KÜNYE
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2009/13231 E., 2009/13518 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Kasım 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
854 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, 28.09.1998 tarihli sözleşme gereğince davalının 7 nolu parselde bulunan taşınmaz ve üzerindeki binada bulunan hissesini 100.000DM bedelle satıp bedelini aldığını, tapu devrini ihtara rağmen yerine getirmediğini, sözleşmeyi yerine getirmediği için dava konusu yerin bugünkü değerini ödemesi gerektiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 10.000YTL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı, davacı ile kardeş olduklarını,ortak olarak ... Makarnacılık Gıda İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti.’ni işletirken aralarında anlaşmazlık çıktığını, anlaşmazlık üzerine aralarında 22 adet sözleşme imzaladıklarını, davacının edimlerini yerine getirmediğini, sözleşmelerin kül halinde olduğunu, bu nedenle talepte bulunamayacağını savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, taşınmaz üzerinde müşterek malik olan taraflar arasında yapılan sözleşmenin resmi şekil şartına uygun olarak yapılmadığı için geçersiz olduğu, edimlerin ifasının gerekli olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 10.000YTL’nin dava tarihinden itibaren yürütülecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin saklı tutulmasına karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
2009/13231-13518
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle yasaya
uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Taraflar arasında düzenlenen 28.09.1998 tarihli “Gayrimenkul Hisse Devri Sözleşmesi” başlıklı harici sözleşme ile davalının 7 parsel nolu taşınmaz ve üzerindeki binada bulunan hissesini 100.000 DM bedelle davacıya satarak bedelini aldığı,tarafların dava konusu taşınmazın tapu kaydında ½’şer oranında hissedar oldukları dosya kapsamından anlaşılmaktadır.Mahkemenin kabulünde de olduğu gibi tapulu taşınmazın satışına ilişkin sözleşme resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir (MK.705, BK.213, Tapu K.26 ve Noterlik K.60 maddeleri). O nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler.
Ne var ki hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk
2009/13231-13518
kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekse öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.
Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, M.K.nun 2.maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları, hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır.
Davacı fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak eldeki davayı açmış olup, böyle bir davada öncelikle davacının denkleştirici adalet kurallarına göre talep edebileceği miktarın duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespit edilmesi ve taleple bağlı kalınarak bir karar verilmesi zorunludur.
Bu durumda mahkemece yapılacak ...; davacının satış tarihinde ödediği satış bedelinin, ödeme tarihinden itibaren ifanın imkansız hale geldiği tarihe kadar çeşitli ekonomik etkenler nedeniyle (azalan alım gücünün) (enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs.) ortalamaları alınmak suretiyle ulaşacağı alım gücü, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar altında ve gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişi veya kurulundan nedenlerini açıklayıcı taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmeli, bu yolla belirlenecek miktara istemle de bağlı kalınarak hükmedilmelidir. Aksine düşüncelerle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
2009/13231-13518
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2009/13231, K. 2009/13518, 19 Kasım 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama