KÜNYE
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2009/2732 E., 2009/8302 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 16 Haziran 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
849 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalılar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalılara ait işyerinde kiracı olarak bulunduğu sırada davalıların kiralananı yeniden yapmak amacı ile yıkmaya kalktıklarını, savcılığa şikayet ettiğini bunun üzerine sözleşme imzaladıklarını ve kiralananı tahliye ettiğini, aralarındaki 28.3.2006 tarihli sözleşme gereğince inşaat bittikten sonra aynı yerin yeniden kendisine kiralanacağının taahhüt edildiğini, davalıların taahhütlerini yerine getirmediklerini, 6 aydır fırın işletemediğini ileri sürerek işletemediği döneme ilişkin olarak 9.000 YTL kazanç kaybının, eski fırının yıkılması ve yaptığı fayansların yok edilmesi nedeniyle toplanı 5.000 YTL nın ve sözleşmede karalaştırılan ceza şartı nedeniyle de 5.940 YTL olmak üzere toplam 19.940 YTL nın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davacının fırını çalıştıramadığı dönemde asgari ücret oranında kar kaybına uğradığı ve ceza şartı istemekte haklı olduğu gerekçe gösterilmek suretiyle davanın kısmen kabuıüne, 5.940 YTL ceza şartının ve 2.124 YTL kar kaybının tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalıların aşağıdaki ikinci ve üçüncü bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazının reddi gerekir.
2-Taraflar arasında düzenlenen 28.3.2006 tarihli sözleşmede, davalı kiralayanların, kiralananı davacıya tekrar kiraya vermedikleri taktirde 18 aylık kira bedeli kadar tazminat ödeyecekleri öngörülmüştür. Davacı da bu davasında sözleşmede öngörülen cezai şartla birlikte mahrum kaldıgı karın tahsilini istemiştir.
Borçlar Kanununun 158. ve devamı maddelerinde düzenlenen cezai şart, sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde borçlunun karşı tarafa belirli bir miktar para ödeme taahhüdüdür. Anılan maddenin 1.fıkrasında seçimlik cezai şart, 2.fıkrasında ise ifaya eklenen cezai şart düzenlenmiştir.
Seçimlik cezai şartın düzenlendiği Borçlar Kanununun 158.maddesinin 1.fıkrasında, "Akdin icra edilmemesi veya natamam olarak icrası halinde tediye edilmek üzere cezai şart kabul edilmiş ise, hilafına mukavele olmadıkça alacaklı, ancak ya akdin icrasını veya cezanın tediyesini isteyebilir" hükmü mevcut olup, madde metninden de açıkca anlaşıldığı üzere sözleşme gereği hiç ya da gereği gibi yerine getirilmediği takdirde aksine kararlaştırma yoksa alacaklı ya edimin ifasını yada cezai şartın ödenmesini isteyebilir.
İkisini bir arada talep etmesi mümkün değildir. Borçlar Kanununun 158. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen "Akdin muayyen zamanda veya meşrut mahalde icra edilmemesi halinde tediye olunmak üzere cezai şart kabul edilmiş ise, alacaklı hem akdin icrasını, hem meşrut cezanın tediyesini talep edebilir.
Meğerki alacaklı bu hakkından sarahatan feragat etmiş veya kayıt dermeyan etmeksizin edayı kabul eylemiş olsun" hükmünü taşıyan ifaya eklenen cezai şartta ise, alacaklı akdin ifası ile birlikte cezai şartın ödenmesini de talep edebilir.
Bu açıklamaların ışığı altında dava konusu olaya bakacak olursak, taraflar arasındaki sözleşmenin başlangıç kısmında kiralananın inşasından sonra tekraren davacıya kiralanacağı öngörülmüş; son kısmında ise kiraya verilmediği taktirde kiralayanların 18 aylık kiradan sorumlu tutulacakları kararlaştırılmıştır." Taraflar arasındaki bu kararlaştırma, az yukarda açıklanan BK.
158/1 maddesinde düzenlenmiş olan seçimlik cezai şart niteliğinde olup, davacı kiracı sözleşmeye aykırılık halinde ya cezai şartı ya da akdin ifasını isteyebilir.
Davacı, bu davasında sözleşmede öngörülen cezai şartla birlikte edimin eksik ifa edilmesi nedeniyle ifa yerine geçen tazminatın da ödetilmesini istemiş ise de seçimlik cezai şartta alacaklının bu iki olanaktan yalnız birini seçmesi zorunlu olduğundan, davacının davadaki öncelikli talebinin de cezai şart olduğu gözetildiğinde, mahkemece, davacının asgari ücret miktarı kadar kar kaybına uğradığı kabul edilerek sözleşmede kararlaştırılan ceza şartıyla birlikte 2.124 YTL na da hükmedilmiş olması olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
3-Taraflar sözleşme ile cezanın miktarını tayin etmekte serbest iseler de, BK.1 61/son maddesi hükmüne göre, taraflar ileri sürmese bile hakim fahiş gördüğü cezaları resen tenkis etmekle yükümlüdür. Burada kararlaştırılan ceza koşulunun aşırı olup olmadığını belirlemede başvurulması gereken ölçüt (kıstas) önem taşır. Gerçekte de, aşırılığı saptamak için hakimin göz önünde bulundurmak zorunda olduğu yönler vardır.
Şöyle ki; ceza koşulunun sözleşenler arasındaki ilişkiye uygun düşmeyecek ölçüde yüksek tutulması ve açıkça hakseverliğe aykırı bulunması durumunda aşırılığın varlığı kabul edilmelidir. Böyle bir sonucun benimsenebilmesi için, alacaklının asıl edimi yerine getirmesindeki çıkarı ile ceza koşulu olarak saptanan miktar arasındaki oranın ve borçlunun borca aykırı davranmasındaki kusur derecesinin ve de borçlunun ekonomik durumunun göz önünde tutulması gerekir.
Öte yandan alacaklının çıkarların hesabında, borçlunun ifa etmeme yüzünden sağlayacağı kazançlar da göz ardı edilmemelidir. Alacaklının, borcun yerine getirmemesinin yol açtığı zararları kapsamı üzerinde de durulmalıdır. Aşırılığın belirlenmesinde, ceza koşulunun borcun yerine getirilmesi için borçlu üzerinde ruhsal bir baskı yaptığı da gözetilmeli, böyle bir baskının ortadan kalkmasına yol açacak biçimde indirimden kaçınılmalıdır.
Başka bir deyişle ceza koşulunun fahiş olup olmadığı, tarafların iktisadi durumu, özel olarak borçlunun ödeme kabiliyeti ile beraber, borçlunun borcunu yerine getirmemiş olması nedeniyle sağladığı menfaat, borçlunun kusur derecesi ve borca aykırı davranış ağırlığı ölçü alınarak tayin edilmeli ve hüküm altına alınan ceza miktarı, hak, adalet ve nesafet kurallarına uygun olarak tespit edilmelidir.
Mahkemece açıklanan bu yönler gözetilmeden, BK 161/son maddesi gereğince kararlaştırılan cezai şartın fahiş olup olmadığı tartışılmadan, protokolde belirlenen cezai şart talebinin tamamen kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2009/2732, K. 2009/8302, 16 Haziran 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama