KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/12648 E., 2008/13392 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 11 Kasım 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
715 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 15.11.2007 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 24.7.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, Türk Medeni Kanunu’nun 747 maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir. Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine mutlak geçit ihtiyaç veya geçit yoksunluğu, ikincisine de nisbi geçit ihtiyacı ya da geçit yetersizliği denilmektedir.
Geçit hakkı verilmesine ilişkin davalarda bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz müşterek mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir. Geçit ihtiyacı olan kişi davasını öncelikle taşınmazların mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun taşınmaz malikine karşı ve daha sonra bundan en az zarar görecek olana yöneltmelidir.
Mahkemece uygun geçit yeri saptanırken öncelikle taraf yararlarının gözetilmesi gerekir. Zira, geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi
araçlarla karşılanacağı davacının subjektif arzularına göre değil objektif esaslara uygun belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergah saptanırken, aleyhine geçit kurulan taşınmazın kullanım bütünlüğü bozulmamalıdır. Taşınmazın kullanım bütünlüğünün bozulmasının zorunlu olduğu hallerde bu husus gerekçelendirilerek geçit hakkı tesisi edilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak, özellikle tarım alanların nihayet bir tarım aracının geçebileceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu miktarı aşan bir yol verilecekse bunun gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliğine uygun atanacak bilirkişiler aracılığı ile objektif kriterler esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel hükümden önce depo ettirilmeli, şayet dava tarihi ile hüküm tarihi arasında taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş ve bu sürede de geçit için öngörülen bedel davanın daha başında belirlenmişse, bu bedelin ödenmesine karar verilmesi halinde, mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olunacağı durumlarda hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak davranışları önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tesbiti yapılmalıdır.
Kurulan geçit hakkının Medeni Kanunun 748/3. maddesi uyarınca Tapu Siciline kaydı da gereklidir.
Geçit hakkı kurulmasına ilişkin davalarda davanın niteliği gereği yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince:
Davacılar 136 parsel sayılı taşınmaz lehine davalıya ait 311 parsel sayılı taşınmazdan geçit hakkı kurulmasını talep etmişlerdir. Mahkemece, 136 parsel lehine 311 parsel aleyhine 21.03.2008 tarihli harita mühendisi tarafından hazırlanan krokili raporda gösterildiği üzere 3 metre genişliğinde geçit hakkı tesisine karar verilmiş, hükmü davalı temyize getirmiştir.
Davacıya ait 136 numaralı taşınmaz kayden tarla olarak tapuya kayıtlı bulunmaktadır. Dava dilekçesine ekli pafta durumuna göre bu taşınmaza en
yakın genel yol taşınmazın güney sınırında bulunan 311, 452, 507, 132 parsellerin güneyinden geçmektedir. Davacıya geçit hakkı için uygun olacak taşınmazların bunlara arasından seçilmesi gerekmektedir. Sırası ile bu taşınmazlar 123m2, 541 m2, 317m2, 1540m2 miktarlarında olup herhangi bir alternatif değerlendirmesi yapılmadan bunlardan en küçük olan 311 parsel yükümlendirilerek geçit tesis edilmiştir.
Yerel mahkemece yapılan bu seçim az yukarıda belirtilen genel ilkelere uygun düşmemektedir.
Mahkemece yapılması gereken, mahallinde yeniden yapılacak keşifte davacıya ait taşınmazın güney sınırını teşkil eden 452,507,516,ve 132 parsel sayılı taşınmazlar da bilirkişilere gösterilip, bu parsellerden geçit imkanının bulunup bulunmadığı hususunda denetime elverişli rapor düzenlettirip, davalıya ait 311 parsel sayılı taşınmaz dışında bir başka taşınmazdan geçit kurulmasının daha uygun olacağı kanaatine ulaşılması durumunda,
bu taşınmaz maliki aleyhine ayrı bir dava açmak ve bu dava eldeki dava ile birleştirilmesi yapılmak üzere davacı tarafa süre verilmelik ve tüm savunma delilleri de toplandıktan sonra sonucuna göre hüküm verilmek olmalıdır. Mahkemece tüm bu hususlar gözden kaçırılarak eksik inceleme ve araştırma ile hüküm tesisi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/12648, K. 2008/13392, 11 Kasım 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama