KÜNYE
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2008/1712 E., 2008/7841 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Haziran 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
736 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmiş ise de dava miktar itibariyle duruşmaya tabi olmadığından incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalı tarafından hakkında başlatılan icra takibi nedeniyle haciz yapılması sonucu takip miktarını ödemek zorunda kaldığını, takibe dayanak belge gösterilmiş ise de böyle bir borcu bulunmadığını ileri sürerek ödemek zorunda kaldığı 8.156,00 YTL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının kendisinden 4.800,00 YTL borç para alarak karşılığında 8.8.2005 tanzim, 12.9.2005 vade tarihli bono verdiğini, icra takibi sırasında bono aslının icra müdürü tarafından kendisine iade edilerek fotokopisinin dosya içersine konulduğunu, hacizden sonra davacının dosya borcunu yatırarak icra müdürlüğünden aldığı makbuzu kendisine gösterip senet aslının teslimini istemesi üzerine, senedi davacıya iade ettiğini, davacının kötüniyetli olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacı, hakkında başlatılan ve bir belgeye dayanmayan icra takibi nedeniyle haciz baskısı altında icra dosyasına
2008/1712-7841
ödeme yaptığını, borcu olmadığını ileri sürmüş, davalı ise borcun ödünç alınan miktara karşılık davacı tarafından tanzim olunan ancak miktar kısmı yazı ve rakam yönünden farklı yazıldığından ilamsız takibe konu edilen senede dayandığını, senet aslı elinde iken davacının icra dosyasına ödeme yaptığını gösteren makbuzu göstererek senet aslını teslim aldığını, teslim belgesi düzenlenmediğini savunmuştur.
Mahkemece, takibe dayanak senet, ispat yükü kendisinde olan davalı alacaklı tarafından ibraz edilemediğinden davalıya bu konuda yemin teklif etme hakkı olduğu hatırlatılarak ve davacı vekilinin yemin teklifini kabul etmediğine dair beyanı yeminden kaçınma olarak değerlendirilerek davanın reddine karar verilmiştir. Davalı alacaklı ilamsız icra takibi ile istediği alacağının ispat etme külfeti altında olup esasen mahkemece de ispat yükünün davalıda olduğu kabul edilmiştir.
Nitekim 6.12.2007 tarihli celsede davalı vekili, davacı tarafa 4.800,00 YTL’lik senet nedeniyle borçlu olup olmadığı konusunda yemin teklif ettiğini bildirmiş, aynı celse, davacı vekili yemin teklifini kabul etmediklerini, zira davanın toplanmış olan delillerle ispatlanmış olduğunu bildirmiştir.
Vekilin, müvekkili adına yapacağı bazı işlem ve beyanların hukuki sonuç doğurması ve müvekkili bağlayıcı olması için kendisine verilmiş dava vekaletnamesinde bu hususlarda özel yetkisinin bulunması gerekir. Müvekkile teklif edilen “yemini kabul veya red beyanı” da bu tür özel yetkiyi gerektiren hallerdendir.
Bu konuyu düzenleyen HUMK.nun 63. maddesinin son cümlesiyle, diğer özel yetkiyi gerektiren hallerden farklı olarak "yeminin kabul veya reddini selahiyet, ancak yemin edecek kimse tarafından yemin teklif olunan meseleye ıttıla kesbettikten sonra verilebilir" hükmü getirilmiştir. Bu hüküm nedeniyle salt özel yetkinin verilmiş olması yeterli görülmemekte, ayrıca bu yetkinin yemin teklif olunan konuyu müvekkilin bilmesinden sonra verilmiş olması şartı aranmaktadır.
Öyle ise, hangi konuda yemin teklif edildiği, teklif edilip edilmeyeceği bilinmeden müvekkil tarafından verilen özel yetki, HUMK.nun 63. maddesi hükmüne uygun olarak verilmiş bir yetki olarak kabul edilemez. Vekil buna rağmen bu yetkisine dayanarak yemini kabul veya ret hususunda beyanda bulunursa, bu beyan yetkisiz vekil beyanı olarak benimsenip, müvekkilin onayı veya vekilden müvekkilini bilgilendirip yeniden bu konuda yetki alması istenmelidir.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, iddiasını yasal delilerle ispat edemeyen davalının, davacıya yemin teklif hakkını kullandığı, davacı vekilinin 6.12.2007 tarihli celsede “yemin teklifini kabul etmediklerini” beyan ettiği, mahkemenin de davacı vekilinin bu beyanına itibar ederek ve davacıyı yeminden kaçınmış sayarak temyize konu hükmü tesis ettiği anlaşılmaktadır. Her
2008/1712-7841
ne kadar vekilin vekaletnamesinde teklif edilen yemini kabul veya redde dair özel yetkisi var ise de; müvekkilin, davadan önce düzenlenen böyle bir vekaletnameyle yemin konusunu bilerek özel yetki verdiğinin kabulü mümkün olmadığı gibi, davadan ve yemin teklifinden sonra da müvekkilin yemin konusunu bildiğine ve onay verdiğine dair de dosyada her hangi bir bilgi bulunmamaktadır. Bu durumda, yetkisiz vekilin beyanına itibar edilerek hüküm verilemez.
O halde davalının yemin teklifi üzerine HUMK’nun 337. maddesine uygun olarak meşruhatlı yemin davetiyesinin bizzat davacıya çıkarılıp tebliğ edilmesi ve bunun sonucuna göre işlem yapılması, vekilin müvekkili namına yemini kabul veya red konusundaki bayanları için de az yukarda açıklanan HUMK’nun 63. maddesinde belirtilen özel yetkinin aranması gerekirken, mahkemece açıklanan hususlar göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2008/1712, K. 2008/7841, 5 Haziran 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama