KÜNYE
(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi 2009/4783 E., 2009/11942 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 22 Ekim 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
758 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalının vekili sıfatıyla ve imzalanan ücret sözleşmesi ile kamulaştırmasız el atma nedeni ile tazminat ve tapu iptali ve tescili davaları ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne müracaat ile işlerini yürüttüğünü, tüm davaların sonuçlanması aşamasında haksız olarak azledildiğini, sözleşmede kararlaştırılan vekalet ücretinin ödenmediğini, yapılan takibe de haksız itiraz edildiğini ileri sürerek, itirazın iptali ile % 40 inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacı avukatın haklı olarak azledildiğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, azlin haksız olduğu ve ücret sözleşmesine göre hesaplanan 50.419 YTL. üzerinden itirazın iptali ile % 40 inkar tazminatının davalıdan tahsiline ...'ün fer'i müdahillik talebinin koşulları oluşmadığından reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafça temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacının temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davada feri müdahillik koşulları oluşmadığından katılma talebinin reddine ilişkin kararda bir isabetsizlik bulunmadığından davada taraf sıfatı bulunmayan ...'ün temyiz itirazlarının reddine,
3-Davalı ile davacı avukat arasında 17.1.2000 tarihli avukatlık ücret sözleşmesinin imzalandığı, davacının, davalının vekili sıfatıyla davalarını takip edip AİHM'e başvurduğu 30.1.2008 tarihli ihtar ile davalı tarafından vekaletten azledildiği, dosya kapsamı ile anlaşılmakta olup, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davacı avukat, haksız azil nedeniyle Avukatlık Kanununun 174. maddesi gereğince vekalet ücretini talep etmekte haklıdır.
Davacıya ödenmesi gereken vekalet ücretinin tespiti için ise öncelikle uyuşmazlığa uygulanacak Avukatlık Kanunu hükümlerinin belirlenmesi zorunludur. Bilindiği üzere, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu, 2.5.2001 tarihinde 4467 sayılı Yasa, 13.1.2004 tarihinde de 5043 sayılı Yasa ile değişikliğe uğramıştır.
Mahkemece anılan yasalarla değişikliğe uğrayan Avukatlık Kanununun değişik 164/4. maddesine göre karar verilmişse de, 13.1.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5043 sayılı Yasanın 7. maddesi ile 1136 sayılı Avukatlık Kanununa eklenen “Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, kesin olarak hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu kanunun değişik hükümleri uygulanır” hükmünü içeren geçici 21. madde, Anayasa Mahkemesince 7.2.2008 tarihinde iptal edildiğinden, avukatlık ücretinden kaynaklanan uyuşmazlıkların, sözleşmelerin kurulduğu tarihte yürürlükte olan Avukatlık Kanunu hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Taraflar arasındaki sözleşme, 17.1.2000 tarihli olduğundan, bu dava ile ilgili ücret uyuşmazlığının çözümünde, sözleşme tarihinde yürürlükte olan 1136 sayılı Kanunun, 4667 sayılı kanunla yapılan değişiklikten önceki hükümleri esas alınmalıdır. Bu noktada taraflar arasındaki ücret sözleşmesinin geçerli olup olmadığının, dolayısıyla davacının sözleşmede belirtilen ücreti talep etmekte haklı olup olmadığının belirlenmesi gereklidir. Nitekim, vekalet ücret sözleşmelerinin geçerli olup olmadığı, kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece de resen gözetilmesi gereken bir husustur.
1136 sayılı Kanunun, 2.5.2001 tarihli 4467 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten önceki 164. maddesinin 1. fıkrası hükmü gereğince, vekalet ücretinin belli ve muayyen olması gerekli olup, yine aynı kanunun 164. maddesinin 2. fıkrasına göre de, %25’i aşmamak üzere nispi bir ücretin vekalet ücreti olarak kararlaştırılması mümkün ise de, bunun geçerli olabilmesi, başarıya göre değişme koşulunu taşımasına bağlıdır.
Başka bir ifade ile, davada gösterilen başarıya göre değişmek ve %25’i aşmamak üzere, dava olunan veya hükmolunacak şeyin değerinin belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir. Avukatın davayı kazanması durumunda belli bir ücret alacağı, kaybetmesi durumunda ise hiçbir ücrete hak kazanamayacağı, diğer bir deyişle avukatın ücret almasının, davayı kazanma koşuluna bağlı olacağı yolundaki sözleşmeler geçerli değildir.
Yine aynı Kanunun 164. maddesinin 3. fıkrasına göre de, dava konusu mal, alacak veya hak gibi kıymetlerden bir kısmının aynen avukata ait olacağına ilişkin sözleşmeler de, “hasılı davaya iştirak” niteliğinde olduğundan geçersizdir.
Dava konusu olayda, taraflar arasındaki 17.1.2000 günlü ücret sözleşmesinin, “...Türk Mahkemeleri veya İnsan Hakları Mahkemesi'nce belirlenen tazminatın % 20'nin TL.karşılığı " şeklindeki ücrete ilişkin hükmü, az yukarda açıklanan yasanın öngördüğü “belli ve muayyen olma” ve “başarıya göre değişme” koşullarını taşımadığı için geçersizdir. Davacı geçersiz olan bu sözleşmeye dayanarak sözleşmede kararlaştırılan ücreti talep edemez.
1136 sayılı yasanın 4467 sayılı yasa ile yapılan değişiklikten önceki 163/son maddesi gereğince yazılı bir ücret sözleşmesinin bulunmadığı veya sözleşme mevcut olmakla birlikte geçerli olmadığı durumlarda, avukata ödenmesi gereken vekalet ücretinin, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenmesi gereklidir.
Dava konusu olayda taraflar arasındaki ücret sözleşmesi geçerli olmadığına göre, davacı tarafından davalının vekili sıfatıyla takip edilen davalarda hukuki hizmetin verildiği tarihlerdeki değerleri üzerinden, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri gereğince yapılacak hesaplamaya göre davacıya ödenmesi gerekli olan vekalet ücretleri belirlenip, belirlenecek olan bu miktarlara göre hüküm kurulması gerekirken, açıklanan hususlar gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2009/4783, K. 2009/11942, 22 Ekim 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama