KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2023/4550 E., 2024/6242 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 11 Eylül 2024
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2023/406 Esas, 2023/788 Karar
- Hüküm
- Başvurunun esastan reddine
- İlk derece mahkemesi
- İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Sayısı
- 2022/454 E., 2022/847 K.
Karar Metni
2.101 kelime·11 dk okuma·12 bölüm
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde. Bartın Çimento San. ve Tic.
A.Ş.'ye ait fabrikanın 329285718 numaralı Makina Kırılması Sigorta Poliçesi ile müvekkili Anadolu Sigorta tarafından %35, Sompo Sigorta tarafından %20 oranında olmak üzere müşterek sigortacı olarak sigortalandığını, dava konusu zarara sebebiyet veren hadisenin sigortalı fabrikanın Roller Press ünitesinde meydana geldiğini, ünitenin 18.02.2020 tarihinde rutin senelik revizyon bakımı için duruşa alındığını ve planlanan bakım kapsamında Solid Roller'lerin aşınan yüzeyinde çatlaklar tespit edildiğini, bu sebeple yaptırılmış olan manyetik ve ultrasonik testlerin dava dosyasına sunulduğunu,
söz konusu raporlarda MT-001 olarak adlandırılan hareketli Solid Roller yüzeyinde çok sayıda çatlak olmakla beraber özellikle derinliği 250 mm kadar uzanan çatlaklar görüldüğünü, 2019 Şubat - 2020 Mart arasında 5008 saat çalışmış olan ünitede role üzerinde derinliği 250 mm kadar uzanan çatlakların olmasının kabul edilemez nitelikte olup durumun davalı şirkete bildirildiğini, ancak olumlu dönüş alınmadığını, ne malzeme boyutu ile ilgili bir olumsuzluk ne de çalışan sistemde bir eksiklik olmamasına rağmen planlı bakım için gerçekleştirilen duruşta fark edilen çatlağın imalat kusuru sebebiyle meydana gelmiş olduğunun tespit edildiğini,
söz konusu hasardan imalatçı olan davalının sorumlu olduğunu, fatura ve yapılan tespitlere uyularak belirlenmiş olan toplam 159.587,87 USD sigortalı zararının %35 payına isabet eden 55.855,76 USD'si müvekkil tarafından %20 payına isabet eden 31.917,57 USD'si ise Sompo Sigorta tarafından tazmin edilmiş olup, kanun ve poliçe hükümleri ile ibraname içeriği gereğince halefiyet ve temlik esasına göre sigortalısının haklarını devralmış olan müvekkili şirketlerin davalıya rücu hakkı doğduğunu, açıklanan işbu sebeplerle müvekkili şirket için 55.855,76 USD rücuen tazminat alacağının sigortalıya ödeme yapılan 30.11.2020,
Sompo Sigorta A.Ş. için ise 31.917,57 USD rücuen tazminat alacağının ise sigortalıya ödeme yapılan 27.11.2020 tarihinden itibaren işleyecek bankaların bir yıl vadeli döviz hesabına uyguladıkları en yüksek döviz faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; öncelikle usule ilişkin itirazlarını tekrarla müvekkili şirketin adresinin Köln şehrinde olduğunu, Türkiye'deki şubeye yapılan tebligatın geçersiz olduğunu, ayrıca işbu davada Türk Mahkemelerinin yetkili olmadığını, zorunlu arabuluculuk sürecinin yapılmadığını, genel yetki kuralı bakımından da müvekkil şirketin adresi dikkate alınarak Almanya Köln mahkemelerinin yetkili olması gerektiğini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 10 uncu maddesindeki yetki kuralı bakımından ise sözleşmenin ifa yeri mahkemelerinin yetkili olması gerektiğini,
satış sözleşmesi ICC'nin 560 sayılı Incoterms 2000 kuralları uyarınca EX Works Almanya teslim yeri olarak yapıldığını, bu bakımdan da Alman mahkemelerinin yetkili olduğunu, dava konusu alacağın zamanaşımına uğradığını, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 8 inci maddesi uyarınca Alman hukukuna göre değerlendirilmesi gerektiğini, esasa ilişkin olarak ise dava konusu olayın yabancılık unsuru ihtiva etmekte olduğunu,
5718 sayılı Kanun'un ikinci maddesi uyarınca mahkemenin uygulanacak hukuku kanunlar ihtilafı kurallarına göre re'sen takdir etmesi ve davaya ilgili hukuku uygulaması gerektiğini, 5718 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca işbu davada tarafların açıkça seçtikleri hukuk olan CISG hariç Federal Alman Cumhuriyeti hukukunun uygulanması gerektiğini savunarak esasa ilişkin beyanlarıyla birlikte davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tüm dosya kapsamına göre, dava konusu satış sözleşmesinin davalı şirketin Köln/Almanya'da bulunan merkezi ile dava dışı sigortalayan arasında yapıldığı, davada husumetin davalı tedarikçinin merkezine yöneltildiği, ancak dava dilekçesinin davalı şirketin İstanbul Şubesine tebliğ edildiği, bu haliyle tebligatın usulsüz olduğu, 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun (7201 sayılı Kanun) 32 nci maddesi gereğince muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi olarak kabul edildiğinde davalı yanın uluslararası yetki itirazının süresinde ileri sürüldüğü,
taraflar arasında imzalanan satım sözleşmesi ve eki niteliğindeki genel şartların geçerli ve taraflar açısından bağlayıcı olduğu, iş merkezinin Almanya’nın Köln şehrinde olması ve sözleşmenin açık hükmü karşısında davacının davasını Türk Mahkemeleri nezdinde açmasının mümkün olmadığı, Türk Mahkemelerinin yargı yetkisinin bulunmadığının anlaşıldığı, davanın dava dışı sigortalı adına rücuen davacı şirket tarafından açıldığı, davalı ile sigortalı şirket arasındaki yetki anlaşmasının 6100 sayılı Kanun'un 17 ve 5718 sayılı Kanun'un 47 nci maddesi hükmüne göre geçerli olduğu,
yetki sözleşmesinin taraflardan başka tarafların cüzi ve külli haleflerini de bağladığı, bu nedenle sözleşmenin tarafı olan sigortalı adına rücuan açılan eldeki davada yetki sözleşmesinin davacı ... şirketini de bağladığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; açılan davada tebligatın şube adresine yapılmasının yasaya uygun olduğunu, yetki itirazının kabulünün hukuka aykırı olduğunu, öncelikle yasal süresi içerisinde sunulmadığı sabit olan cevap dilekçesi kapsamında yer alan itirazların dikkate alınmasının mümkün olmadığını, Mahkemenin 08.07.2021 tarihli ön incelemeye hazırlık tutanağında;
davaya yasal süresi içerisinde cevap verilmediğini, dilekçeler teatisinin tamamlandığını tespit ettiğini, bu aşamadan sonra sunulmuş olan söz konusu dilekçenin cevap dilekçesi olarak kabulü mümkün değil iken itirazları dikkate alınmaksızın davalı tarafın yetki itirazının incelenerek kabulüne karar verilmiş olmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, taraflar arasında geçerli kabul edilebilecek bir yetki anlaşması bulunmadığını, davalı yanın iddia ettiği üzere teklif formuna atıfta bulunulan "genel işlem koşullarının" yetki şartı düzenlemesi olarak kabul edilemeyeceğini,
atıf yapılmış olan metnin sigortalıya gönderilmemiş olması sebebiyle geçerli bir yetki sözleşmesinin varlığından bahsedilemeyeceğini, yine söz konusu şartın, genel işlem şartı olarak kabulünün gerektiğini, ayrıca yetki şartının açık ve belirli olmasının zorunlu olduğunu, "Tedarikçinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesi" şeklindeki şartın açık ve belirli olarak nitelendirilmesi ve neticede geçerli kabul edilmesinin mümkün olmadığını, sigortalının tedarikçinin merkezinin bulunduğu yeri bilmek gibi bir zorunluluğu da bulunmadığını,
davalının tüm müşterileri için kullandığı açık olan genel işlem şartlarının özel olarak müvekkili şirket sigortalısı için düzenlenmiş şartları ihtiva etmediğini, matbu olduğunu bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasıyla davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, Türk Mahkemelerinin yargı hakkının bulunmasının dava şartı olduğu, İlk Derece Mahkemesince taraflar arasındaki yetki sözleşmesi kapsamında Köln Mahkemelerinin yetkili olduğu belirlenerek, dava şartının bulunmadığının belirlendiği, Mahkemece davalı Alman şirketinin Türkiye'deki şubesine tebligat yapılmış olup, davalı yanın tebligatın usulsüz olduğunu savunduğu,
davacıların ise dava konusu uyuşmazlığın delil listesinin ek-10 kısmında gösterilen belgelerle, şube işleminden kaynaklandığını ileri sürdüğü, Tebligat Yönetmeliğinin 20 nci maddesinin üçüncü fıkrasında "Gerçek ve tüzel kişilere ait ticari işletmelerin işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, ticari işletmenin o işlemde yetkili ticari temsilcisine yapılan tebliğ geçerlidir." düzenlemesi karşısında, somut olayda dava konusu satış işleminin şube işlemi olmadığı, sözleşme ilişkisinin şube aracılığıyla değil, doğrudan yabancı şirket merkeziyle yapılmış olduğu anlaşıldığından,
şubeye yapılan tebligatın geçersiz olduğu kabulü ile davalının süresinde yaptığı yetki itirazının değerlendirilmesinin isabetli olduğu, davalı yanca davacıların ileri sürdüğü yetki şartının geçersizliği iddia edilmişse de, somut olayda davanın konusu para alacağı olup tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği nitelikte olduğu, ayrıca bu tür davalara ilişkin kanunlarımızda kesin yetki kuralı bulunmadığı, yetki sözleşmesinin diğer geçerlilik koşulunun ise yazılı şekilde yapılmış olması ve uyuşmazlık konusu ile yetkili kılınan mahkeme veya mahkemelerin göstermiş olması olduğu,
6100 sayılı Kanun'un 18 nci maddesinde yazılı şekilden bahsedilmiş ise de yazılı şeklin unsurları konusunda bir açıklamaya yer verilmediği, bu nedenle sözleşmelerin geçerlilik koşulu olan yazılı şeklin unsurları bakımından genel hüküm olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 14 üncü maddesine başvurmak gerektiği, anılan madde uyarınca yazılı şeklin zorunlu unsurlarından birisinin tarafların imzası olmakla birlikte maddenin ikinci fıkrasında, kanunda aksi öngörülmedikçe imzalı bir mektup, asılları borç altına girenlerce imzalanmış telgraf,
teyit edilmiş olmaları kaydıyla faks veya buna benzer iletişim araçları ya da güvenli elektronik imza ile gönderilip saklanabilen metinlerin de yazılı şekil şartını sağlayacağının belirtildiği, buna göre teyit edilmiş olmaları kaydıyla faks veya buna benzer iletişim araçları ile teati edilen metinlerin yazılı şekil şartını sağladığının kabul edilmesi gerektiği, elektronik posta yolu ile gönderilen metinlerin faks veya buna benzer iletişim araçları ile gönderilen belgeler kapsamında olduğu,
yani tarafların kabulünde olmak kaydıyla, e posta yoluyla gönderilip saklanan metinlerin, ıslak imza koşulu aranmaksızın yazılı sözleşme kabul edileceği, somut olayda davalı tarafından davacının sigortalısına "Yurt dışı işlemlere yönelik makine, ekipman ve orijinal parça tedarikine ilişkin şartlar ve koşullar" başlıklı sözleşme örneğinin e-posta yoluyla gönderildiği, akdî ilişkinin bu belge üzerinden kurulduğu, akabinde sipariş teyidinin yapıldığına dair 21.03.2018 tarihli sipariş teyidinin gönderildiği,
esasen davalı vekilinin cevap dilekçesinde akdî ilişkinin bu belge kapsamında kurulduğunu belirttiği, davacılar vekilinin ise 25.08.2021 tarihli cevaba cevap dilekçesinde buna karşı bir itirazda bulunmayıp sadece teklif formunda atıfta bulunulan genel işlem koşullarının denetime tabi olduğunu, bu şekilde düzenlenen yetki şartının geçersiz olduğunu savunduğu, dolayısıyla akdî ilişkinin bu e-posta ile kurulduğunun kabul edilmesi gerektiği, buna göre 6098 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yazılı şekil şartının sağlandığı,
davacılar vekili e-posta yoluyla gönderilen sözleşmede atıf yapılan genel işlem koşullarının geçersiz olduğunu ileri sürmüşse de 6098 sayılı Kanun'un 20 nci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde, sözleşmede atıf yapılan eklerin de genel işlem koşulu olarak sözleşmeye dâhil olduğunun belirtildiği,
genel işlem koşulu içeren sözleşmenin geçersiz olması için aynı Kanun'un 25 inci maddesi uyarınca, karşı tarafa dürüstlük kurallarına aykırı olarak zarar verici veya karşı tarafın durumunu ağırlaştırıcı nitelikte olması gerektiği, yani sözleşmenin salt genel işlem koşulu şeklinde düzenlenmesinin sözleşmeyi geçersiz kılmayacağı, tacir olan tarafların genel işlem koşulu içeren sözleşme düzenlemeleri olağan olduğu gibi sözleşmede yetki şartı konulmasının, sözleşmenin niteliğine aykırı veya dürüstlük kuralına aykırı haksız şart olarak kabul edilemeyeceği, diğer taraftan somut olayda uyuşmazlık konusu sözleşme ilişkisinin belli olduğu,
bu anlamda belirlilik koşulunun sağlandığı, mahkemenin belirli olup olmadığı yönünden yapılan incelemede; taraflar arasında teati edilen sözleşme metninde yetkili mahkemenin tedarikçinin yani davalının yerleşim yeri mahkemesi olduğunun belirtildiği, davalının yerleşim yerinin Almanya/Köln olduğu hususunun satım ilişkisinin taraflarının bilgisi dâhilinde olduğu zira, davacının sigortalısı olan Bartın Çimento tarafından davalıya çekilen ihtarnamede davalının yerleşim yerinin Köln (Cologne) Almanya olarak gösterildiği,
her ne kadar sözleşme metninde açıkça Köln Mahkemeleri belirtilmemişse de davalının yerleşim yerinin tarafların bilgisinde olup bu belirli yer mahkemesine atıf yapıldığı, dolayısıyla dava dışı sigortalı bakımından bağlayıcı olan yetki sözleşmesinin, halefiyet ilkesi gereğince onun sigortacısı olan davacıları da bağlayacağı, bir an için yetki sözleşmesinin geçerli olmayacağı düşünülseydi bile; davacıların sigortalısı olan alıcı ile davalı satıcı arasındaki sözleşmenin Ex Works teslim şekli ile kurulduğu, teslim yerinin davalı Alman üreticinin iş yeri olduğu,
bu hususun 21.03.2018 tarihli sipariş teyidinde "Ticari Koşullar EXW Alman Üretici, Incoterms 2010'a göre ICC yayın no 715" şeklinde ifade edildiği, Incoterms kurallarına göre Ex Works teslim şeklinde satılan malın alıcıya tesliminin, tarafların kararlaştırdıkları satıcının işyerinde teslimle gerçekleşeceği, yani taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinde ifa yerinin davalının yerleşim yeri olduğu,
5718 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesi uyarınca Türk Mahkemelerinin uluslararası yetkisini iç hukuk kurallarının belirleyeceği, 6100 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesindeki genel yetki kuralı uyarınca genel yetkili mahkemenin davalının yerleşim yeri mahkemesi olduğu, aynı Kanun'un 10 uncu maddesi maddesi uyarınca sözleşmenin ifa yeri mahkemesinin de yetkili olduğu, her iki yetki kuralına göre de yetkili mahkemenin davalının yerleşim yeri olan Almanya/Köln Mahkemeleri olduğu, davalı vekilinin de yetki itirazında bu hususu belirttiği gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek ve buna ek olarak Bölge Adliye Mahkemesinin yetki sözleşmesinin geçersiz olduğu kabulüne dair gerekçesinin de hatalı olduğunu, sigortalı şirketin genel hükümler uyarınca zararın meydana geldiği yerde de dava açabileceğini, gizli ayıba dayalı davada ayıbın ortaya çıktığı sigortalı adresinde dava açılabileceğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davaya konu uyuşmazlığın çözümünde Türk Mahkemelerinin yetkili olup olmadığı noktasındadır.
2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Kanun'un 114 üncü maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 5718 sayılı Kanun'un 40 ve devam hükümleri.
3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı harcın istek halinde ilgililere iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/4550, K. 2024/6242, 11 Eylül 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama