KÜNYE
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2009/14998 E., 2010/5050 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Nisan 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
1.004 kelime·5 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki tazminat-alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalıların murislerinden 1986 yılının Eylül ayında düzenlenen harici sözleşme ile bir taşınmaz satın aldığını, karşılığında 4000.000 TL ödediğini, murislerinin vefatından sonra davalıların bu yeri tapuda kendi adlarına intikal ettirip tapuda adına devir yapmadıklarını ileri sürerek taşınmazın rayiç değeri olan 20.000,00 TL'nın faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, bilirkişi raporuna dayanılarak , taşınmazın dava tarihindeki rayiç değeri olan 20.000,00 TL nin dava tarihinden faizi ile tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalıların sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacı ile davalıların murisleri arasında düzenlenmiş bulunan tarihsiz harici Tarla satış senedi başlıklı satış sözleşmesi tapulu taşınmazın satışına ilişkin olup hukuken geçersizdir. Sözleşme geçersiz olduğu için taraflar karşılıklı olarak verdiklerini sebepsiz iktisap hükümleri uyarınca geri isteyebilir. Davadaki uyuşmazlığında sebepsiz iktisap hükümleri uyarınca çözümlenip tasfiye edilmesi Gerekir. Uyuşmazlığın sebepsiz iktisap hükümlerine göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi içinde öncelikle sebepsiz iktisabın kapsamı ve bu kapsamın tesbitindeki ilke ve esasların açıklığa kavuşturulmasında fayda görülmüştür.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin iadesi "denkleştirici adalet " düşüncesine dayanır.Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder. İlke böyle olmakla beraber iade edileceği zenginleşme miktarının hesaplanmasında öğretide birlik olduğu söylenemez. İade edilecek zenginleşme miktarı konusunda öğretideki bu ayrık düşünceleri kısaca "fakirleşme kadar olmalıdır" veya "fiili değer artışı yani gerçek zenginleşme miktarı ne ise o olmalıdır.
Veyahut ihlal edilen hakkın sahibine bahsettiği yararlanma yetkisi ile bağdaşmayan her türlü zenginleşme miktarı kadar olmalıdır" şeklinde özetlemek mümkündür. Olayı çözümlerken öğretideki bu görüşlerden şüphesiz yararlanılmalıdır.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllardan beri yüksek oranda seyretmekte ve paramızın değeri ( alım gücü ) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmektedir. Belli bir miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade anındaki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir.
Bugüne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sıkıntılara tutarsızlıklara adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı. eleştiri konusu yapılmıştır.
Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip, saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarınca değiştirilinceye, bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gercek hayata uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdır. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur.
Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve "gerekse ögretıde bu gorüşe paralel düşünceler bulunmaktadır. Bu dusüncelerin isimleri farklı ise de varılmak istenen sonuç aynıdır.
Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da Bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, MK.nun 2. maddesine göre aktin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır.
Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun içen de uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
BK.nun 63. ve 64. maddeleri iade borcunun kapsamını fakirleşmenin değil, zenginleşmenin iyi veya kötü niyete dayalı olmasına göre bir ayrım yapmıştır. Haksız zenginleşen, zenginleşmeyi kötü niyetle elden çıkarmış ise elden çıkardığı bu zenginleşmeyi iade tarihinde olması gereken durumuyla ve tam olarak iade etmekle yükümlüdür. İade borcunun kapsamı tayin edilirken olumlu ve olumsuz zenginleşmenin tamamı dikkate alınmalıdır.
Değişik bir anlatımla haksız zenginleşen kötü niyetli ise elden çıkardığı, zenginleşmeyi de elde kalan zenginleşme ile birlikte iadeye mecbur tutulmuştur. Hemen belirtelim ki, zenginleşenin iyi niyetli sayılıp sayılmayacağı, zenginleşmeyi iyi veya kötü niyetle mi elden çıkarttığı hususu MK.nun 3. maddesi hüküm uyarınca belirlenecektir.
Haksız zenginleşen elde ettiği yararın geçerli bir sebebe dayanmadığını ve iade ile yükümlü olduğunu biliyor veya bilebilecek durumda ise iyi niyetli sayılmayacaktır. Kural olarak iade alacaklısı iade borçlusu zenginleşenin iyi niyetli olmadığını ispat etmelidir. Ne var ki olayın özellikleri zenginleşenin iyi niyetli olmadığını açıkça gösteriyor ise ayrıca bu yönun ispatına gerek bulunmamalı, iddianın ispat edilmiş oldugu kabul edilmelidir.
Hukuken gecersız sozlesmeler haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilir iken denkleştirici adalet kuralı hiç bir zaman göz ardı edilmemelidir. Bu husus hem hakkaniyetin hem gerçek adaletin bir gereğidir. Bu bakımından iadeye karar verilirken satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve o şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır.
Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iadesi dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iade direnmelerine neden olacaktır. Ancak burada denkleştirme yapılırken bir hususa daha dikkat edilmelidir. İade alacaklısının geçersiz sözleşmenin ifa edilemeyeceğini öğrendiği tarihide iade kapsamım tesbitte önemli olduğu unutulmamalıdır. Zira geçersiz sözleşmenin artık ifa edilmeyeceğini bile bile haksız zenginleşmenin iadesini istemeyen alacaklı zararının artmasına kendisi sebep olacağından bu artan zararım iade borçlusundan istememelidir.
Somut olayda, davacı geçersiz sözleşme nedeni ile taşınmazın rayiç değerini isteyemez.Ancak ödediği bedeli denkleştirici adalet ilkesi gereğince geri isteyebilir.
Bu durumda davacının davalıların murislerine harici tarla satış senedi ile ödediği 4000.000 TL 'nın (aktin ifasının imkansızlaştığı) Dava itibarı ile enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar gibi çeşitli ekonomik etkenlerin ortalamaları alınmak suretiyle ulaşacağı alım gücü değerinin ne olabileceği az yukarıda açıklanan ilke ve esaslar ışığında ve gerektiğinde konusunda uzman bilirkişi veya kurulundan nedenlerini açıklayıcı,
taraf ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlemek bu yolla belirlenecek miktara davalının usuli kazanılmış ... da dikkate alınarak hükmetmekten ibarettir. Mahkemenin bu hususu gözardı ederek yetersiz bilirkişi raporuna esas alınmak suretiyle davaya konu taşınmazın rayiç değerine hükmedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2009/14998, K. 2010/5050, 14 Nisan 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama