KÜNYE
12. Hukuk Dairesi 2016/12589 E., 2017/3485 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 9 Mart 2017
- Mahkemesi
- İcra Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
436 kelime·2 dk okuma
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;
Alacaklı tarafından başlatılan kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte borçlu ...’ın icra mahkemesine başvurusunda diğer itiraz ve şikayetleri yanında kefaletinin zamanaşımına uğradığını ileri sürdüğü, mahkemece zamanaşımı itirazının kabulü ile takibin durdurulmasına ve alacaklı aleyhine %20 tazminata karar verildiği görülmektedir.
Aval ile kefaleti birbirinden ayırmak gereklidir. Kefalet, fer'i nitelikte olmasına karşın, aval bağımsız ve aslî bir nitelik taşır. Aval veren, lehine aval verilenin ileri sürebileceği ve senedin şekline ilişkin olanlardan başka geçersizlik sebeplerini def'i veya itiraz olarak alacaklıya karşı ileri süremez. Oysa kefil, asıl borçluya ait kişisel def’ilerden yararlanabilir. Kefaletin, mutlaka asıl borç senedi üzerinde gösterilmesine lüzum olmadığı halde, aval şerhinin mutlaka poliçe, bono veya alonj üzerine yazılması gerekir.
Bono üzerine "kefil" ibaresi konsa dahi bu, aval olarak nitelendirilir ve aval veren, bononun diğer borçlusu ile birlikte müteselsilen sorumlu olur (TTK.614). TTK.nun 636. maddesi hükmü gereğince kambiyo senetlerinde müteselsil borçluluk esası olduğundan, bu tür senetlerde imzası olan herkes, hamile karşı müteselsilen sorumludur. Bu açıklamalar doğrultusunda Türk Ticaret Kanunu'nda özel hükümler olması nedeniyle kambiyo senetlerinde BK'nun kefalete ilişkin hükümleri uygulanamaz.
Somut olayda, takibe konu senetlerde adı geçen borçlunun keşideci, ciranta ya da avalist olarak imzasının bulunmadığı görülmektedir. Bu durumda borçlu hakkında haricen düzenlenen kefalet sözleşmesine dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip yapılamayacağından takibin iptali gerekir ise de, inceleme konusu karar alacaklı tarafından temyiz edildiğinden aleyhe bozma yasağı ilkesi gereğince bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.
Ancak İİK'nun 169/a-6. maddesi, borçlunun itirazının icra mahkemesince esasa ilişkin nedenlerle kabulü halinde, kötü niyeti veya ağır kusuru bulunan alacaklının, takip konusu alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edileceği hükmünü içermektedir. Somut olayda, mahkemece borçlunun zamanaşımı itirazı kabul edilerek, takibin durdurulmasına karar verildiğine ve zamanaşımı itirazı esasa ilişkin nedenlerden olmadığına göre alacaklının inkar tazminatı ile sorumlu tutulması isabetsiz olup, hükmün bu nedenle bozulması gerekir ise de, anılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını zorunlu kılmadığından kararın düzeltilerek onanması gerekmiştir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2016/12589, K. 2017/3485, 9 Mart 2017 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama