KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2023/1449 E., 2024/4973 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Haziran 2024
- Mahkemesi
- Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2022/2712 Esas, 2022/2727 Karar
- Hüküm
- Davanın kabulü
- İlk derece mahkemesi
- Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Sayısı
- 2022/305 E., 2022/603 K.
Karar Metni
1.906 kelime·10 dk okuma·12 bölüm
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili aleyhine davalı tarafça Kayseri 3. İcra Müdürlüğünün 2018/3577 (Kayseri Genel İcra Müdürlüğünün 2019/129851) E. sayılı dosyası ile kambiyo senetlerine özgü takip başlatıldığını, tebligatın müvekkilinin mernis adresine mahalle muhtarına yapıldığını, müvekkilinin tebligattan uzunca bir süre haberi olmadığını, takibe konu 02.10.2016 düzenleme ve 31.12.2016 vade tarihli 70.000,00 euro bedelli senedin müvekkilinden sadır olmadığını, müvekkili ile davalının bir evlilik sitesinde tanıştığını bu senedi vermesini gerektirecek ticari bir ilişkinin bulunmadığını,
davalının ayrılık sonucu intikam alma çabası içerisine girdiğini, Kayseri CBS'nin 2019/25618 soruşturma dosyası üzerinden alınmış olunan 21.08.2019 tarihli Kriminal Polis Laboratuvarı Uzmanlık Raporunda senet üzerindeki yazıların müvekkiline ait olmadığının ortaya çıktığını, davadan önce arabuluculuk talebinde bulunulduğunu ancak görüşme sonunda anlaşma sağlanamadığını ileri sürerek Müvekkilinin Kayseri Genel İcra Müdürlüğünün 2019/129851 sayılı dosyasına dayanak 02.10.2016 düzenleme ve 31.12.2016 vade tarihli 70.000,00 euro bedelli senetten dolayı borçlu olmadığının tespitine,
davalının takip konusu alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı ile davacının tanışıp arkadaş olduklarını, müvekkilinin 2012 yılında almış olduğu dairesini satıp daha iyisini almak için davacının ısrarcı olduğunu, müvekkilinin dairesini satarak 70.000,00 euro bedelle anlaşıldığını ve 10.000,00 euro bedelin müvekkili tarafından verildiğini, bu aşamadan sonra davacının görüşmelerde müvekkilini devreden çıkarmaya çalıştığını, kalan 60.000,00 euronun ise ... vasıtası ile ...'a gönderdiğini ve tapusunu almayı beklediğini, tapuyu almadan yasal sorun çıktığını, müvekkilinin arkadaşı ve aracı olan ...'ı sıkıştırmaya başladığını,
...'ın garanti olsun için rahat olsun diyerek 50.000,00 euro ve 20.000,00 euro bedelli iki adet senet verdiğini, tapu işleminin yine yapılamaması üzerine davacının bu sefer kardeşi...'a ait İş Bankası'nın 250.000,00 TL'lik çekini verdiğini, bu sırada davacının cezaevine girdiğini, 2016 yılı Haziran ayında cezaevinden çıktığı dönemde müvekkiline gelerek kardeşinin Fetö sebebiyle soruşturma geçirdiğini çekin ödenmeyeceğini söyleyerek müvekkilinden çeki istediğini ve bizzat kendisi yanında bulunan 70.000,00 euro'uk senedi üzeri yazılı ve imzalı olarak müvekkiline verdiğini ve çekleri aldığını savunarak davanın reddine,
yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kaldırma kararı uyarınca alınan imza incelemesine dair rapora göre ise dava konusu senetteki imzanın davacıya ait olmadığı, davalının senedin sahte olduğuna dair cevap dilekçesinde kabulü uyarınca dava konusu senetteki imzanın davacıya ait olmadığı, davacının senet düzenlenme tarihinde ceza evinde oluşu ve imza incelemesine dair rapor dikkate alınarak dava konusu senedin davacı tarafından düzenlenmediği anlaşıldığından senedin sahte olmasından dolayı davalının bonodan kaynaklı alacağı olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı müvekkili ile davacı ...'ın tanışmış arkadaş olmuş olduklarını, müvekkilinin dairesini satıp daha iyisini almak için davacının da ısrarlı olduğunu, aracı olup çok daha güzelini, uygununu bulacağını söylemiş olduğunu, sonra da “bizim apartmanda ev var sana orayı alalım” demesi üzerine müvekkilinin söz konusu dairesini satarak davacının apartmanında bulunan ...'e ait daireyi satın almış olduğunu, ancak bir süre sonra dairenin masraflarının çok olması,
davacının eşi ile müvekkilinin aynı binada oturmasından dolayı aile içinde sıkıntı çıktığını söyleyen ...'ın ısrarı ile başka daire aranmaya başlanmış olduğunu, davacı ...'ın aracı olduğu daireyi almaya karar vermiş olduğunu ve davacı ile birlikte giderek buranın pazarlığını ... ile yapmış olduklarını, 70.000,00 euro bedelle anlaşmış ve 10.000,00 euro bedelin müvekkili tarafından ödenmiş olduğunu, bu aşamaya kadar her şeyin normal iken, bu aşamadan sonra davacı ...'ın, görüşmelerde müvvekkilini devreden çıkarmaya başlamış olduğunu,
akabinde müvekkili 60.000,00 euro kalan bedeli davacı ... vasıtası ile ...'a gönderdiğini ve tapusunu almayı beklemeye başlamış olduğunu, ancak söz konusu yerin tapusunu almasında yasal sorun çıktığını, satıcı ...'ın tapuyu devredememiş, müvekkilini, arkadaşı ve aracı olan davacı ...'ı sıkıştırmaya başlaması üzerine müvekkiline “tapu işlemin gerçekleşmezse garanti olsun, için rahat olsun “diyerek 2015 yılı Haziran ayına 50.000,00 euro, 2015 yılı Aralık ayına 20.000,00 euroluk iki adet senet vermiş olduğunu,
tapu işleminin yine yapılmaması üzerine davacının bu sefer kardeşi...'a ait İş Bankasının 250.000,00 TL'lik çekini (30.06.2016 ödeme tarihli) çekini vermiş olduğunu, bu sırada davacının ceza evine girmiş olduğunu, 2016 yılı Haziran ayında cezaevinden izinli çıktığı dönemde müvekkiline gelerek “kardeşi...'ın Fetö terör örgütü üyeliği sebebiyle soruşturma geçirdiği,
çekin ödenemeyeceğini” söyleyerek müvekkilinden çeki istemiş ve bizzat kendisi yanında bulunan 70.000,00 euroluk senedi üzeri yazılı ve imzalı olarak müvekkiline vermiş, çekleri geri almış olduğunu, bu süreçte de söz konusu dairenin tapusunun alınamaması üzerine müvekkilinin daireyi satın aldıkları ... ile görüşmüş olduğunu, o kişinin tapuyu devredememelerinin hukuki engelini anlatmış, içinin rahat olmasını ...'a verdiği vekâletname ile yaptıkları sözleşmeye bağlı olduklarını, yasal engel kalkar kalkmaz söz konusu dairesini müvekkiline teslim edeceklerini söylemiş olduklarını,
bir sürede bunun üzerine bekleyen müvekkilin yine tapuyu ve daireyi teslim alamaması üzerine ...'ın evine gitmiş olduğunu, ...’ın eşi... alaycı bir tavırla “o daireyi de alamayacağını, dairenin sözleşmesinin kendi adına yapıldığını, bulursan ...’den paranı alırsın” cevabını aldığını, dolandırıldığını anlayan müvekkilin kendisine davacı ... tarafından verilen 70.000,00 euroluk senedi Kayseri 3. İcra Müdürlüğünün 2018/3577 E. sayılı dosyası ile icraya koyduğunu, müvekkilinin,
Numanoğlu apartmanındaki daireyi davacı ... aracılığı ve teşviki ile aldığına ve bu dairenin alıcısının müvekkili olduğuna ilişkin söz konusu dairenin satıcısı ...'ın şahit olduğunu, buna ilişkin müvekkili ile davacı arasında telefon mesaj yazışmaları ve “ya daireni alacaksın, ya da verdiğim senedi ödeyeceğim” şeklinde pek çok yazılı mesajın bulunduğunu, durumu diğer şüphelinin de bilmekte olduğunu, söz konusu dairenin oturulmadığı halde aylarca elektrik parasını, aidatını, su parasını, deprem sigortasını yatıranın müvekkili olduğunu, icraya konan senedi müvekkiline verenin davacı olduğunu, ancak davacının müvekkilini dolandırdığını,
müvekkili adına satın alınan dairenin sözleşmesini eşinin vekaleti ile onun adına yaptığı yetmezmiş gibi birde müvekkilini Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığına 2019/25618 soruşturma dosyası ile şikayet ettiğini, müvekkilini dolandıran, kendisinin düzenleyip imzaladığını söyleyerek senet veren davacının şikayeti üzerine başlatılan dolandırıcılık ve evrakta sahtecilik ile iddianame düzenlenmiş olduğunu, Kayseri 1.Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/458 E. sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda olayların aynen arz ettikleri şekilde olduğu mesaj kayıtlarının, tanık anlatımlarının, banka kayıtlarının,
tapu kayıtlarının tüm toplanan deliller ile sabit oluğunu ve müvekkilinin söz konusu dosyadan beraat ettiğini, Gerek Soruşturma dosyasında gerekse Ağır Ceza Mahkemesinde ifade veren ...'ın ifadesinde “... ın yeğeni olarak tanıştırdığı ve daireyi satın aldıkları kişinin ... olduğunu haciz ihbarnamesi geldikten sonra anladığı” na ilişkin beyanının taraflar arasındaki yazışma kayıtları ile birlikte değerlendirildiğinde durumu gayet iyi açıklamakta olduğunu, ayrıca davacı ...'ın sabıka ve ceza dosya sorgusunun yapıldığında bu işi meslek haline getirdiğinin açık ve net olarak görüleceğini,
davacı tarafın “böyle bir senet vermeyi gerektirecek aralarında ticari bir ilişki olmadığı, böyle bir senedi vermediği” iddiası ceza dosyasında toplanan deliller ve davacının bizzat yazdığı mesaj kayıtları ile sabit olduğunu, yapılan ceza yargılaması sırasında her ne kadar davacının imzasının olmadığı anlaşılmış ise de söz konusu senet üzerindeki yazı ve imzanın müvekkiline ait olmadığı hususunin da net olarak tespit edilmiş olduğunu, arz ettikleri gibi davacının defalarca yazılı mesaj olarak gönderdiği iletiler incelendiğinde söz konusu olayda davacının müvekkiline bu senedi verdiğini,
bu senedi vermesini gerektirir şekilde satın alınması hususunda anlaşılmış bulunan dairenin kalan bedeli için müvekkilinden parayı aldığını, ancak önce dairenin tapu devri hususunda hukuki engel olması sebebiyle devrin yapılmadığını, akabinde ise davacının söz konusu dairenin devrine ilişkin sözleşmeyi satıcı ile eşi arasında yeniden yaptırdığını, dolayısıyla müvekkilini kandırdığının, zarar ettirdiğinin sabit olup, davacının geçmişi, sabıka ve adli kayıt sorgulaması yapıldığında görüleceği üzere söz konusu senedi bilinçli ve planlı bir şekilde başkasına düzenlettirdiğini,
imzalattırıp sanki kendisi düzenlemiş imzalamış gibi müvekkiline verdiğinin açık ve net olduğunu, 1. Ağır Ceza Mahkemesi dosya kapsamında toplanan delillerin, davacının sabıkalı geçmişinin ve sabıkalarının niteliğinin, müvekkilin elbette ki güveni ve saflığı sebebiyle davacı tarafından önceden hazırlattırılıp tüm birikimlerini kaptırmış olduğunu ve bir an önce geri almak veya teminat olarak evrak almak amacındaki davalının bu senedi kabulünü yanlış görmemek gerektiği gibi taraflar arasında bu evrakın açıkça bir kambiyo senedi niteliğinde olduğunu, davacının icrada takip edilen miktarda müvekkiline borçlu olduğunu,
davacının icraya konan senedi bizzat kendisinin müvekkiline vermiş olup dolayısı ile müvekkiline borçlu olduğunu ve açmış olduğu menfi tespit davasının haksız ve yersiz olup, bilinçli bir dolandırıcılık faaliyetinin amacına ulaşamaması için davanın reddi gerektiğini önemle belirtmek gereken başka bir konunun ise;
harç, yargılama gideri ve vekâlet ücretinin yanlış hesaplanmasına ilişkin olduğunu, kesinlikle davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte heyetin davanın esası hakkında kabulü varsayımında müvekkiline yükletilen harç, yargılama gideri ve vekâlet ücretiin dosya kapsamına aykırı olduğunu, huzurdaki dava, Kayseri Genel İcra Dairesi 2019/129851 E. sayılı icra takip dosyasından kaynaklı borçlu olunmadığına dair menfi tespit olduğunu iş bu icra dosyasındaki takip talebinin euro bedelli senedin fiili ödeme tarihli hesaba göre yapılmamış, 70.000,00 euro bedelin takip talebi tarihi itibariyle TL karşılığı bedeli hesaplanarak yapılmış olduğunu,
dava konusu icra dosyasındaki takip çıktısının 346.035,00 TL olup davacının açmış olduğu davadaki harca esas değerin de bu miktar olduğunu, kesinlikle davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte yukarıda bahsettikleri üzere heyetin davanın esası hakkında kabulü varsayımında, davalı müvekkilin dava değeri olan 346.035,00 TL üzerinden harç, yargılama gideri ve vekâlet ücretine mahkum edilmesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kaldırma kararı sonrası aldırılan bilirkişi heyeti raporuna göre karar verilmesinde bir isabetsizlik ve aykırılık bulunmamasına göre davalı vekilinin istinaf itirazlarına itibar edilmediği,
ancak mahkemece işbu menfi tespit davasında davacı lehine borçlu olunmadığına hükmedilen miktar üzerinden (icra takibi sırasında takip borçlusu davacıya karşı 70.000,00 euronun takip tarihi itibariyle Türk Lirası karşılığı üzerinden takip başlatıldığı dikkate alınmak suretiyle, yani takipteki TL cinsinden alacak miktarı üzerinden olmak üzere menfi tespite karar verilmiş olan dava değeri esas alınmak suretiyle) harç ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken aksi değerlendirme ve hesaplama ile davalı aleyhine daha fazla harç ve vekalet ücretine hükmedilmesinin usul,
yasa ve dosya kapsamına aykırı olduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurularak davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dilekçelerindeki ve istinaf başvurusundaki nedenlerle kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, 02.10.2016 düzenleme ve 31.12.2016 vade tarihli 70.000,00 euro bedelli senetten dolayı davacının borçlu olup olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 nci maddesi.
3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/1449, K. 2024/4973, 12 Haziran 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama