KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2025/1995 E., 2025/6645 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Kasım 2025
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2024/1171 Esas, 2025/294 Karar
- Karar
- Esastan ret
- İlk derece mahkemesi
- İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2024/5 Esas, 2024/123 Karar
Karar Metni
784 kelime·4 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; "..." markasının ... numarası ile 35, 37... . sınıflarda tescilli olduğunu, uzun yıllardır mimarlık ve mühendislik alanında tanındığını, davalının aynı sektörde hizmet vermesi nedeniyle müvekkili firmanın varlığından habersiz olmasının düşünülemeyeceğini, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 29. maddesi uyarınca izinsiz ve meşru bir bağlantı olmaksızın marka kullanımının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğini, davalının firmanın itibarına zarar verdiğini, marka kullanımının durdurulması gerektiğini ileri sürerek davalının "..." markasının ve isminin kullanımının durdurulmasını,
ticaret unvanının terkinini, davalı firmanın internet ortamındaki içeriklerinin engellenmesini ve tüm yazılı ve görsel içeriklerin kaldırılmasını, markaya tecavüz ve haksız rekabet teşkil eden "..." adıyla verilen hizmetin durdurulmasını, "..." markasına yönelik tecavüz ve haksız rekabet teşkil eden fiillerin tespiti, meni ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasını, SMK'nın 150. maddesi gereğince markanın izinsiz ve yasaya aykırı kullanımı nedeniyle davalının elde ettiği kazanca göre şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin "..." ibaresini 2010 yılından itibaren mimarlık ve inşaat sektöründe ticaret unvanı olarak kullandığını, ticaret unvanlarının işletmeleri ayırt etmeye, markaların ise malları ve hizmetleri ayırt etmeye yaradığını, bu iki işaretin fonksiyonlarına uygun kullanımı halinde karıştırılma ihtimalinin düşük olduğunu, müvekkilinin tescilli ticaret unvanı kullanımının haksız bir kullanım teşkil etmediğini, davacının SMK'nın 19/2 hükmü gereği, markasını ciddi biçimde Türkiye’de kullandığını ispatlaması gerektiğini, marka tecavüzü iddiası açısından zamanaşımı süresinin dolduğunu,
davacının basiretli bir tacir olarak 2010 yılından beri aynı sicilde kayıtlı müvekkilini bilmesi gerektiğini, müvekkilinin "..." ibaresini uzun yıllardır kullanarak üzerinde kazanılmış hak elde ettiğini, davacının marka tescilinin müvekkilinin ticaret unvanı tescilinden sonra 2011 yılında gerçekleştiğini, öncelikli hakkın müvekkiline ait olduğunu, iki markanın uzun yıllar boyunca iki farklı firma tarafından kullanılmasının, tüketicilerin bu markaları karıştırmadıklarını ve her ikisinin de farklı firmalara ait olduğunu gösterdiğini, somut olayda da bugüne kadar herhangi bir hukuki çatışma yaşanmadığını,
davacının bu süreçte sessiz kalarak haklarını kaybettiğini, müvekkilinin marka tanıtımı için emek ve zaman harcayarak ekonomik bir değer oluşturduğunu, bu sessizliğin davacının hak kaybına yol açtığını, davacının 8 yıl boyunca sessiz kalarak marka tecavüzü ve tazminat iddiasında bulunmasının kötüniyetli olduğunu, müvekkilinin "..." ibaresini kullanmasının davacının zararına yol açtığına dair delil bulunmadığını, davacının müvekkilinin "..." ibaresini markasal olarak kullandığını ispat edemediğini, davacının 2011 yılından beri tescilli olan markasını markasal anlamda kullanmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı vekilinin 23.11.2021 tarihli dilekçesi ile "davamızdan feragat ettiğimizi bilgilerinize sunarız" şeklindeki feragat beyanının bulunduğu, bu dilekçe ile davadan kayıtsız şartsız feragat ettiği, beyanın herhangi bir şart içermediği, davacı vekilinin vekaletnamesinde feragat yetkisinin bulunduğu,
davacı vekili 23.11.2021 tarihli feragat beyanının Mahkemenin hatalı kararı ve davalının gerçek dışı beyanları doğrultusunda müvekkilinin gerçek iradesini yansıtmayacak şekilde Mahkemeye sunulduğunu belirtmiş ise de, Mahkeme kararı neticesinde 5 yıllık sürenin geçtiği inancı ile davadan feragat edilmesi hususunun irade sakatlığı hali olarak kabul olunamayacağı, kaldı ki Mahkeme kararının istinaf kanun yoluna da taşındığı,
yine davalının cevap dilekçesinde sunmuş olduğu beyanların davacının iradesinin sakatlanması olarak değerlendirilemeyeceği, davalının hangi hileli ya da hatalı davranışlarının davacının iradesini sakatladığına ilişkin dosya kapsamında mevcut bir delilin (ispat olunan herhangi hileli bir vaat, hatalı veya hileli davranışlara ilişkin suç duyurusu v.b) de bulunmadığı, feragatin açık, kesin ve koşulsuz olduğu gerekçesiyle feragatin iptali talebinin reddi ile davanın feragat nedeniyle reddine reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, ortadan kaldırılması ile maddi tazminat talebine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/1995, K. 2025/6645, 5 Kasım 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama