KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2024/659 E., 2024/8729 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Aralık 2024
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2020/1859 Esas, 2023/1358 Karar
- Hüküm
- Esastan ret
- İlk derece mahkemesi
- İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2017/629 E., 2019/367 K.
Karar Metni
829 kelime·4 dk okuma·6 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin mağazacılık ve perakende sektöründe faaliyet gösteren, Türkiye'nin neredeyse her şehrinde yüzlerce mağazası, bayisi bulunan büyük ölçekli ve herkes tarafından bilinen bir şirket olduğunu, ağırlıklı olarak mutfak eşyalarını kapsayan yemek takımları, tencereler, çatal kaşık bıçak setleri, bardak takımları, elektrikli ev aletleri ve ev tekstili ürünleri gibi birçok ürününün satışını Türkiye'nin birçok yerinde bulunan mağazalarında gerçekleştirdiğini, TPMK nezdinde "...", "..." ve "...
Home" ifadesini içeren yüzlerce markaya sahip olduğunu, "..." ve "..." markalarının tanınmış marka seviyesine ulaştığını, davalı adına tescili 98/012541 numaralı "..." markasının müvekkilinin markaları ile birebir aynı olduğunu ve aynı sınıflarda tescil edildiğini, müvekkilinin 1993, 1994 ve 1998 tarihli ... esas unsurlu markalarının da bulunduğunu, davalıdan 5 yıl önce ... ibaresini tescil ettirdiğini ve markanın gerçek hak sahibi olduğunu, markalar arasında tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali bulunduğunu iddia ederek davalıya ait 98/012541 numaralı "..." markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirket adına tescilli "..." markasının 10.09.1998 tarihinde tescil edildiğini, dava tarihi itibariyle 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, davacının kötü niyet iddiasının da bulunmadığını, "..." markasının davacı adına tanınmış marka olarak tescil tarihinin 31.12.2010 tarihinde olduğunu, müvekkilinin markasının 10.09.1998 tarihinde tescil edildiğini ve 10.09.2018 tarihine kadar koruma altında olduğunu, davacı markaları ile müvekkili markalarının benzer olmadığını, tamamen farklı sınıflarda tescilli olduklarını, müvekkili şirketin 1993 yılında kurulduğunu,
hakim ortak Kemal ...'nın soyadı olan "..." markasının kuruluş tarihi olan 1993 tarihinden itibaren üretilen mal ve hizmetlerin markası olarak kullanıldığını ve markanın 1998 yılında da tescil edilerek kullanılmaya devam edildiğini, "..." markasının, davacının tescil tarihinden önce de müvekkili şirket tarafından kullanıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, tarafların markalarının tescilli oldukları mal ve hizmetlerin aynı olmadıkları, davacının markasının 2010 yılından bu yana tanınmış marka statüsünde olduğu, tescilli oldukları mal ve hizmetler için Türkiye'de tanınmışlık koşullarının mevcut olduğu, bu nedenle davalının markasını taşıyan ürünlerle karşılaşan ortalama tüketicinin bu ürünlerin de davacı şirkete ait olduğu zannına kapılabileceği, davacı şirketle bağlantı kurabileceği, ancak davalının markasının tescil edildiği 1999 yılında davacının markasının tanınmış marka olduğunun ispatlanamadığı,
ayrıca davacının markasının tescil tarihinden dava tarihine kadar yaklaşık 18 yıl geçtiği, davacının bu davayı açmadan önce davalının markasının kendi markaları ile benzerliği iddiasıyla herhangi bir hukuki işlem yapmadığı, davalının markasını kötü niyetle tescil ettirdiğinin iddia ve ispat edilemediği, davacı yönünden sessiz kalma yoluyla hak kaybının oluştuğu, davacının tanınmış markasına dayanarak hükümsüzlük talebinde bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince, hükümsüzlük talebinin, nispi ret nedenlerine dayalı olduğu, taraf markalarındaki asli unsurun "..." ibaresi olduğu, davacının marka tescilinin davalıdan eski olduğu ve davacının markasının 2010 yılından bu yana tanınmış marka statüsünde bulunduğu, davalı markasının 1999 tarihinde tescil edildiği, taraf markalarının tescilli oldukları sınıflar yönünden ait oldukları alt emtia gruplarının farklı olduğu,
markaların asli ibarelerinin aynı olması nedeniyle ortalama tüketici nezdinde şirketler arasında bağlantı kurma ve karıştırılma ihtimalinin bulunduğu anlaşılmakta ise de, davalı şirketin 1993 yılından itibaren ticari faaliyetine devam ettiği, markasının 1999 yılında tescil edildiği, tescilden itibaren dava tarihine kadar geçen sürede davacının davalı markasının tesciline uzun süre sessiz kaldığı, taraflar arasında bu konuda bir ihtilaf yaşanmadığı, davalının tescilli markasını kullandığı ve marka tescilinde kötü niyetli olduğunun davacı tarafça ispatlanamadığı,
tescilden 18 yıl sonra ileri sürülen hükümsüzlük talebinin dürüstlük ve iyi niyet kuralıyla bağdaşmayacağı, dava açıldığı tarih gözetildiğinde, davalının marka tesciline 5 yıldan uzun süre sessiz kalmakla her iki markanın uzun süredir piyasada birlikte var olma şartlarının gerçekleşmiş olduğu, davacının artık bu ibarenin marka olarak tescil edilmesine ve kullanılmasına katlanmak durumunda olduğu, hükümsüzlük sebebi yapamayacağı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ İNCELEMESİ
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, davalıya ait "..." ibareli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/659, K. 2024/8729, 5 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama