KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2007/16661 E., 2008/5980 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 8 Mayıs 2008
- Mahkemesi
- Asliye
Karar Metni
725 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 09.01.2004 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali, tescil ve tazminat, birleşen davada davacılar tarafından verilen 23.07.2004 günlü dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve ecrimisil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne, birleşen davanın reddine dair verilen 05.04.2007 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalılar-davacılar vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 06.05.2008 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili Av.... ... ile karşı taraftan davacı vekili Av.... geldiler.
Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, 24.11.2000 günlü adi yazılı ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesine dayalı mülkiyet aktarımı istemi ile açılmış, davacı ıslah yoluyla taraflar arasındaki 23.01.2003 günlü “anlaşma ve ibra protokolü” başlıklı sözleşmeye dayanarak davalıların malik olduğu 419 ada 211 parsel üzerindeki C Blok 3 numaralı bağımsız bölümün adına tescilini ve bakım alacaklısına ait iken davalılarca satılarak alınan 35.000,00 YTL.nin tahsili isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, talebin zamanaşımına uğradığını, davacının 23.01.2003 günlü sözleşmedeki edimlerini yerine getirmediğini, kaldı ki, 24.11.2000 günlü sözleşmenin biçim koşuluna uygun düzenlenmediğini, açılan davanın reddini savunmuş, birleştirilen davalarında ise, çekişme konusu taşınmaz murislerinin ölüm tarihi olan 21.07.2001 gününden bu yana haksız işgal edildiğinden davacının haksız işgalinin önlenmesini ve ecrimisil ödetilmesini istemiştir.
Mahkemece, asıl davanın kısmen kabulü ile dava konusu 3 numaralı
bağımsız bölümün tapusunun iptali ile davacı adına tescilini, davacının bedele ilişkin istemi ile birleştirilen davaların reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davalılar-birleştirilen dosyanın davacıları temyiz etmiştir.
Davada dayanılan 24.11.2000 tarihli adi yazılı düzenlenen ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile taşınmaz mülkiyetinin devri amaçlanmıştır. Bu tür sözleşmelerin kural olarak resmi şekilde düzenlenmesi zorunludur.
Ne var ki; dosya kapsamından bakım borçlusu olan davacının bakıp gözetme edimini yerine getirdiği, davalıların mirasbırakanı H.Leman Gerçek Arıkan’ın sağlığında, bakma borcunun yerine getirilmediğini ileri sürmediği gibi sözleşmedeki şekil eksikliğini belirterek fesih talep etmediği görülmektedir. Kaldı ki, bakıp gözetme borcunun yerine getirildiğini davalılar 23.01.2003 tarihli sözleşmede kabul etmiştir.
Bakım alacaklısının sağlığında ileri sürmediği sözleşmedeki şekil eksikliğini onun ölümünden sonra mirasçılarının ileri sürmesi Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde kabul edilen iyiniyet kurallarıyla bağdaşmayacağından davalı ve karşı davacıların bu hususa ilişkin savunmaları dinlenemez.
Ne var ki. 20.03.2006 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda mirasbırakanın adi yazılı sözleşmenin yapıldığı 24.11.2000 tarihinde fiil ehliyetinin bulunmadığı saptanmıştır. Gerçekten, davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti bulunmayan bir kimsenin kendi iradesiyle hak kurabilme, borç altına girebilme ehliyetinin varlığından sözedilemez.
Türk Medeni Kanunu’nun “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” şeklindeki 9. maddesi hükmünde hak elde edilebilmesi, borç altına girilmesi fiil ehliyetine bağlanmış, 10. maddede ise, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin olma” kabul edilerek “ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır” hükmüne yer verilmiştir.
Burada belirtilmesi gereken önemli husus Türk Medeni Kanunu’nun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin olmaması nedeniyle Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak koşuluyla yapacağı işlemlerle sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyiniyetli olması da o işlemi geçerli kılmayacağıdır.
Kısaca ifade etmek gerekirse, adi yazılı 24.11.2000 günlü ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesinin geçersizliğini ileri sürmek Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesindeki dürüst davranma kurallarına uygun düşmese bile, 24.11.2000 tarihli adi yazılı sözleşmenin bakım alacaklısı fiil ehliyetinden yoksun olduğundan sözleşme batıldır. Dolayısıyla, bakım borçlusu olan davacı 24.11.2000 günlü sözleşmeye dayanarak istemde bulunamaz.
Ancak, davacı davasını ıslah etmiş, ıslah ettiği davasında, davalılarla yapılan 23.01.2003 günlü sözleşmeye dayanarak uyuşmazlık konusu 419 ada 211 parsel üzerindeki C Blok 3 numaralı bağımsız bölümün tescilini talep etmiştir. Dayanılan 23.01.2003 günlü sözleşmede adi yazılıdır.
Bu sözleşmeyle de tapuda kayıtlı bir taşınmazın mülkiyet nakli öngörüldüğünden, sözleşmenin Türk Medeni Kanunu’nun 706, Borçlar Kanunu’nun 213 ve 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 26. maddeleri hükmünce resmi biçim koşuluna uyularak yapılması zorunludur. Davacı, bu sözleşmeye dayanarak sadece bakım masrafı ve ücret talep edebileceğinden yasanın öngördüğü biçim koşuluna aykırı yapılan sözleşme gözetilmek suretiyle istemin hüküm altına alınması doğru olmamıştır.
Mahkemece, değinilen tüm bu nedenlerle mülkiyet nakline ilişkin davanın reddi, birleştirilen dava açısından ise, bunun sonucuna uygun bir hüküm tesisi gerekirken, asıl ve birleştirilen davalar hakkında yazılı olduğu şekilde karar kurulması doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2007/16661, K. 2008/5980, 8 Mayıs 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama