KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2007/15595 E., 2007/16492 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Aralık 2007
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
466 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 29.8.2005 gününde verilen dilekçe ile irtifak hakkına elatmanın önlenmesi ve kal istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 18.5.2006 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, irtifak hakkına elatmanın önlenmesi ve kal isteğine ilişkindir.
Davacı, ... Enerji Nakil Hattında 21 ve 22 numaralı pilonları arasındaki 12 parsel üzerindeki binanın irtifak hakkını ihlal ettiğini ileri sürerek elatmanın önlenmesine ve taşkın kısımların yıkılmasını istemiştir.
Davalı yargılamaya katılmamış, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü davalı, dava dilekçesinin kendisine usulune uygun tebliğ edilmediğini bu nedenle savunma hakkının kısıtlandığını belirterek temyiz etmiştir.
Dosya içerisinde bulunan dava dilekçesinin tebliğine dair tebliğat parçası incelendiğinde davalıya Tebligat Kanununun 21. maddesine göre tebligat yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle öncelikle anılan madde uyarınca geçerli tebligatın ne şekilde olacağının irdelenmesi gerekmektedir.
Tebligat Kanununun 21. maddesine göre kendisine tebligat yapılacak kimse, gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden çekinirse tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine ya da memuruna imza karşılığı teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine bildirir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ
tarihi sayılır. Tebligat Tüzüğünün 28. maddesinin 1. fıkrası uyarınca da tebliğ memurunun muhatabın adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel olan komşu, kapıcı gibi kimselerden veya o yerin muhtar veya ihtiyar kurulu üyelerinden veyahut zabıta amir veya memurlarından soruşturularak, alınan beyanı tebliğ mazbatasına yazıp, altını imzalatması gerekir. Bu yön özellikle Tebligat Kanunu’nun 23 ve Tüzüğün 33. maddeleri hükmünde de ayrıca vurgulanmıştır.
Eldeki davada davalıya çıkarılan tebligat incelendiğinde, dava dilekçesi ve duruşma gününün 29.9.2005 tarihinde Tebligat Kanunu 21. maddesine göre tebliğ edildiği, tebligata isim ve imzadan imtina eden komşusuna haber verildiği yazılmış, ancak davalının adreste bulunmama sebebi saptanmamıştır. Bu durumda tebligat işleminin kanun ve tüzük hükmüne uygun yapılmadığı anlaşılmaktadır. Oysa Tüzüğün 28. maddesinin 1 fıkrası hükmünün aynen yerine getirilmesi halinde, tebligat memurunun gerçekten muhatabın adresine gittiği ve adreste bulunmadığı tevsik edilmiş ve tebligatın Tebligat Kanununun 21. maddesinde öngörülen koşulla yapıldığı kabul edilir.
Bilindiği gibi savunma hakkı; Anayasa (m.36) ile güvence altına alınmış olup, HUMK.nun 73. maddesinde de ayrıca düzenlenmiştir. Hâkim, tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez. Buna göre hâkim Anayasa ile güvence altına alınan ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda da ayrıca düzenlenmiş bulunan iddia ve savunma haklarını kullanabilmeleri için tarafların duruşmaya çağırmak zorundadır.
Hal böyle olunca, davacıya usulüne uygun tebligat yapılmadan ve savunması alınmadan işin esasına girilerek karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2007/15595, K. 2007/16492, 27 Aralık 2007 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama