KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2024/5430 E., 2025/4993 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 9 Temmuz 2025
- Mahkemesi
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2023/1365 Esas, 2024/847 Karar
- Hüküm
- Kısmen kabul
- İlk derece mahkemesi
- KDZ.Ereğli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)
- Sayısı
- 2023/64 E., 2023/161 K.
Karar Metni
1.219 kelime·6 dk okuma·9 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 08.07.2025 günü hazır bulunan davacı vekilleri Av. ..., Av. ..., Av. .. .., Av. ... .. ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalının 2008 yılında akdettikleri sözleşme ile davalı tarafından üretilen demir levhaların satımı konusunda bir anlaşmaya varıldığını, sözleşme uyarınca davalının 2008 yılında müvekkiline kendi ürettiği 16.500 metrelik demir levha sevkiyatı yapıldığını, bu teslim alınan levhaların damgalanması ve etiketlenmesi ile ilgili davalı satıcı tarafından ayıplı olarak ifa edildiğini, davacı alıcının bu ayıplı ifa sebebiyle uğradığı zararın tazmini amacıyla taraflar arasında 03.04.2009 tarihinde bir çözüm anlaşması üzerinde mutabık kalındığını,
anlaşma kapsamında toplam zararın 6.6 milyon USD olarak hesaplandığını, bu anlaşmanın kısmi ifası niteliğinde olmak üzere 2.144.000,00 ABD dolarının, davalı tarafından davacıya yapılan indirimli satışlar yoluyla tahsil edildiğini, davalı tarafından tazmin edilmesi kararlaştırılan kalan miktarın tahsili için davalıdan ürün talep edildiğini, davalının kapasite yokluğu gerekçesi ile olumsuz cevap verdiğini, kalan zararın bu şekilde karşılanamaması sebebiyle tarafların 13.11.2009 tarihinde yeni bir çözüm anlaşması üzerinde mutabaka vardıklarını,
bu anlaşmaya göre toplam 4.8 milyon ABD dolarının 2010 yılının her çeyreğinde yarısı nakdi ödemelerle yarısı indirimli satış yoluyla olmak üzere dört taksit halinde tahsil edileceği şeklinde anlaşıldığını, anlaşma gereği davalının tazminat amaçlı sevkiyatları yapmaması üzerine,
2010 yılının Mart ayı içerisinde 1.2 milyon dolar bedelinde bir fatura gönderildiğini, işbu anlaşma gereğinin davalı tarafından ifa edilmediğini ileri sürerek 4.8 milyon ABD doları tutarındaki alacağının ve bu miktarın her bir 1/4 'lik kısmına mutabakatlarda belirlenen tarihlerden itibaren itibaren avans faizi ile birlikte temerrüt faizinin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının taraflar arasında sulh akdi yapıldığı ve bu akde çözüm anlaşması adı verildiği iddiasının tamamen muhdes ve dayanaksız olduğunu, müvekkili şirketin temsil ve ilzam şeklinin ticaret siciline tescil ve ilan edilmiş bulunan imza sirküleri ile sabit olduğunu, davacının iddia ettiği şekilde sulh sözleşmesinin şirketi ilzam edebilmesi için şirket yönetim kurulunun karar almış olması sonra bahse konu sözleşmenin birinci derece imza yetkisini haiz iki şirket yetkilisi tarafından imzalanması gerektiğini,
davacının sunduğu çözüm anlaşması adı altında sunduğu metinde müvekkili şirketin imzasının bulunmadığını, iddia edilen borcun kabul edildiğine dair imzalanmış bir senet, sözleşme olmadığını, şirket yönetim kurulu kararına ve şirketi ilzam edenlerin imzalarına bağlanmamış, hukuken mevcut olmayan bir sözde anlaşmaya davalı açılan davanın haksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile sözleşme serbestisi ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri, dürüstlük kuralı ile tarafların tacir olduğu ve basiretli olarak davranması gerektiği dikkate alındığında somut olaya konu 2008 tarihli anlaşma kapsamında davacı şirketin, davalı şirketten demir levha satın aldığı, davalı tarafından gönderilen levhaların damgalanmaması ve etiketlenmemesinden kaynaklı olarak davacı tarafın ayıplı ifa iddiasında bulunduğu, taraflar arasında bu konuya ilişkin karşılıklı yazışmaların yapıldığı,
devamında bu konuya ilişkin davacı şirketin görevlendirdiği iki kişinin davalı şirket fabrikasına gönderilerek etiketleme ve damgalama kapsamında eğitim alması hususunda karşılıklı olarak uzlaşıldığı, her ne kadar incelenen 03.04.2009 ve 13.11.2009 tarihli evrakların sözleşme mahiyeti taşımadığı görülse de, davalı tarafından düzenlenen proforma faturalar ve taraflar arasında yapılan yazışmalar dikkate alındığında, davalının davacının sunduğu icaba iştirak ettiği, bu evraklar kapsamında hareket ettiği, bu şekilde taraflar arasında aslında sözlü olarak bir anlaşmanın kurulduğunun kabulü gerektiği,
davalının her iki çözüm süreci kapsamında hareket etmesine rağmen sonrasında üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirmeyerek taraflar arasında sözleşme serbestisi ilkesi de dikkate alınarak kurulduğu anlaşılan sözlü anlaşmaya aykırı olarak böyle bir sözleşmenin kurulmadığını iddia etmesinin dürüstlük kuralı ve tacirin basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi ilkelerine aykırı olduğu, davalı adına davacıyla bir takım yazışmalar yapan ... ... ... ve ... ... davalının yetkili temsilcileri oldukları ve yapmış oldukları yazışmaların davalıyı bağladığı,
4.728.409,05 ABD doları ana para ve 972.019,37 ABD doları hesaplanmış faiz olmak üzere dava tarihi itibariyle davacının davalıdan talep edebileceği toplam tutarın 5.700.429,32 ABD doları olarak hesaplandığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile her ne kadar incelenen 03.04.2009 ve 13.11.2009 tarihli evrakların sözleşme mahiyeti taşımadığı görülse de, davalı tarafından düzenlenen proforma faturalar ve taraflar arasında yapılan yazışmalar dikkate alındığında, davalı tarafından davacıya gönderilen 1.200.000,00 USD’lik faturanın düzenlenerek davacıya gönderilmesi de dikkate alınarak davacı yanca bu kalem kadar alacağın ispat edildiği, fazlaya ilişkin zarar iddialarının ise dosya kapsamı ile ispat edilemediği,
alacağın bu miktarının davacı yanca ticari kayıtlarında 1.128.409,95 USD olarak kaydedildiği gözetildiğinde, Mahkemece bu miktar yönünden davalı yanın ayrıca temerrüde düşürülmediği gözetildiğinde dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle tarafların istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, asıl alacak ve işlemiş faiz tutarının tahsili istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına ve İlk Derece Mahkemesince,
incelenen 03.04.2009 ve 13.11.2009 tarihli evrakların sözleşme mahiyeti taşımadığına ilişkin gerekçeye karşı davacı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmamasına, Bölge Adliye Mahkemesince de 03.04.2009 ve 13.11.2009 tarihli evrakların sözleşme mahiyeti taşımadığı görülse de, davalı tarafından düzenlenen proforma faturalar ve taraflar arasında yapılan yazışmalar dikkate alındığında,
davalı tarafından davacıya gönderilen 1.200.000,00 USD’lik faturanın düzenlenerek davacıya gönderilmesi de dikkate alınarak davacı yanca bu kalem kadar alacağın ispat edildiğinin kabul edilmesine göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
KARŞIOY
Dava, tacirler arasında satım sözleşmesinde; her iki tarafça da kabul edilen ayıplı ifadan kaynaklanan zararın tahsiline ilişkindir.
Sayın çoğunlukla görüş ayrılığımız, davalı satıcının ayıplı ifasının her iki tarafça da kabul edilmesi üzerine, ayıplı ifadan kaynaklanan davacı alıcının zararının ne kadar olduğunun tespitine ve tahsiline ilişkindir.
Taraflar arasında yapılan 03.10.2008 ve 26.10.2008 tarihli satım sözleşmeleri gereğince; 16.500 metrelik demir levha satıldığı, bu demir levhaların satıcı tarafından damgalanması ve etiketlenmesi yapılmadan ayıplı olarak ifa edildiği, ayıplı ifanın her iki tarafın kabulünde olduğu, davacı alıcının zararının giderilmesi için, davalının bir takım faaliyetlerde bulunduğu, bu bağlamda değişik tarihlerde protokoller yapıldığı, zarar miktarının taraflarca hesaplanarak tespitinin yapıldığı, dosyadaki bilirkişi raporları, tanık beyanları ve diğer delillerle birlikte değerlendirilerek tespit edilmiştir.
Davacının davasının kabul edilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun kısmi kabul yönündeki Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması yönündeki görüşüne katılmamaktayız.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/5430, K. 2025/4993, 9 Temmuz 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama