KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2007/11731 E., 2007/11911 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 16 Ekim 2007
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
454 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 3.6.2002 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 15.2.2007 günlü hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 7.7.2007 günü duruşma yapıldıktan sonra görülen eksiklik nedeniyle evrak yerel mahkemesine geri çevrilmiştir. Anılan eksikliğin giderilmesinden sonra dosya yeniden Dairemize gönderilmiş olmakla dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Davacılar murisi ..., kardeşi ... (davalı) adına kayıtlı 228 ada 1 parsel numaralı taşınmazı davalı ile birlikte satın aldıklarını, üzerindeki binanın da müşterek olarak inşa edildiğini belirterek tapu kaydının iptali ile (1/2) payının TMK.nun 724.maddesi gereğince adına tescili isteğinde bulunmuştur.Davacı ...’nın yargılama aşamasında ölümünden sonra mirasçıları da aynı istemle davaya devam etmişlerdir.
Davalı, istemin İmar Kanunu hükümleri gereğince kabulünün olanaklı bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş olup hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi; inanç sözleşmesi, inanç gösterilene bir hakkın kullanılmasında davranışlarını, inanç gösterenin tespit ettiği amaca uydurmak borcunu yükler. Diğer bir anlatımla, inanç gösterilen kişi, inanç gösteren namına yapılacak bir işlemden sonra, taşınmazın mülkiyetini ona yani inanç gösterene geçirme yükümlülüğü altına girmiştir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde, bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmeleri anılan İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delil ile kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı taraf elinden çıkmış yazılı delil başlangıcı (HUMK.m.292) niteliğinde bir belge varsa inanç sözleşmesinin “tanık” dahil her türlü delil ile kanıtlanması olanaklıdır.
İddiasını yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa diğer delillerle de kanıtlayamayan davacının yemin deliline dayanması durumunda mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Kayıt maliki olan davalı dava konusu taşınmazın ... kaydı olan 115 parsel numaralı taşınmazdaki (501/10657) payını tapuda yapılan satış ile 1988 yılında edinmiştir. İmar uygulaması sonucunda da 228 ada 1 parselde (325/496) oranında pay sahibi olmuştur.
Yargılama aşamasında dinlenen tanıklar bu taşınmaz üzerindeki binanın davacılar murisi ile davalı tarafından müşterek olarak yapıldığını, birlikte kullanıldığını belirtmişler ve taraflarca da bina ile ilgili birtakım belgeler sunulmuş ise de tüm bu deliller yanlar arasındaki inanç sözleşmesinin varlığını kanıtlayan ve nitelikleri yukarıda belirtilen belgelerden değildir. Ancak davacı, dilekçesinde "yemin" deliline dayanmıştır.
Kati delil niteliğindeki yemin deliline dayanıldığından davacı tarafa kullanacaklarsa bu hakları hatırlatılmadan eksik araştırma ve inceleme ile davanın reddi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2007/11731, K. 2007/11911, 16 Ekim 2007 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama