KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2025/1084 E., 2025/6291 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 16 Ekim 2025
- Mahkemesi
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2022/1972 Esas, 2024/1591 Karar
- Hüküm
- Esastan ret
- İlk derece mahkemesi
- Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Sayısı
- 2021/441 E., 2022/528 K.
Karar Metni
894 kelime·4 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 12.01.2010 tarihinde satış sözleşmesi akdedildiğini, davalının, tesislerinde her gün kesilen piliçlerin ayaklarının tamamını müvekkiline satmayı, müvekkilinin de bu piliç ayaklarının tamamını almayı taahhüt ettiğini, her ne kadar sözleşmenin 01.01.2010 tarihinde başlayacağı ve 31.12.2010 tarihinde sona ereceği belirtilmişse de, taraflar arasındaki sözleşmenin zımni olarak yenilendiğini, davalının 2018 yılı Kasım ayından itibaren sözleşme gereğince ifa yükümlülüğünü yerine getirmediğini, sözleşmeye aykırı davrandığını, davalının,
2018 yılının Ekim ayında müvekkiline eksik teslimat yaptığını, tesisinde kesilen tavuk ayaklarının tamamını teslim etmediğini, bunun üzerine davalının bu davranışının sözleşmeye aykırılık teşkil ettiği ve taahhütlerini yerine getirmesi gerektiğinin mail yoluyla bildirildiğini, davalının bu ikaza uymadığını, ayak satışını 05.11.2018 tarihinden geçerli olmak üzere sonlandıracaklarını e-mail ile bildirdiğini, davalının e-mail göndererek sözleşmeyi sona erdirmesinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 18/3 hükmü gereğince geçersiz olduğunu, bunun üzerine davalıya noter kanalıyla ihtarname gönderilerek sözleşmeye uyması,
tesisinde kestiği tüm piliç ayaklarını müvekkiline teslim etmesi, aksi halde uğranılan zarardan sorumlu olacağının bildirildiğini, ancak davalıya gönderilen ihtarın sonuç vermediğini, tacir olan davalının, sözleşmeyi e-mail ile sona erdiremeyeceğini, sözleşmenin ayakta olduğunu, davalının sözleşmeye aykırı davranışının devam ettiğini, müvekkilinin üçüncü kişilerle yaptığı sözleşmelerdeki borçlarını ifa edemediğini, taahhütlerini yerine getiremediğini, müvekkiline cezai şart tahakkuk edildiğini, müvekkilinin elde edeceği kârdan mahrum kaldığını,
davalı ile müvekkili arasında döviz kuruna göre faturalandırma yapıldığından ve müvekkilinin Hong Kong'ta bulunan müşterisine USD ile satış yaptığından müvekkilinin kâr mahrumiyetinden kaynaklanan zararının USD üzerinden hesaplanması gerektiğini, davalının sözleşmeye aykırı davranışının üretimin durmasına,
dolayısıyla çalışan işçilerin işten çıkarılmasına sebebiyet verdiğini, bunun üzerine müvekkili tarafından işçilere kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve işe iade davası açan işçiler için işe iade tazminatı ödemek zorunda kaldığını, davalının bu zararı tazmin etmekle mükellef olduğunu, diğer yandan sözleşmenin ifa edileceğine güvenilerek yapılan işletme giderlerinin de müvekkilinin zararını oluşturduğunu, davalının bu zararı tazmin etmesi gerektiğini,
davalının sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle müvekkilinin büyük bir ticari itibar kaybına uğradığını bu nedenle manevi tazminat talepleri bulunduğunu ileri sürerek şimdilik 45.000,00 USD kâr mahrumiyetinin, arabuluculuk son tutanak tarihinden itibaren işleyecek Devlet Bankalarının bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı ile, 1.000,00 TL işletme giderlerinin, 15.000,00 TL işçilere ödenen her türlü işçilik tazminatının ve 100.000,00 TL manevi tazminatın arabuluculuk son tutanak tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın dayanaksız ve hukuksuz olduğunu, tarafların 01.01.2011 tarihinden sonraki dönemde alım-satım ilişkisine 31.12.2010 tarihinde sona eren sözleşmeden bağımsız olarak genel ticari usuller çerçevesinde devam ettiklerini, davacının haftalık vadesinde ödememeyi alışkanlık haline getirdiğini, feshin haklı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 10.02.2012 tarihinde miktar değişikliğine gidildiği, sözleşme konusu piliç ayağı bedelinde dönemsel olarak yapılan değişikliklerin tamamının icap - kabul esasına dayandığı her bir miktar değişikliğinin yeni bir sözleşme niteliği taşıdığı, 12.01.2010 tarihli sözleşmenin devamı olarak yorumlanamayacağı, her dönem yeni bir bedel belirlendiği ve bu durumun sözleşmenin esaslı unsurlarında değişiklik anlamına geldiği, bedelin belirlendiği her dönemin ayrı bir sözleşme dönemi olduğu,
dönemsel sözleşmelerin herhangi bir süre ile sınırlanmadığı ve tarafların belirli bir süre boyunca mal tedariki ve bedel ödeme borcu yükümlülüğüne girmediği, sözleşmenin feshi halinde tarafların birbirlerinden mahrum kalınan kâr, işletme giderleri, işçilere ödenmek zorunda kalınan ücretlerin tazmininin istenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddini karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile sözleşmenin, herhangi bir süre verilmeden tek taraflı feshedildiği, taraflar arasında 12.01.2010 tarihli 1 yıl süreli sözleşme bulunduğu, sözleşmenin süresinin fiilen kendiliğinden sona erdiği, daha sonra devam eden ticari ilişkinin icap – kabul esasına dayalı olarak yürütüldüğü, her bir miktar değişikliğinin yeni bir sözleşme niteliği taşıdığı, 12.01.2010 tarihli sözleşmenin devamı niteliğinde olmadığı,
sürekli borç ilişkilerinde taraflardan her birinin kural olarak tek taraflı irade beyanıyla bu ilişkiyi sona erdirebileceği, sözleşmenin feshi halinde somut olayın özelinde davalının talep edebileceği kâr mahrumiyeti, işletme gideri, işçilere ödenmek zorunda kalınan ücret, manevi tazminat istemine yönelik davacı taleplerinin yerinde görülmeyerek reddine karar verilmesinde oluşa ve dosya içeriğine göre bir usulsüzlük görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, taraflar arasında düzenlenen belirsiz süreli satış sözleşmesinin tek taraflı olarak usulsüz feshi iddiasıyla kâr mahrumiyeti, işletme gideri, işçilere ödenen işçilik tazminatı ve manevi tazminatın tahsili istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/1084, K. 2025/6291, 16 Ekim 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama