KÜNYE
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2008/1637 E., 2008/8648 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Haziran 2008
- Mahkemesi
- Tüketici Mahkemesi
Karar Metni
617 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
MUHALEFET ŞERHİ
Davacı dava dışı ... ile imzalanan tüketici kredisine davalının müşterek borçlu ve müteselsil kefil olduğunun sözleşmeden doğan borcun ödenmemesi üzerine kefiller aleyhine icra takibi yapıldığını, davalının borca haksız itiraz da bulunduğunu belirterek itirazın iptali ile %40 icra inkar tazminatının tahsilini istemiştir.
Davalı, yargılamaya katılmamış davaya karşı cevap da
2008/1637-8648
vermemiştir.
Mahkemece, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 10.maddesi gereği asıl borçluya başvurulmadan kefilden talepte bulunulmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafça temyiz edilmiştir.
Davacı ile dava dışı ... arasında 29.5.2004 tarihli tüketici kredisi sözleşmesi yapıldığı davalının bu sözlemede 19.000.00 YTL limit ile müteselsil kefil olduğu, borcun ödenmemesi üzerine kefil aleyhine icra takibi yapıldığı, kefilin borca itiraz etmesi üzerine görülmekte olan itirazın iptali davasının açıldığı, davalının davaya karşı cevap vermediği icraya itirazında da 4077. sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 10.maddesinde öngörülen ve kefile tanınan def'iyi ileri sürmediği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
4822 Sayılı yasa ile değişik 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 10. maddesinde kredi içeriği ile ilgili düzenlemeler yapıldıktan sonra “ .. Tüketici kredisini teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren asıl borçluya başvurmadan kefilden borcun ifasını isteyemez.” Hükmünü getirmiştir.
BK. 483. maddesi gereğince kefil, asıl borçlunun borcunu ödememesi halinde bu borçtan şahsen sorumlu olmayı, alacaklıya karşı taahhüt eder. BK. 487. maddesinde düzenlenen müteselsil kefaletle, alacaklı asıl borçluya müracaat etmeden ve rehinleri nakde tahvil ettirmeden kefil aleyhine icra takibi yapabilir. Buna karşılık Bk.
486. maddesinde düzenlenen adi kefalette kefile müracaat edilebilmesi için, kefalet sözleşmesinden sonra borçlunun iflas etmesi veya hakkında takibat icra olunup da alacaklının hatası olmaksızın semeresiz kalması yahut borçlu hakkında Türkiye’de takibat icrasının imkansız hale gelmesi gerekir. Adi kefalette kefile tanınan bu haklar teknik anlamda bir itiraz olmayıp defi niteliğindedir. (Bakınız Prof Baki kuru HUMK.
Cilt 2. sayfa 1761) Defilerin mahkemece resen gözetilemeyeceği ancak ilgilisi tarafından yasaya uygun olarak ileri sürülmesi halinde gözetileceği izahtan varestedir. Adi kefalet sözleşmesinde önce asıl borçluya gidilmesi gerektiğine dair defininde resen gözetilmesi mümkün değildir.
(Açıklamalı-İçtihatlı Borçlar kanunun- Turgut Uygur cilt 8. sayfa 9343-Türk Hukukunda ve bankacılık uygulamasında kefalet Prof Seza Reisoğlu sayfa 115) kefil bu defilerden başlangıçta ve sonradan feragat etmesi mümkündür. Kefil, bu defilerin varlığını bilerek veya bilmeyerek bunları ileri sürmeksizin alacaklıya ödemede bulunursa ödediğini geri alamaz. (Bakınız Prof. Haluk Tandoğan borçlar Hukuku
2008/1637-8648
Özel Borç ilişkileri Cilt 2. sayfa 562) Yukarıda yapılan açıklamalar bir bütün olarak ele alındığında kefalet sözleşmesinde önce asıl borçluya gidilmeden kefile müracaat edilemeyeceğine dair düzenlemenin bir defi olup kefil tarafından ileri sürülmeden mahkemece resen gözetilemeyeceğinin kabulü zorunludur.
4077 Sayılı yasanın 10. maddesindeki “Tüketici Kredisinin teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren, asıl borçluya başvurmadan kefilden borcun ifasını isteyemez” düzenlemesi de bir def'i dir. Yasadaki bu düzenleme ile tüketici kredisindeki kefaletin adi kefalet olduğu kabul edilmiştir. Müteselsil kefalet yasaklanmıştır. bu yasal düzenleme yapılmamış olsa idi kredi veren kuruluş daima tacir sıfatını haiz olacağından kredide ticari ... mahiyetinde olduğundan TK: 21/2 ve TTK. 7/2 maddesi gereğince kefaletin müteselsil kefalet olduğunun kabulü gerekir. Bu düzenleme ile kefaletin adi kefalet olduğu kabul edilmiştir. (Prof Dr. ... Zevkliler-Araştırma görevlisi- ... Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun sayfa 293-294)
Somut olayda davalı kefilden önce asıl borçluya gidilmesi gerektiğine dair defisi yoktur. Bu definin resen gözetilmesi mümkün değildir. Mahkemece işin esası incelenip sonucuna uygun bir karar verilmesi gerektiğinden sayın çoğunluğun onama kararına katılmıyorum.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2008/1637, K. 2008/8648, 19 Haziran 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama