KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2025/3450 E., 2026/752 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Şubat 2026
- Mahkemesi
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2022/978 Esas, 2025/312 Karar
- Hüküm
- Ret
- İlk derece mahkemesi
- Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Sayısı
- 2020/443 E., 2022/224 K.
Karar Metni
1.000 kelime·5 dk okuma·7 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 03.02.2026 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı şirkette ortak ve şirketin yönetim kurulu üyesi olduğunu, müvekkilinin sermaye taahhüdünü yerine getirdiğini, sermaye borcu dışında davalı şirkete muhtelif tarihlerde yaptığı ödemeler nedeniyle davalı şirketten alacağı bulunduğunu, şirketten olan alacağının defter kayıtlarıyla sabit bulunduğunu, şirketten olan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek davalının icra takibine itirazının iptaline, %20 oranında icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının iddiasının tüketim ödüncü sözleşmesine ilişkin olduğunu, ödünç alanın ödünç konusunun teslimine ve ödünç verenin de bu şeyin teslim alınmasına ilişkin istemlerinin diğer tarafın bu konuda temerrüte düşmesinden başlayarak 6 ayın geçmesiyle zamanaşımına uğradığını, davacının alacağının bu kapsamda zamanaşımına uğradığını, davacının muaccel bir alacağı olmadığını, muaccel olmayan alacağın tahsili için dava açmakta hukuki yararı bulunmadığını savunarak davanın reddi ile %20 oranında kötüniyet tazminatı istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının özsermaye savunmasına dayanak herhangi bir delil sunmadığı gibi davacı tarafından temin edilen paraların davalı şirketin işletmesinde kullanıldığının da kanıt yükü kendisine düşen davalı tarafından kanıtlanamadığı, aksi kabulde dahi dosyaya gönderilen banka dekontlarında yer alan havale miktarları ve ilgili hesap dönemleri de gözetildiğinde şirket özsermayesinin üç katını aşma koşulunun gerçekleşmediği, davalının dava konusu paraların özsermaye niteliğinde aktarım olduğu ve istirdat edilemeyeceğine ilişkin savunmasına itibar edilemediği,
bahse konu 7.500,00 TL ödemenin ise davacının havale iradesi ve ekstre ile dekont içeriği birlikte gözetilerek davacı tarafından davalıya özsermaye aktarımı olarak kabul edildiği, davacının bu miktarın istirdaten iadesini talep edemeyeceği, her ne kadar davacı tarafından davalıya 2013-2020 yılları arasındaki hesap dönemlerine para aktarımı yapıldığı ileri sürülmüş ise de, dosyaya celp edilen banka dekontları ve ekstre içeriklerinden söz konusu aktarımların 2015-2019 yılları arasında gerçekleştiği, 20 13... yıllarında gerçekleştirilen bir para aktarımı bulunmadığının anlaşıldığı,
anonim şirket ortaklarının şirketle aralarındaki davaların 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, itirazın iptali davasının 17.09.2020 tarihinde açıldığı, 2014 yılı devir bakiyesi alacağı olarak dosyaya sunulan bilirkişi asıl ve ek raporlarında tespit edilen ortaklara borçlar hesabında görünen 26.730,05 TL alacağın davanın açıldığı tarih itibariyla zamanaşımına uğradığı, 7.500,00 TL özsermaye niteliğindeki aktarım miktarı ile zamanaşımına uğradığı sabit olan 26.730,05 TL alacak dahil olmak üzere toplam 34.230,05 TL alacağın davacı lehine hüküm altına alınmasının mümkün olmadığı,
denetime elverişli görülmekle benimsenen bilirkişi asıl ve ek raporunda hesaplanan davacı alacağının taleple bağlı kalınarak belirlenen 2.098,720,13 TL toplam alacaktan 34.230,05 TL alacağın mahsubu ile bakiye 2.064.490,08 TL alacağı davacının takip tarihi itibariyle davalıdan talep edebileceği, alacağın likit olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının icra takip dosyasına vaki haksız itirazının kısmen iptaline, takibin 2.064.490,08 TL asıl alacak ile asıl alacağa takip talebindeki koşullarda işleyecek avans faizi ile birlikte devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine,
hüküm altına alınan alacağın %20'si oranında 412.898,01 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının iş bu davaya konu iddiası karşısında taraflar arasında ileri sürülen ilişkinin tüketim ödüncü sözleşmesinden kaynaklandığı, tüketim ödüncü sözleşmesi uyarınca verilen ödüncün geri verme zamanının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 392. maddesinde hükme bağlandığı,
buna göre ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa, ödünç alanın ilk istemden başlayarak 6 hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü olmayacağı, davacının iş bu davaya konu ettiği davalıya verdiğini ileri sürdüğü ödüncü, ödünç alan davalı şirket ilk istemden başlayarak 6 hafta geçmedikçe geri verme yükümlülüğü altında olmadığı, takip tarihi olan 19.06.2020 tarihinden önce davacı tarafından davalı şirkete verilen ödüncün geri istendiği,
bu tarihten itibaren de 6 haftalık yasal süre geçtikten sonra icra takibinin başlatıldığı davacı alacaklı tarafından ispatlanamadığından takip tarihi itibarıyla davacının muaccel hale gelen bir alacağının varlığından söz edilemeyeceği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2023/973 E. sayılı kararının da aynı yönde olduğu, muaccel olmayan bir alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali davası açmakta davacının hukuki yararının bulunmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediği,
öte yandan, davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verildiğinden davacının icra takibi başlatmakta haksız ve kötüniyetli olup olmadığı değerlendirilemeyeceğinden davalının koşulları oluşmayan kötüniyet tazminatı talebinin reddine hükmedildiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın hukuki yarar dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine,
davalının koşulları oluşmayan kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A.Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, şirket ortağı tarafından şirkete verilen ödünç paranın tahsili talebiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/3450, K. 2026/752, 5 Şubat 2026 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama