KÜNYE
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2008/332 E., 2008/6104 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Mayıs 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
350 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki menfi tesbit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, 25.8.2005 tarihli tüketici kredi sözleşmesini kefil olarak imzalamış olması nedeniyle davalı Bankanın hakkında takip başlattığını, oysa ki dava dışı ....’a kullandırılan kredi tutarının 5.000 YTL/USD/Euro olarak belirtilmiş olması, dolayısıyla kefilin sorumlu olduğu miktarın belli olmaması nedeniyle kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu ileri sürerek, borçlu olmadığının tespitine, %40 inkar tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, dava dışı asıl borçluya 5.000 YTL limitli kredi kullandırıldığını, ödeme planı detay bilgilerinin asıl borçlu ve kefil tarafından imzalandığını, sözleşmenin geçerli, borcun ödenmemesi nedeniyle başlatılan takibin de haklı olduğunu savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, sözleşmenin geçerli olduğu benimsenmek suretiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından tarafından temyiz edilmiştir.
1-Davalı ile asıl borçlu ... arasında 25.8.2005 tarihinde imzalanan tüketici kredisi sözleşmesine davcının da kefil olduğu, kredi borcunun taksitlerinin ödenmemesi ve davalı bankanın asıl borçlu ve kefil olan davacı aleyhine icra takibi başlatması üzerine de davacı tarafından ... bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Yasanın 10. 2008/332-6104
maddesinin 3. fıkrası “Tüketici kredisinin teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren asıl borçluya başvurmadan, kefilden borcun ifasını isteyemez” düzenlemesini getirmiştir. Yasanın bu hükmü emredici nitelikte olup, emredici hükümlerin mahkemece re'sen dikkate alınması zorunludur. Bu yasal düzenleme doğrultusunda davacı banka asıl borçlu aleyhine icra takibi yapıp, takip semeresiz kalmadıkça kefilden borcun ifasını isteyemez.
Somut olayda alacaklı, asıl borçlu ile birlikte kefil hakkında da takipte bulunmuş olup, anılan yasa gereğince kefil olan davacıya ancak asıl borçluya karşı yapılan takibin sonuçsuz kalması halinde başvurulabileceğinden, başlatılan takip nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi gerekirken, açıklanan husus gözardı edilerek, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-Bozma nedenine göre davacının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2008/332, K. 2008/6104, 5 Mayıs 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama