KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2023/3351 E., 2024/6329 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Eylül 2024
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2021/2055 Esas, 2023/412 Karar
- Hüküm
- Esastan ret
- İlk derece mahkemesi
- İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Sayısı
- 2014/535 E., 2021/423 K.
Karar Metni
1.342 kelime·7 dk okuma·6 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 10.09.2024 günü hazır bulunan davacılar vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... ... ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
KARAR
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketlerin döşemelik kumaş pazarında ithalat ve ihracat faaliyetlerini yürüten, 2002 yılından beri de İstanbul Anadolu ve Avrupa bölgelerinde suni deri alanında ve ... mülkiyet haklarına konu edilmiş microfibers döşemelik kumaş, İtalyan dokuma kumaş ürünlerinde de Türkiye'de tek yetkili satıcısı olarak faaliyet gösterdiğini, müvekkili şirketlerin ticari faaliyetlerini yaklaşık 10 yıldır müşterisi olduğu davalı bankanın Güneşli Medya Şubesiyle karşılıklı ... ile istikrarlı bir biçimde yönetmiş olduğunu, 14.01.2013 tarihinde davalı bankanın Güneşli Medya Şubesi müdürü ... ...'nin,
müvekkili şirketlerin de içinde yer aldığı bir kısım hesaplardaki paraları hileli işlemler ve bir takım usulsüzlüklerle toplam 1.550.000,00 TL'yi zimmetine geçirdiğini, şüpheli hakkında bankacılık kanununda tanımlanan zimmet suçu ve ilgili suçları işlediği şüphesi ile Cumhuriyet Savcılığı nezdinde soruşturma başlatıldığını, müvekkili şirketlerin hesaplarının boşaltılmış olduğunu 14.01.2013 tarihinde fark etmesi üzerine davalı bankadan 1.550.000,00 TL'yi talep ettiğini, konu ile ilgili 8 kez toplantı yapıldığını ve 33 kez de ihtar ve yazı gönderildiğini,
bu arada davalı bankanın 22.03.2013 tarihine kadar müvekkili hesapları ile ilgili sadece vadesi gelen çeklerle ilgili ödemeler haricinde yükümlülüklerini yerine getirmediklerini ve yapılması gereken iş ve işlemleri zamanında yapmayarak veya eksik yaparak müvekkillerini zarara uğrattığını, müvekkillerinin hak arama çabası içinde kaybettikleri zaman diliminde zararları ve yoksun kalınan kar kaybından dolayı 281.800,00 euro zarara uğradıklarını, müvekkili şirketlerin hesaplarında bulunan paraları kullanamamasından dolayı ticari faaliyetlerinin yerine getirilememesine,
ödemelerini zamanında ve tam olarak yapamamasına neden olduğunu, müvekkillerinin siparişleri karşılayamadığını, bir ... ve itibar müessesesi olan bankanın tutarsız davranışları ve krizi iyi yönetememesi nedeniyle müvekkillerine verdiği zararı karşılaması gerektiğini iddia ederek müvekkilinin davalı banka personeli tarafından hesaplarından haksız çekilmiş olan 1.550.000,00 TL'nin iadesi talebinin yerine getirilmemiş olması nedeniyle 5 adet kumaş siparişinin yerine getirilememesi nedeniyle toplam 157.050,00 euro karşılığı 405.063,36 TL ile koleksiyon geliştirme talebinin yerine getirilememesinden kaynaklanan 124.750,00 euro karşılığı
321.755,20 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; hesaplarında bilgileri dışında yapılan işlemler nedeniyle davacıların da aralarında bulunduğu 23 müşteriye ödemeler yapıldığını, bunlara ilişkin ibranameler alındığını, davacı ve ortakları ile de ayrı ayrı imzalanan ibranamelerde müvekkili bankadan başkaca hak ve alacaklarının kalmadığı konusunda mutabık kalındığını, buna ilişkin ibranamelerin dosyaya sunulduğunu, buna rağmen davacıların bu ibranameleri göz ardı ederek gönderdikleri ihtar ile ibranameleri tehdit ve baskı altında imzaladıklarından bahisle asılsız taleplerde bulunduklarını, halbu ki böyle bir durumun olmadığını,
davacıların zararına mesnet olarak hukuken hiçbir değer atfedilmeyecek ve her zaman düzenlenmesi mümkün olan siparişi yerine getiremediklerinden 726.818,56 TL zarara uğradıklarını iddia etmelerinin hesaplarda bulunan tutarlar ve tekstil piyasasındaki işlem vadeleri göz önüne alındığında gerçeklerden uzak olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, kendisini sektöründe Türkiye'nin önde gelen firmalarından birisi olarak tanıtan davacı tarafın hesaplarından bu miktarda bir paranın çekilmesi ile müzayaka haline düşeceğinin kabul edilmesinin hayatın olağan akışına ters düştüğü, bu kabulün mümkün bulunmadığı, kendisi de tacir olan davalı banka tarafından yapılacak ödeme nedeniyle ibraname talep edilmesinin ve yine ibraname verilmemesi halinde alacak miktarının mahkemece tespit edileceği yönündeki beyanın, hukuka, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka ve adaba aykırı bir yönünün bulunmadığı,
davacıların hesaplarından çekilen paranın tamamının kısa bir süre içinde hesaplarına yatırıldığı, davacı tarafın, zararının karşılanıp ibraname verildikten kısa süre sonra ibranamelerin müzayaka halinde düzenlendiğini ileri sürmesinin aynı zamanda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesine göre kötü niyet teşkil ettiği, ayrıca söz konusu dönem içinde alınan siparişlerin yerine getirilememesi ve kar kabına uğranılmasının davacı şirketlerin (kendilerine göre de) sektörde ileri gelen şirketler olduğu gözönüne alındığında,
sadece davalı tarafından hesaplarından usulsüz olarak çekilen paraların zamanında ödenmemesinden kaynaklandığına ilişkin dosyada herhangi bir delilin bulunmadığı göz önünde bulundurularak davacılar tarafından açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekilince istinaf edilmiştir.
Davalı vekili İlk Derece Mahkemesi kararına karşı tashih talebinde bulunmuş olup İlk Derece Mahkemesinin 17.09.2021 tarihli ek kararı ile davalı vekilinin vekâlet ücretine yönelik tashih talebinin, davanın alacak davası olması nedeniyle nisbi vekâlet ücretine hükmedilmesine yönelik olup bu husus esasa yönelik, hukuki değerlendirmeyi gerektiren bir talep niteliğinde olmakla ve Mahkemece gerekçeli kararda da belirtildiği gibi davanın tazminat davası olarak değerlendirilip bu kapsamda vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle vekâlet ücreti yönünden yapılan tashih talebinin yerinde olmadığı,
davalı vekilinin hükmedilen ve iadesine karar verilen harca yönelik tashih talebinin, dava değeri gözönünde bulundurularak yargılama sonunda davacı tarafa iadesine karar verilen harcın, davacıya iade edilmemesi gerektiği hususuna yönelik olup alınmasına ve iadesine karar verilen harç yönünden hükümde yazı veya hesap hatası bulunmadığı gibi davanın reddine karar verilmesi nedeniyle davacı taraftan maktu red harcı alınmasına ve fazladan yatırılan harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine yönelik hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmaması nedeniyle harca yönelik hüküm yönünden yapılan tashih talebinin de yerinde
olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin tashih talebinin reddine karar verilmiş, ek karar davalı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince, davalı çalışanının zimmetine geçirdiği tutarların davacılara iade edildiğine dair taraflar arasında ihtilaf bulunmadığı, davacıların dava dışı firmalardan alınan siparişlerin ve koleksiyon geliştirme tekliflerinin, 14.01.2013-22.03.2013 tarihleri arasında bu tutarların tamamını kullanamamaları nedeniyle kabul edilemediğini ve bu nedenle zarara uğranıldığını, diğer ifade ile davacıların hem iddia ettiği zararları hem de bu zararlar ile davalı çalışanının zimmet, davalı bankanın geç iade eylemleri arasında illiyet bağı bulunduğunu somut delillerle ispat edemediği,
öte yandan davacı şirketlerin imzaladıkları 22.03.2013 tarihli ibranamelerin yalnızca zimmete geçirilen tutarların iadesini değil, bu eylemler nedeniyle uğranılan zararları da kapsadığı, gabin iddiası bakımından davacıların, ibra sözleşmelerinde edimler arası aşırı oransızlık bulunduğunu ispat edemedikleri gibi davacı şirketlerin ibraname tarihleri itibariyle ticari faaliyetlerinin devamı bakımından müzayaka halini oluşturacak düzeyde nakit ihtiyaçlarının bulunduğunu, davalının da bu durumdan faydalanma kastının mevcut olduğunu somut delillerle ispat edemedikleri,
ibra sözleşmeleri bakımından gabinin unsurları oluşmadığından davacıların davalı şirketten tazminat talebinde bulunamayacakları, davanın bu gerekçelerle reddinde isabetsizlik bulunmadığı, davalı vekilinin ek karar yönelik istinaf başvurusu bakımından yapılan değerlendirmede, eldeki dava sözleşmeye dayalı olmakla birlikte, sözleşmeden doğan bir edimin ifasının talep edilmediği, aksine sözleşmeye aykırılık nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkin olduğu,
maddi tazminat taleplerinin haksız fiile veya sözleşmeye aykırılık sebebine dayalı olabileceği, Mahkemece davanın, maddi tazminat davası olarak nitelendirilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, maddi tazminat taleplerinin tamamen reddi hâlinde, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca davacı aleyhine maktu vekâlet ücretine hükmedilmesinin gerektiği, yine davanın reddi kararlarının maktu karar harcına tabi olduğu gerekçesiyle davacılar vekilinin asıl karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin ek karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş,
karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, taraflar arasındaki bankacılık hizmet ilişkisine aykırılık nedeniyle davacının uğradığı zararın tazmini istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 28 inci maddesi ile 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi.
3. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurularının 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/3351, K. 2024/6329, 12 Eylül 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama