KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/11972 E., 2008/12763 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Kasım 2008
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
443 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Davacı tarafından, davalı aleyhine 14.03.2006 gününde verilen dilekçe ile müdahalenin men'i istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 07.11.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, paylı mülkiyet rejimine tabi 1037 parselde taksime dayalı elatmanın önlenmesi istemi ile açılmıştır.
Davalı, mirasçılar arasında paylaşma olmadığını, taşınmazın dönüşümlü olarak kullanılması gerektiğini, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taksimin varlığı kabul edilerek taksimde davacıya bırakıldığı saptanan bilirkişi krokisinde yeşil renkle gösterilen 72 m2 yüzölçümündeki taşınmaz bölümüne davalının elatmasının önlenmesine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Dosyada yer alan tapu kayıt örneğinden 135 m2 yüzölçümündeki 1037 parsel maliklerinin dava dışı ..., ... ve ... oldukları taşınmazın paylarına göre bu kişiler adına tescil edildiği görülmektedir. Davacı ile davalı kayıt maliklerinden ...’nin mirasçılarıdır.
Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş kuşkusuz yararlanmaya engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenmesini her zaman isteyebilir. Ancak, o paydaşın payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenmesi davası dinlenemez. Burada bazı paydaşların diğerlerinden az yer kullandığı iddiasının önemi de yoktur. Çünkü, bu tür iddiaların kesin çözümü taksim veya
şuyuun satış yoluyla giderilmesi davası açılarak sağlanabilir. Bilindiği üzere, Türk Medeni Kanununun 706, Borçlar Kanununun 213. ve Tapu Kanununun 26. maddesi uyarınca tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyetinin ana taşınmazdan ayrılması olanağı bulunmamaktadır. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi bütün paydaşlar arasında yapılan bir anlaşmayla belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, fiilen bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime kadar korunması Türk Medeni Kanununun 2. maddesi ve sözleşmeye sadakat kuralının gereğidir.
Bütün yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince;
Az yukarıda sözü edildiği üzere 1037 parsel sayılı taşınmaz, tapuda paylı mülkiyet rejimine tabi olarak davacıların mirasbırakanı ... dışında ... ve ... adına da paylı olarak tescillidir.
Davacı, taşınmazın paydaşlar arasında taksim edildiğini iddia ettiğinden kayıt maliki paydaşlar arasındaki taksim olgusunu ve bu taksimde taşınmazın mirasbırakanı ...’ye bırakıldığını, onun mirasçıları arasında yapılan taksimde de kendisine terk edildiğini ispat yükü Türk Medeni Kanununun 6. maddesi hükmü gereğince davacıya düşer.
Ancak, dinlenen tanık sözleri ne taşınmazın kayıt malikleri arasında taksim edildiğini ne de ... mirasçıları arasında taksim edilerek davacıya bırakıldığını kabule elverişli değildir. Diğer taraftan, 1037 parselde davacı payına karşılık belli bir bölüm yer kullandığından iddianın paya vaki müdahalenin men’i olarak değerlendirilerek kabulüne de olanak yoktur.
Açıklanan bütün bu nedenlerle davanın reddi yerine delillerin yanılgılı değerlendirilmesi sonucu istek hüküm altına alındığından karar bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/11972, K. 2008/12763, 6 Kasım 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama