Davacı, Davalı ... tarafından diğer davalı hastanede gerçekleştirilen lazer uygulanması sonucunda sağ gözünde kalıcı hasar meydana gelmiş olduğunu, ileri sürerek 25.000 YTL maddi ve 15.000 YTL manevi tazminatın davalılardan tahsilin istemiştir.
Davalılar, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece adli Tıp raporu gözetilerek davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafça temyiz edilmiştir.
Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak HUMK'nın 76. maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir. Davacı, yüzündeki kırışıkların giderilmesi için davalı doktordun yaptığı müdahalenin özensiz ve kusurlu olması nedeniyle kalıcı zararlara yol açtığı iddiası ile manevi tazminat istemişlerdir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır (BK m. 386-390).
Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK m. 321/1).
O nedenle davacının tedavisini üstlenen hastane ve doktorların meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Az yukarıda açıklandığı üzere, doktor tedavi nedeniyle yöneldiği sonucun
2009/9422-12886
elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. Keza en hafif kusurundan dahi hukuken sorumluluk altındadır. Bu nedenle de bilirkişi raporu önem kazanmakta ve taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli bulunmalıdır.
Bilirkişi doktorun seçilen tedavi yöntemi ve tedavi aşamalarında gerekli titizliği gösterip göstermediğini, uygulanması gereken tedavinin ne olması gerektiğini, doktor tarafından uygulanan tedavinin ne olduğunu, ayrıntılı ve gerekçeli açıklamalı ve sonuca ulaşmalıdır. Bu bağlamda salt yapılan işlemin ne olduğunu açıklamak yeterli kabul edilemez. Kaldı ki, bilirkişinin tarafların itirazlarını da mutlaka karşılamalı ve aydınlatıcı olmalıdır.
Hakim’in de bilirkişinin somut olayda görüşünün dosya kapsamına uygun olup olmadığını da denetlemesi gerekmektedir. (TMK.nun md. 4, HUMK.nun md. 240) Dairemizin kararlılık kazanmış uygulamaları ve içtihatları da bu yöndedir.
Somut olayda ise.
Davacı Davalı hastanede diğer davalı ... tarafından ameliyat edilerek laser uygulandığını, ameliyattan sonra sağ gözünün net görmediği ve işlerinin aksadığı, bilgisayarı kullanırken zorlandığını, ikinci ameliyattan sonra da rahatsızlıkların devam ettiğini, 3. kez ameliyat edilmesi üzerine daha fazla ışıktan rahatsız olduğunu, düzelmeyince bu kez Veni Vidi Göz Hastanesine gönderildiğini, burada flebin ince açılması nedeniyle kırıştığını ifade ettiklerini, tekrar ameliyat olması gerektiğini, ancak düzelmeyebileceğini söylediklerini, her iki gözden 4 kez ameliyat olduğunu ve 1 yıl ilaç tedavisi uygulandığını,
sol gözün daha iyi görürken sağ göze 5. bir ameliyat yapılmasına rağmen düzelmediğini, ileri sürmüştür. Davalı ise uygulanan tedavide hata bulunmadığını savunmuştur.
Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu 22.2.2008 tarihli raporunda, davacıya uygulanan tedavi ve daha sonraki aşamalar açıklanmış ve sonuç bölümünde fleplerde saptanan enfiltrasyon ve minimal haze’in lasik cerrahisinin beklenebilecek komplikasyonlarından biri olduğu, hekime atf-ı kabil bir kusur bulunmadığı mütalaa olunmuşsa da. Raporun olayı aydınlatmaya elverişli ve yeterli olmadığı, gerekçe ihtiva etmediği anlaşılmaktadır.
Gerçekten de rapor Davacının itirazlarını karşılamamış ve sonuçta davalıya bir kusur izafe edilemeyeceği açıklanmıştır. Oysa ki, az yukarıda açıklandığı üzere bilirkişi raporunun tarafların itirazlarını karşılayıp aydınlatıcı olması ve dosya kapsamına da uygun olması gerekir. Davacı’nın gözüne uygulanan laser ameliyatı sırasında fleplerde kırışıklıklar olduğu gibi Keratokonus
2009/9422-12886
hastalığı bulunduğunu, bu hastaların ince olan kornea tabakasının lazerle daha da incelttiği hususları üzerinde durulmamış, davacı üzerinde bu konularda laser uygulaması öncesi tetkikler yapılıp yapılmadığı anlaşılamamıştır.
Öyle olunca, Mahkemece, Üniversitelerin ilgili bilim dalından seçilecek akademik kariyere sahip (3) kişilik kurul vasıtasıyla davacıya uygulanan tedaviyle, uygulanması gereken tedavinin ne olması gerektiği, davacıya uygulanan teşhis ve tedavide davalı doktor ve hastaneye izafe edilecek bir kusur bulunup bulunmadığı üzerinde durulmalı, özellikle flebin ince açılmasında davalı doktorun kusurunun ne olduğu üzerinde durulmalıdır.
Açıklanan nedenlerle kararın bu sebeplerle bozulması gerekirken onandığı bu kez yapılan incelemeyle anlaşıldığından Davacının karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin onama kararının kaldırılarak yukarıda açıklanan nedenlerle kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ; Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının karar düzeltme isteminin kabulüyle Dairemizin 28.5.2009 gün ve 2009/1022-7353 sayılı onama ilamının kaldırılmasına, kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 32.30 TL temyiz harcının istek halinde iadesine, 6.11.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.