipoteği alındığı yönünde müvekkilde kanaat oluşması için hileli davranışlarda bulunduğu açıkça beyan edilmesine rağmen ön inceleme duruşmasında 6100 sayılı Kanun'un 140 ıncı madde kapsamında henüz sunmadığı delilleri sunması,
irade fesadına ilişkin delillerini sunması için süre verilmeden eksik inceleme ile yargılama tamamlandığını, istinaf mahkemesinin ise re'sen incelemek zorunda olduğu zorunlu usul işlemini incelemeden karar verdiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun’un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/8825, K. 2023/3101, 18 Mayıs 2023 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama