KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2023/4264 E., 2024/6587 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Eylül 2024
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2020/1419 Esas, 2023/559 Karar
- Hüküm
- Esastan ret
- İlk derece mahkemesi
- İstanbul 1. ... ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2017/389 E., 2018/483 K.
Karar Metni
1.307 kelime·7 dk okuma·6 bölüm
Taraflar arasındaki marka hükümsüzlüğü davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde. 98/016618 sayılı “Özel Bilgi Lisesi 1983 Şekil”, 2007/54287 sayılı “bilgi”, 2009/51335 sayılı “Bilgi+ Şekil” markalarının 41. sınıf hizmetlerde davalı şirket adına tescil edildiğini, müvekkilinin itirazına gerek duymaksızın Türk Patent ve Marka Kurumu’nun (TÜRKPATENT) bu başvuruları reddetmesi gerekirken marka tescillerini gerçekleştirdiğini,
2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’na 07.06.1996 tarih ve 4142 sayılı Kanun’la eklenen ek 38 inci madde uyarınca kurulan müvekkilinin 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi kamu tüzel kişiliğine haiz bir vakıf üniversitesi olduğunu, üniversitelere isimlerin kurucu vakfın teklifi ile Kanunla verildiğini, kamu tüzel kişiliklerinin isimlerinin tecavüze karşı korunması için marka tesciline ihtiyaç bulunmadığını, kanunen koruma altında olduklarını,
vakıf üniversitelerinin ticari ya da iktisadi faaliyet için değil kamu hizmeti niteliğinde üniversite eğitimi ve bilimsel araştırma hizmeti için kurulduğunu, müvekkilinin de “Bilgi” ibareli isminin kanunen koruma altında bulunduğunu, ismin özel hukuk tüzel kişilerince kullanılmasının halk nezdinde karıştırılma ihtimalini doğurduğunu, 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (556 sayılı KHK) 7 nci maddesinin birinci fıkrasında mal veya hizmetin niteliği, kalitesi veya üretim yeri, coğrafi kaynağı gibi konularda halkı yanıltacak markaların ret gerekçeleri arasında sayıldığını,
özel sektör kuruluşunun bir kamu kurumunun adını kullanarak hizmet vermesinin nitelik hususunda halkı yanıltabileceğini, davalının müvekkili ile bağlantılı olduğu, üniversitenin kalite ve standartlarını taşıyacağı gibi bir çok yanılgıya sebebiyet vereceğini, müvekkilinin”Bilgi” ibaresini içeren bir çok marka tescilini sağladığını ya da başvurusunu yaptığını, davalının 1996 yılında kurulan ve “Bilgi” ibaresini tanınmış hale gelen müvekkilinin bu tanınmışlığından yarar sağlayacağını, davalının kötü niyetli olduğunu, “Bilgi” kelimesinin tek başına tescile konu edilemeyeceğini ileri sürerek 98/016618 sayılı “Özel Bilgi Lisesi 1983+ Şekil”,
2007/54287 sayılı “bilgi”, 2009/51335 sayılı “Bilgi+ Şekil” markaların hükümsüzlüğünü talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı, davaya cevap vermemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, TÜRKPATENT nezdinde davalı adına hükümsüzlüğü talep edilen 98/016618 numaralı “özel bilgi lisesi 1983 şekil” markasının 41. sınıfta eğitim hizmetleri için, 2007/54287 numaralı “bilgi” markasının eğitim ve öğretim hizmetleri için, 2009/51335 numaralı “bilgi şekil” markasının eğitim ve öğretim hizmetleri için tescil edildiği, davacı adına TÜRKPATENT nezdinde ağırlıklı olarak “Bilgi” ibareli 35, 41 ve 42. sınıflarda pek çok marka tescili ve marka başvurusu bulunduğu,
tarafların 41. sınıfla sundukları hizmetler eğitim öğretime yönelik olmakla birlikte markayı kullanan taraflardan davacının üniversite, davalının okul öncesi- ilk- orta- lise eğitimi verdiği, davacı üniversitenin bir yönü ile alt yapısı olan lise mezunu öğrencilerin yetişmesine imkan oluşturan farklı iki kurumun söz konusu olduğu, davalının Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumlan Genel Müdürlüğünden kurum açma, öğretime başlama onayı bulunan ve sonuçta ilk- orta- lise eğitiminden sonra üniversiteye girebilmenin ön koşulu olan lise diploması verdiği,
söz konusu hizmetlerin, seviye bakımından bir birinden farklı olması ve davalının hizmetini almayan tüketicinin davacı hizmetlerinden yararlanamayacağı, tarafların bir yönü ile sundukları hizmet yönünden birbirinin tamamlayıcısı olduğu, birbirini bütünleştiren konumda olmaları sebebiyle, tarafların karşılıklı olarak “BİLGİ” ibaresini kullanmalarının taraf hizmetlerine olumsuz yansıması olmayacağının bilirkişi raporunda isabetle tespit edildiği, her iki tarafın markaları ortak olarak 41. sınıf hizmet sınıfı kapsamında olsa da faaliyet alanlarının ve markaları kullanım alanlarının farklılık taşıdığı,
farklı müşteri portföyüne hitap ettikleri, iki hizmet sektörü arasında eğitimde rekabet unsurundan söz edilemeyeceği, bu sebeple markaların karıştırılamayacağı, davalının 1968-1969 yılından beri ilköğretim ve devamında lise düzeyindeki öğretim kurumlarında “BİLGİ” ibaresini marka olarak kullandığı, dolayısıyla eskiye dayalı kullanım sebebi ile öncelikli hak sahipliğinin 1968 yılından beri markaya yatırım yapan davalıya ait olduğu hususunun da bilirkişi heyetince belirlendiği,
98/016618 numaralı, 41. sınıfta eğitim hizmetleri için tescilli “özel bilgi lisesi 1983 şekil” markasının tescilinden itibaren davanın açılmasına kadar yaklaşık 18 yıl geçtiği, aynı sektörde faaliyet gösteren tarafların birbirlerinden haberdar olmamaları mümkün görülmediği, taraflar arasında 2002 yılında açılmış markaya tecavüzün men’i davasına ilişkin İstanbul 1 ... ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2002/546 E. sayılı dosyasında verilen kararın 20.10.2006 tarihinde kesinleştiği, davacının 98/016618 sayılı markadan 2002 yılından beri haberdar olduğu, buna ses çıkarmadığı,
uzun süre sessiz kalma suretiyle hak kaybına uğrayacağı, bu husus davalı yanca ileri sürülmese dahi re’sen dikkate alınacağı, bilgi kelimesinin kullanıldığı sektör ve markanın korunduğu sınıf itibariyle bir anlamda eğitim sektöründe sıkça kullanıldığı, tanımlayıcı ve zayıf olduğu, davalının “bilgi” ve “bilgi” ibareli markaları 1968 yılından beri kullandığı,
davalının tüm markalarının eskiye dayalı kullanım sebebiyle zayıf marka olmasına rağmen kullanım sonucu ayırtedicilik kazandığı hususu da bilirkişi heyetince tespit edildiğinden davacı yanca ileri sürülen dava sebeplerinin hiç birinin somut olayda ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince, itiraza mesnet gösterilen markalarda “BİLGİ” kelimesinin ortak unsur olduğu, bu ibarenin önüne veya ardına muhtelif yan ve tamamlayıcı unsurların eklendiği, markaların tamamında “BİLGİ” kelimesinin ön planda çıkacak biçimde tasarlandığı, esas unsur konumunda kullanılmak istenildiği, “bilgi” kelimesinin markalarda sıkça kullanıldığı, eğitim ve öğretim alanında zayıf ayırt edicilik taşıdığı,
böyle bir kelimenin tek bir firmanın tekeline bırakılmasının marka hukuku ilkeleri ile bağdaşmayacağı, markalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde görsel ve işitsel olarak birbirinin aynı veya devamı olduğu intibaı uyandırmadığı,
davalı markası kapsamında kalan sınıflar açısından aynı/aynı tür mal ve hizmetler tespit edilse de, fonetik ve görsel olarak bir bütün halinde yapılan değerlendirilme sonucunda taraf markaları hem görsel olarak hem de telaffuz edildiğinde birbirinin aynı veya devamı olduğu intibaını uyandırmadığından davalı markası ile davacı markaları arasında 556 sayılı KHK’nın 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi anlamında karıştırılma tehlikesi olmadığı,
dava konusu marka kapsamındaki mal ve hizmetlerin, davacı markaları kapsamındaki mal ve hizmetlerle aynı/ aynı tür, benzer olmasına rağmen, taraf markalarının işaretlerinin benzer olmaması ve iltibas tehlikesinin doğmaması nedeniyle hükümsüzlük şartlarının oluşmadığı, davacının 556 sayılı KHK’nın 8 inci maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında eskiye dayalı kullanım nedeniyle üstün ve öncelikli hak iddiasının değerlendirilebilir ve yerinde olmadığı,
“BİLGİ” kelimesi açısından davalının markasının, davacı markası açısından tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarına zarar verebileceği kanaatine varılamadığı, davacının tanınmışlık iddiasının davalı tarafından markasının kullanılmaya başladığı tarih itibariyle ispatlanamadığı, 556 sayılı KHK’nın 8 inci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan koşulların oluşmadığı, taraf markaları arasında karıştırılma tehlikesi olmadığı ve dolayısıyla tanınmışlığın bu durumu etkilemeyeceği, davalının başvurusunun kötü niyetli olduğuna ilişkin somut veriler dosya kapsamında yer almadığı,
tescilli bir marka ile davacının tescilsiz markası arasında hizmetler yönünden 556 sayılı KHK'nın 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 556 sayılı KHK'nın 42, 7 ve 8 inci maddeleri.
3. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/4264, K. 2024/6587, 19 Eylül 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama