KÜNYE
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2007/13177 E., 2008/2202 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Şubat 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
829 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı vekili avukat ... ile davacı vekili avukat ...'nun gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, yönetim kurulu başkanı olduğu ... A.Ş.nin genel müdürlüğünü yapan davalıya duyduğu güven nedeni ile, hazine bonolarının yönetim işi ile portföy işlemlerinin takibini verdiğini, ancak davalının bu fonları yönetirken kendi hesaplarından fark etmeyeceği şekilde güvenini kötüye kullanarak önceleri hazine bonosu şeklinde, tahsilat tarihlerinde de nakit olarak kendi uhdesine geçirdiğinin anlaşıldığını ileri sürerek, fazla hakları saklı kalarak 500.000 YTL.nin şubat 2002 tarihinden itibaren ticari faizi ile ödetilmesini istemiştir.
Davalı, davacının 26.7.1993 tarihli belge ile davacının şahsi fonlarının yönetim işinin kendisine şirketteki görevinin dışında ek olarak verildiğini ve karşılığında % 2 pirim ödenmesinin karalaştırıldığını, davacı tarafından bildirilen bankalardan alınan hazine bonolarının şirket çalışanı ... tarafından alınıp davacıya teslim edildiğini, ve davacının parafları bulunan özel pirim hesap dökümlerini gösteren belgelerle, tahakkuk eden pirim alacaklarının tarafına ödendiğini, ortada gizlenip saklanan bir durumun bulunmadığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece , davalının dayandığı 26.7.1993 tarihli belgenin aslını sunamadığı, bu nedenle taraflar arasında pirim ödemesine ilişkin yapılmış bir sözleşme bulunmadığından davacı hesabından davalıya aktarılan 500.000 YTL.nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacı, davalının şahsına ait hazine bonolarının yönetimini yaptığını ve bir vergi takibatı sırasında yapılan inceleme ile çeşitli bankalar nezdindeki bonolardan bilgi ve onayı dışında kendi hesabına haksız olarak aktarmalar yaptığının anlaşıldığını ileri sürerek bu davayı açmıştır.
Davalı da, davacının imzasını taşıyan 26.7.1993 tarihli belge ile davacının fonlardan elde edeceği kardan kendisine % 2 pirim ödeneceğinin kararlaştırıldığını bu nedenle 2001, 2002 ve 2003 yıllarında davacının tüm fonlarından elde ettiği gelirden % 2 pirim aldığını, bu durumun yine davacının parafını taşıyan 11.1.2002, 25.12.2002, ve 26.12.2003 tarihli pirim tahakkuklarına ilişkin belgelerle kayıt altına alındığını ve bu şekilde toplam 500.000 YTL.nin pirim alacağı olarak kendi uhdesine geçirildiğini , gizli ve saklı bir durumun bulunmadığını savunmuştur.
Bu haliyle, davacı adına alınan hazine bonolarından bir kısmının davalı hesabına geçirildiği konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Davacı bu geçirimin kendi bilgi ve onayı dışında olduğunu bildirirken , davalı ise, bu geçirimin davacı ile yapılan anlaşma ve parafını taşıyan hesap dökümleri ile yapıldığını savunmaktadır.
Davalının savunmasına konu olan üst tarafının imzalı olduğu 26.7.1993 tarihli belgede, “ 700 ve özel repolarda elde edilecek kardan ...’e % 2 pirim ödenecektir, ödeme yılbaşlarında yapılacaktır...” ibareleri yazılı olup aslı davalı tarafından ibraz edilememiştir.
Davacı davalıya bu şekilde bir belge vermediğini, imzanın metnin altında olmadığından metnin içeriğinin benimsendiğini göstermediğini, davalının yanında mali işleri yürüten personel olarak çalıştığından ticari teamüle göre de kimi hesapların yönetilmesi işi için ilave ücret verilmesinin söz konusu olmadığını açıklamış olup esasen bu husus mahkemenin de kabulündedir.
Yine davalının dayandığı el yazılı 11.1.2002, 25.12.2002 ve 26.12.2003 tarihli “ ...’e ait özel pirim hesap dökümü “ başlıklı belgelerde tahakkuk tutarları ile ödenen tutarların yazıldığı en son 28.4.2004 tarihli 100.000 YTL. lik ödeme ile toplam 500.000 YTL. ödemenin belirtildiği, belgelerin altının paraflı olduğu anlaşılmaktadır. Davacı şikayeti ile takipsizlikle sonuçlanan ...
Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2004/43150 hazırlık sayılı dosyasında aldırılan 8.4.2005 tarihli ekspertiz raporunda ; yukarıda açıklanan her üç belgedeki el yazılarının davacı ... eli mahsulü olduğu ve belgedeki el yazılarının davalı ... eli mahsulu olduğu ve kurşun kalemle yapılan parafların da davacıya ait olduğu bildirilmiştir.
Davalı, 26.7.1993 tarihli belgenin fotokopisinin davacı ile hazine bonolarının yönetim işinin yapılması ve karşılığında pirim ödemesi yapılacağını, başlangıcının 1993 yılına dayandığını göstermesi açısından ibraz edildiğini, ancak davalının paraflarını taşıyan üç adet özel pirim hesap dökümlerini taşıyan belgelerde, bizzat davacı tarafından pirim hesaplarının gösterildiğini, bu şekilde fiilen yapılan pirim ödemeleri için öteden beri devam edegelen bir anlaşmanın olduğunun kanıtı olduğunu açıklamıştır.
Davacı ise, davalının bu belgeleri muhtemelen önüne getirdiği Holdingin mutad işleri ile ilgili yüzlerce belge arasına koyarak boş belge olarak paraf ettirmiş olabileceğini, şirketteki mutad işlerde onay niteliğinde kurşun kalemle parafının alındığını, boş olarak bu şekilde paraf ettiği belgeleri doldurarak kullanmış olabileceğini açıklamıştır.
Davalının dayandığı 11.1.2002, 25.12.2002 ve 26.12.2003 tarihli belgelerin içeriğine göre, tek başına davalının savunmasını açıklayan ve kanıtlayan belge olarak kabulüne olanak yoktur. El yazılı olarak düzenlenen söz konusu belgelerdeki parafların davacıya ait olduğu bilirkişi raporu ile belirlendiğine göre, bu haliyle HUMK.nun 292/2 maddesi uyarınca anılan belgelerin yazılı delil başlangıcı niteliğinde olduğu kabul edilmelidir. Bu nedenle taraflar tanık dinletebilirler. Mahkemece bu yöndeki taraf tanıkları celb edilerek beyanları alınıp hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yanlış değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2007/13177, K. 2008/2202, 18 Şubat 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama