KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/2561 E., 2008/7957 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 17 Haziran 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
566 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 09.10.2007 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 04.12.2007 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 17.06.2008 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av...., karşı taraftan davalılar vekili Av.... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Mahkemece, kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olup; hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Hukuk düzeninde istikrar sağlama amacı taşıyan kesin hüküm, hükmü karşı yasa yollarının tükenmesi (şekli anlamda kesin hüküm) ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin bir daha dava konusu yapılmaması (maddi anlamda kesin hüküm) şeklinde Hukuk Yargılama sistemimizde yer almaktadır.
Şekli anlamda kesinleşmeyi zorunlu kılan, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin yeniden dava konusu yapılmaması amacı güden maddi anlamda kesin hüküm HUMK.nun 237 maddesinde düzenlenmiştir.
Anılan maddeye göre kesin hükmün oluşabilmesi için
1-Dava konusunun, diğer bir anlatımla dava ile elde edilmek istenen sonucun aynı olması
2-Dava sebebinin, yani davanın dayanağı olan vakıaların aynı olması,
3-Ve davanın taraflarının aynı olması gereklidir.
Davacı, 675 ada 5 parsel sayılı taşınmazda bulunan 11 numaralı bağımsız bölümü satın almak istediğini, kendisinin kadın doğum uzmanı olması satıcının da aynı meslekten bulunması nedeniyle taşınmazı satmak istemeyeceğini düşünerek sonradan kendisine devredilmek üzere 1/2 payın davalıların miras bırakanı olan kardeşi ... adına satın alındığını, buna ilişkin 22.11.1990 tarihli yazılı belgenin düzenlendiğini, kardeşinin taşınmazın devrini sağlamak amacıyla vermiş olduğu 24.05.2000 tarihli vekaletname ile de 30.05.2005 tarihinde tapudan kendisine devredildiğini, ne var ki ;
davalıların miras bırakanları ...’in fiil ehliyetinin bulunmadığını ileri sürerek açmış oldukları tapu iptali ve tescil davasının yargılamaları neticesinde Şişli 2. Asliye Hukuk mahkemesinin 2002/110 Esas 2006/ 509 Karar sayılı ilamı ile vekaletnamenin verildiği tarihte ...’in fiil ehliyetinin bulunmadığı gerekçesi ile dava konusu taşınmazın tapusunun iptali ile ... mirasçısı davalılar adına tescil edildiğini ileri sürerek , aynı taşınmazın inanç sözleşmesine dayanarak yeniden adına tescilini istemiştir.
Gerçekten Şişli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/110 Esas 2006/509 Karar sayılı dosyasının incelenmesinden, davalıların vekaletnamenin verildiği 24.05.2000 tarihinde ...’in fiil ehliyetine sahip olmadığı ileri sürülerek tapu iptali ve tescil istedikleri , o davada davalı olan ... ise ...’in fiil ehliyetinin bulunduğunu ve taşınmazın inançlı işlem nedeniyle kendisine devredildiğini savunduğu, davanın kabulüne dair hükmün Yargıtay yüksek 1. Hukuk Dairesinin 30.04.2007 tarih 2007/3640- 4654 sayılı ilamı ile vekaletnamenin verildiği tarihte ...’in ehliyetsiz olduğu Adli Tıp raporu ile saptandığı gerekçesi ile onanmak suretiyle kesinleştiği anlaşılmıştır.
Az yukarıda açıklandığı gibi, kesin hükümden söz edebilmek için dava konusunun, sebebinin ve taraflarının aynı olması gerekir. Eldeki davada inançlı işlem nedeniyle tapu iptali ve tescil istenmiş , daha önce açılan Şişli 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/110 Esas 2006/509 Karar sayılı davada ise ehliyetsizlik hukuki nedenine dayanılarak tapu iptali ve tescil istenmiştir.
Tüm bu açıklamalardan da anlaşıldığı gibi, her iki davanın konusu ve tarafları aynı olmakla birlikte dayanılan hukuki sebep farklı olduğundan kesin hükümden söz edilemez.
Bu nedenle, mahkemece tarafların usulünce sundukları deliller değerlendirilerek sonucuna göre davanın esası hakkında karar vermek gerekirken kesin hüküm nedeniyle davanın reddi doğru değildir.
Karar bu nedenle bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/2561, K. 2008/7957, 17 Haziran 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama