KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2023/5054 E., 2024/7032 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 2 Ekim 2024
- Mahkemesi
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22.Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2023/602 Esas, 2023/718 Karar
- Hüküm
- Esastan ret
- İlk derece mahkemesi
- Ankara 9.Asliye Ticaret Mahkemesi
- Sayısı
- 2022/252 E., 2023/41 K.
- Birleşen dava
- Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/434 E.
Karar Metni
984 kelime·5 dk okuma·6 bölüm
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 21.05.2008 tarihli "Yeniden Satış Anlaşması ve Stratejik İşbirliği Anlaşması" ve 14.08.2008 tarihinde "Stratejik İş Ortaklığı Anlaşması" imzalandığını; bu sözleşmeler ile davalı şirketin ürünlerinin Türkiye çapında her türlü satış, pazarlama ve dağıtım yetkisinin münhasıran müvekkiline ait olacağının kararlaştırıldığını, davalı şirketin 28.10.2011 tarihli yazısında “her iki şirket arasında sözleşmeye dayanan herhangi bir yükümlülük ve ortaklık ilişkisi bulunmamaktadır” ifadesini kullanarak sözleşmesel ilişkinin sona erdirilmesi yönünde tek taraflı irade beyanını ileri sürdüğünü,
müvekkilinin Ankara 41. Noterliğinin 16.11.2011 tarih ve 42127 yevmiye numaralı yazısı ile 21.08.2008 tarihli "Stratejik İşbirliği Anlaşması"nın ancak iki tarafın mutabakatı ile sonlanabileceğini ilettiğini, davalının ise Üsküdar 9. Noterliği’nin 21.12.2011 tarih 46684 yevmiye numaralı ihtarı ile hiçbir neden göstermeksizin taraflar arasındaki "Stratejik İşbirliği Anlaşması"nın 2.maddesi gereğince sözleşmeyi fesh ettiğini bildirdiğini, feshin hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin Türkiye’de tek satıcı olması konusunda anlaşma yaptığını, ürünlerinin tanınmasının müvekkilince sağlandığını belirterek şimdilik 10.000,00 TL maddî tazminat,
10.000,00 TL mahrum kalınan kâr ve 10.000,00 TL portföy tazminatının ayrıca 150.000,00 TL manevî tazminatın zararın gerçekleştiği tarihten itibaren avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 27.10.2016 tarihli ıslah dilekçesi ile denkleştirme tazminatı ve yoksun kalınan kâr ve maddi tazminat taleplerini 1.500.000,00 TL olarak ıslah etmiştir.
Birleşen davada davacı vekili, esas davanın 23.05.2012 tarihinden bu yana devam ettiğini, davalı ile müvekkili şirket arasında mevcut 21.05.2008 tarihli, yeniden satış anlaşması ve stratejik iş birliği anlaşması ve 14.08.2008 tarihli, stratejik iş ortaklığı anlaşması ile davalı şirketin Türkiye çapında her türlü satış, pazarlama ve dağıtım yetkisinin müvekkili şirkete ait olacağının kararlaştırıldığını, davalının sözleşmeyi haksız olarak fesih etmesi nedeniyle esas davada 10.000,00 TL maddi tazminat,
10.000,00 TL portföy tazminatı ayrıca 150.000,00 TL manevi tazminat zararının gerçekleştiği belirtilerek zararın gerçekleştiği tarihten itibaren avans faizi uygulanmak suretiyle tahsili amacıyla açılan davada maddi tazminat isteğinin ıslahla 1.500.000,00 TL'ye yükseltildiğini, söz konusu davanın 10 yıldır devam etmesi nedeniyle müvekkilinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) aşkın zarar başlığı altında düzenlenen 122'nci maddesi uyarınca, faizi ile karşılanamayan munzam zararının oluştuğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirket ile davacı arasında 2008 yılında başlayan bilişim alanındaki ticarî ilişkinin 2011 yılında sona erdiğini, taraflar arasındaki çatı sözleşme olan ... olarak adlandırılan sözleşmenin 14. maddesine göre tahkim şartı bulunduğunu, davada yetkili mahkemenin Kadıköy Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olmadığını ve dolayısıyla davacının portföy tazminatı talep etmesinin hukukî dayanağının bulunmadığını, sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğini,
zarar oluşmadığını ve manevî tazminat istenemeyeceğini bildirerek davanın reddini istemiştir. Birleşen davada davalı vekili; davacının ana davanın kendi lehine sonuçlanıp müvekkili şirket aleyhine bir karar tesis edilmişcesine mevcut birleşen dava ile aşkın zarar davası açmasının mümkün olmadığını, ayrıca davacının talep edebileceği aşkın bir zararında bulunmadığını bildirerek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, taraflar arasındaki sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi ya da acentelik sözleşmesinden kaynaklanmasının, davacının sözleşme kapsamında talep edebileceği maddi tazminat yönünden bir farkı bulunmadığı, taraflar arasındaki sözleşmelerden kaynaklı hukuki ilişkinin tek satıcılık sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, taraflar arasındaki sözleşmelerin süreli yapıldığı ve tarafların sözleşmeyi neden belirtmeksizin feshetme yetkisi verildiği dikkate alındığında, sözleşmenin feshedilmesinde usulsüzlük bulunmadığı,
yine ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli olmakla hükme esas alınan ikinci bilirkişi kurulu raporunda da açıklandığı üzere, davacının sözleşme kapsamında 1255 gün içerisinde tek bir iş yaptığı ve yeni müşteri kazandırdığı kanıtlanamadığı anlaşılmakla maddi ve manevi tazminat talep etme hakkı bulunmadığı, esas dava ret ile sonuçlanmış olmakla aşkın zarar iddiasına dayalı olarak talepte bulunulamayacağı belirtilerek asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince, davacının 1255 gün içinde tek bir iş yaptığı ve yeni müşteri kazandırmadığı anlaşıldığından denkleştirme tazminatı, yoksun kalınan kâr, maddi ve manevi tazminat taleplerinin yerinde olmadığı, sözleşme süresi boyunca verildiği iddia edilen danışmanlık ve bakım hizmetlerinin tek satıcılık faaliyeti olarak yorumlanamayacağı, dolayısıyla mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Asıl ve birleşen dava, taraflar arasında "tek satıcılık" ilişkisi bulunduğu iddiasına dayalı olarak, sözleşmenin davalı tarafından haksız feshi nedeniyle davacı tarafından yapılan masraflara ilişkin maddî zarar, yoksun kalınan kâr ve davacı şirketin ticarî itibarı ve tanınmışlığından doğan portföy tazminatı ile manevî tazminat istemleri ve aşkın zarardan kanaklanan tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/5054, K. 2024/7032, 2 Ekim 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama