KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2022/6241 E., 2023/5956 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Ekim 2023
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
- Sayısı
- 2022/273 Esas, 2022/435 Karar
- Dava tarihi
- 02.07.2013 (Asıl dava), 07.12.2016 (Birleşen dava
- Birleşen dava
- İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1212 E.sayılı dosyası
- Hüküm
- Kısmen kabul
Karar Metni
1.149 kelime·6 dk okuma·11 bölüm
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı şirket arasında aktedilen 20.09.2004 tarihli protokolde davalının müvekkilinden her yıl belirtilen tonajda madeni yağ ve akaryakıt almayı, tonaj ihlalinde cezai şart ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, diğer davalı kefillerin de müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını, şirketin 20.09.2009-18.09.2010 döneminde 796 ton eksik akaryakıt alarak tonaj ihlalinde bulunduğunu, buna göre müvekkilinin 39.818,00 USD cezai şart alacağının doğduğunu ileri sürerek şimdilik 10.000,00 USD cezai şartın ödeme günündeki TCMB efektif döviz şatış kuru üzerinden TL karşılığının dava tarihinden itibaren işleyecek dövize uygulanan en yüksek faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir.
2.Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; 10.000,00 USD cezai şart bedelinin tahsili istemi ile açılan asıl davada alınan bilirkişi raporu ile müvekkilinin 39.800,00 USD cezai şart alacağının bulunduğunun tespit edildiğini ileri sürerek 29.800,00 USD cezai şartın ödeme günündeki TCMB efektif döviz şatış kuru üzerinden TL karşılığının dava tarihinden itibaren işleyecek dövize uygulanan en yüksek faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; Rekabet Kurulu kararı ile bu tür sözleşmelerin 5 yıl ile sınırlandırıldığını ve bu nedenle sözleşmenin 18.09.2010 tarihinde sona erdiğini, davalıların sözleşmeye aykırı davranışı olmadığını, sözleşme süresi içinde davalı bayinin elinde olmayan sebeplerle senelik satış taahhüdünü yerine getiremediğini ancak buna rağmen davacının bu duruma sessiz kaldığını, cezai şartın fahiş olduğunu savunarak davanın reddine istemiştir.
2.Davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde; davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen İlk Karar
Mahkemece 20.12.2018 tarih, 2016/506 E. ve 2018/959 K. sayılı kararı ile bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, asıl dava yönünden son dönem olan 20.09.2009 -18.09.2010 tarihleri arasında davacının davalıdan cezai şart talep etme hakkının bulunduğu,
tüm dosya kapsamında cezai şartın koşullarının oluştuğu gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, birleşen dava yönünden Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.03.1974 tarih, 1970/1053 E. ve 1974/222 K. sayılı içtihadında da belirtildiği üzere, cezai şartın davalının ekonomik olarak yıkımına neden olup olmayacağı, bu kapsamda cezai şartın 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 19 ve 20 inci maddesine göre değerlendirilmesi gerektiği, mahkemece buna yönelik olarak yapılan değerlendirmede, cezai şartın miktarı, sözleşme ilişkisi ve davalının ekonomik durumu, davalının yıllık kâr oranları,
aylık ortalama net gelirleri göz önüne alınarak değerlendirme yapılması gerektiği, ayrıca ceza miktarının nispi olarak yüksek olması, ceza miktarının aynı zamanda o kişinin ekonomik olarak yıkımına neden olacak bir miktara ulaşması halinde cezai şartın geçersizliğinden bahsedileceği, davalının ekonomik durumu, cezai şartın miktarı, sözleşme ilişkisi, davalının geçmiş yıllardaki kâr oranları,
aylık ortalama gelirleri göz önüne alındığında sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın tamamına hükmedilmesi halinde davalının ekonomik olarak yıkımına neden olacağı gerekçesiyle birleşen davada talep edilen cezai şarttan indirim yapılarak kısmen kabulüne karar verilmiş, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
B. Bozma Kararı
Dairemizin 07.12.2020 tarih, 2020/3499 E. ve 2020/5703 K. sayılı kararıyla mahkemece alınan 06.01.2015 tarihli bilirkişi raporunda davaya konu edilen cezai şart miktarının davalının ekonomik mahfına sebebiyet vermeyeceği vergi kayıtları da incelenmek suretiyle tespit edildiği, bu durumda cezai şart tutarından indirim yapılması doğru olmadığı gibi mahkemece yapılan takdiri indirim sonucunda reddedilen tutar üzerinden davacı aleyhine vekalet ücreti takdiri de doğru olmadığı, taraflar arasındaki sözleşmede cezai şart döviz bazında yazılmışsa da daha sonra cezai şart talebinde bulunan davacının alacağını faturalandırırken TL olarak tercihte bulunduğu gözetilerek hükmün TL bazında kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmediği gereğine işaret edilerek bozulmuştur.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozma ilamına uyulmasına karar verildiği, alınan 06.01.2015 tarihli bilirkişi raporunda davaya konu edilen cezai şart miktarının davalının ekonomik mahfına sebebiyet vermeyeceği tespit edildiği, cezai şart tutarında indirim yapılmadığı, davacının alacağını faturalandırırken TL olarak tercihte bulunduğu gözetilerek hükmün TL bazında kurulmasının gerektiği gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulü ile 18.526,00 TL’nin 02.07.2013 dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
birleşen davanın kısmen kabulü ile 55.207,48 TL’nin 07.12.2016 birleşen dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; para birimi bakımından kararın hatalı olduğunu, fazlaya ilişkin istemin reddi kararının hatalı olduğu, cezai şart alacağının miktarının hesaplanma yöntemi ve hesaplama sonucu ortaya çıkan miktara, davalılar lehine vekalet ücreti hükmedilmesine, kabul edilen faize ve faizin şekli ve miktarına, davanın tümden kabul edilmemesine itiraz ettiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, asıl ve birleşen davada taraflar arasındaki uyuşmazlık akaryakıt bayilik sözleşmesi ve eki asgari alım taahhüdünde öngörülen yıllık asgari alımı taahhüdüne aykırı davranıldığı iddiasına dayalı cezai şart alacağın tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 158 inci maddesi (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 179 uncu maddesi.
3. Değerlendirme 1.Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde değildir.
2. Davacı vekili asıl ve birleşen davada, dava dilekçelerinde alacak talebini yabancı para cinsinden belirlediği ve alacağa dava tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 4/a maddesine göre devlet bankalarınca 1 yıl vadeli USD mevduat hesabına uygulanan en yüksek faize hükmedilmesini talep etmiş ise de bozma ilamının 2 nci bendinde belirtildiği üzere taraflar arasındaki sözleşmede cezai şart döviz bazında yazılmışsa da daha sonra cezai şart talebinde bulunan davacının alacağını faturalandırırken TL olarak tercihte bulunduğu,
bu nedenle ticari iş niteliğindeki cezai şart alacağında avans faizine hükmedilebileceği, nitekim yabancı para cinsinden talep ederken dövize uygulanan faiz isteminde bulunan davacının isteminin de TL isteminde bulunurken ticari faiz niteliğinde avans faizi istediği kabul edilerek, avans faizine hükmedilmesi gerekirken yasal faize hükmedilmesi bozmayı gerektirir.
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3 üncü maddesi ve 5236 sayılı Kanun’un geçici 2 nci maddesi yollamasıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 5236 sayılı Kanun’un 16 ncı maddesi ile değiştirilmeden önceki 438 inci maddesinin yedinci fıkrası gereğince mahkeme kararının düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle; 1.Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının hüküm fıkrasının 1 ve 2 numaralı bendinde yer alan “yasal faiz” ibaresinin çıkartılarak yerine “ avans faizi” ibaresinin yazılması hükmün suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/6241, K. 2023/5956, 18 Ekim 2023 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama