KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2007/8812 E., 2008/2823 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Mart 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
456 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 20.11.2006 gününde verilen dilekçe ile beyanlar hanesindeki miktar fazlası kaydının terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 15.05.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Dava, 10006 ada 3 parsel sayılı taşınmazın beyanlar hanesinde yer alan “taşınmaz üzerinde Hazine fazlalığı vardır.” şeklindeki belirtmenin terkini istemi ile açılmıştır. Davalı Hazine, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, dava kabul edilmiştir. Hükmü, davalı Hazine temyiz etmiştir.
Dava konusu taşınmaz 06.06.1938 2 numaralı tapu kaydına dayanılarak 08.05.1944 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sonucu tutanakların kesinleşmesiyle birlikte 17.04.1945 tarihinde 7612 m2 bağ vasfı ile gerçek kişiler adına tescil edilen 167 ada 40 parsel sayılı taşınmazın İmar-Islah uygulamaları sonucu çeşitli ada ve parsellere revizyon görmesi ile oluşmuştur.
167 ada 40 parselin beyanlar hanesine “ 2558 m2 fazlalılık hakkında Defterdarlık ve İskan Müdürlüğü’ne 30.12.1946 tarih 1618 numarası ile bildirilmiştir.” şeklinde yer alan belirtme dava konusu taşınmaz kaydına “ taşınmaz üzerinde Hazine fazlalığı vardır.” şeklinde aktarılmıştır. Şimdi davacı bu kaydın terkinini istemektedir. Varlığı kadastro tutanağında işaret edilen dava konusu belirtme 10 yıllık süre içerisinde tapu kaydına da 30.12.1946 tarihinde aynen aktarılmıştır.
Eldeki dava ise, 20.11.2006 tarihinde açılmış bulunmaktadır.
Burada öncelikle üzerinde durulması gereken sorun, kayıt maliki olan davacının kayıttaki belirtmenin terkini için açacağı davalarda 10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanıp uygulanmayacağıdır.
Gerçekten, 3402 Sayılı Kadastro Kanunu m.12/3’deki “bu tutanaklarda belirtilen haklara sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz” şeklindeki hüküm uyarınca şayet, taşınmazın tutanağının kesinleşmesinden itibaren 10 yıl geçmiş ise, kayıt maliki belirtmenin terkini istemi ile kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz edemez ve dava açılması olanaklı değildir.
Yasadaki 10 yıl olarak belirlenen dava açma süresinin hak düşürücü süre olduğu ve re’sen gözetilmesi gerektiği de kuşkusuzdur. Somut olayda.
10006 ada 3 parsel tapu kaydının geldi kayıtlarının beyanlar hanesine miktar fazlası belirtmesi Hazine tarafından tutanağın kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık süre içerisinde işlendiğine, kadastro tutanağı 17.04.1945 tarihinde kesinleştiğine, dava ise, 20.11.2006 tarihinde açıldığına göre, hak düşürücü sürenin varlığı nedeniyle davanın dinlenme olanağı bulunmamaktadır.
Diğer taraftan davacılar, Hazine’ye ait tarım arazilerinin satışı hakkındaki 4070 Sayılı, tapu fazlalıklarının Hazine’ye ait olduğuna ilişkin tapu kayıtlarında şerh bulunan taşınmaz mallardaki fazlalıkların bedeli karşılığı tapu maliki veya mirasçılarına satılmasına dair 4706 ve 4706 Sayılı Kanunda değişiklik yapan 4916 Sayılı Kanun hükümlerinden yararlanmak üzere başvurulduğunu da ileri sürmemiştir. Hal böyle olunca, mahkemece re’sen gözetilmesi zorunlu hak düşürücü sürenin varlığı nedeniyle davanın reddi yerine, istemin yazılı bazı gerekçelerle hüküm altına alınması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2007/8812, K. 2008/2823, 6 Mart 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama