KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/3806 E., 2008/8356 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 24 Haziran 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
857 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Davacı ... Tüzel Kişiliği ve birleştirilen dosyada davacı ... Tüzel Kişiliği vekili tarafından, davalılar aleyhine 02.07.2002, 15.07.2002 ve 08.07.2002 gününde verilen dilekçeler ile meranın aidiyetinin tespiti ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davacı ... ve davacı ...
Tüzel Kişiliği tarafından açılan davaların reddine dair verilen 15.06.2007 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekilleri tarafından istenilmekle, tayin olunan 24.06.2008 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar vekili Av.... ile karşı taraftan davalı Hazine vekili Av.... geldiler. Açık duruşmaya başlandı.
Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı ... Tüzel Kişiliği dilekçesinde sınırlarını belirttiği dava konusu meranın kadimden beri köylerin kullanımında olduğu halde davalı köy adına tespit davalı köy adına tespit edildiğini belirterek kullanım haklarının tesbitini,
Eldeki dava ile birleştirilen ve yine aynı davacı tarafından açılan davada ise aynı gerekçelerle müdahalenin önlenmesi isteğinde bulunmuştur.
Davacı ... Tüzel Kişiliği tarafından açılarak birleştirilen davada ise söz konusu meradan davacı ve davalı köyün müşterek olarak yararlandığını belirterek muarazanın giderilmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalı köy tüzel kişiliği davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davacı köylerinin açmış oldukları davaların reddine karar verilmiştir. Hükmü davacı ... Tüzel Kişiliği ve birleştirilen davanın davacısı Alkayaoğlu Köyü Tüzel Kişiliği temyiz etmiştir.
Mera, bir veya birden fazla köy ve kasaba halkına, bağımsız veya birlikte tahsis edilmiş ya da kadimden beri hayvan otlatmak amacıyla kullanılan, hak sahiplerinin üzerinde intifa ... olan arazi parçasıdır. Devletin
hüküm ve tasarrufu altında olan mera yaylak ve kışlaklar, özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zamanaşımı uygulanmaz, sınırları daraltılamaz (Mera Kanunu m.3-4)
31.5.1965 tarihli ve 4/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile “...tek başına bir köye ait bulunan mera, yaylak ve kışlakların tümünün veya bir parçasının bir başka köy sınırı içine alınmış olması halinde, sınır değişikliğinin ikinci köye bir yararlanma ... sağlamayacağı ve ilk köyün eskiden olduğu gibi bu yerlerden tek başına yararlanacağı...”öngörülmüş olup, bu karar 4342 sayılı Mera Kanununun 29. maddesi ile de yasa hükmü haline gelmiştir. Böylece, bir köy ya da belediye sınırları içinde kalan mera, yaylak ve kışlaklar üzerinde bir başka köy veya belediyenin de intifa ... olabileceği kabul edilmiş, idari sınırların aidiyetin belirlenmesinde önemi olmadığı vurgulanmıştır. İdari sınırlar sadece yetkili mahkemenin saptanmasında önem arz eder.
Meralar üzerinde, aidiyet iddiasıyla, elatmanın önlenmesi, tapu iptali mera olarak sınırlandırma veya tespitin iptali ve mera olarak sınırlandırma davaları açılabilir.
Davayı, yararlanma ... olan köy veya belediye tüzel kişiliği ya da Hazine açabilir. Davayı açan köy muhtarının veya Belediye Başkanının davayı kabule, vazgeçmeye ya da sulha yetkisi yoktur.
Mera yaylak ve kışlak davalarında, tahsise ya da kadim kullanma hakkına dayanabilir. Tahsise dayanıldığında, dayanak belgelerin, ayrıca karşı tarafın savunmada ileri sürdükleri verileri tüm geldileri ile birlikte merciinden getirtilmesi, kadimlik iddiası varsa bu hususun yeterince araştırılması gerektiğinde, köyün kuruluş tarihinin İçişleri Bakanlığı aracılığıyla araştırılması ve köyün kadim ya da muhdes olup olmadığının saptanması gerekir.
Keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli mera veya yayla ile herhangibir yararlanma ilişkisi bulunmayan yansız anlatımda bulunabilecek yöreyi iyi bilen ve çevre köy yada kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmesi gerekir. (Bu kural, dava konusu yerin mera yaylak ya da kışlak olarak kullanılmasında, dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların yararlarının bulunmaması ve bu nedenle de yansız anlatımda bulunacakları düşüncesinden kaynaklanmaktadır.)
Mahkemece yapılacak keşifte, tahsise dayanılıyorsa, tahsis kayıtlarının yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığı ile uygulanması, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi, taşınmazın mera olmadığı iddiasının bulunması halinde varsa çevre taşınmazlara ait kayıtlar da uygulanarak dava konusu yeri ne şekilde okuduğunun , çevre taşınmazlarla toprak yapısı kıyaslanarak, uzman bilirkişiler aracılığı ile uyuşmazlığa konu yerin ve niteliğinin saptanması gerekir.
Kadimlik iddiasında ise, yerel bilirkişi ve tanıklara taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı ve sınırları sorularak sonuca gidilmelidir.
Yukarıda açıklanan ilkeler aşığında somut olaya bakıldığında;
Dava konusu mera, davalı köy kadastro çalışmaları sırasında Köşk Köyü 101 ada 1 parsel olarak tespit edilmiştir. Yanlar arasındaki uyuşmazlığın çözümü için öncelikle dava konusu meranın hangi köyler kullanımına ait olduğunun saptanması gereklidir.
Yukarıda açıklandığı üzere, mera yaylak ve kışlak davalarında tahsise yada kadim kullanma hakkına dayanılabilir. Eldeki davada taraf köyler adına usulünce düzenlenmiş bir tahsis kaydı bulunmamakla davanın kadim yararlanma hakkına dayalı olarak irdelenmesi gereklidir.
Dosyaya sunulan 04.08.1956 tarih 213 sayılı içeriğine göre, bölgede Toprak Tevzi Komisyonunca yapılan çalışmalar sırasında davacı ve davalı köyler adına mera tahsisi yönünde işlem başlatılmış ise de ilgili bakanlığın olur vermemesi sebebiyle tahsis işleminin tamamlanamadığı, taraf köylerin kadim köy olduğu, 14 nolu Toprak Komisyonu Başkanlığınca Kaymakamlık Makamına yapılan 26.08.1955 tarih 142 numaralı yazı içeriğinde belirtilen meradan eskiden olduğu gibi her üç köyün birlikte yararlanmasına karar verildiği,
Elbistan 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 1991/429 E, 1998/268 K, 1991/363 K sayılı dosyaların da yine taraf köyler arasında açılan davada yapılan keşif dinlenen yerel bilirkişi ve tanık beyanlarına göre söz konusu davanın konusu meradan her üç köyün müşterek olarak yararlandıkları saptanmış olup, yerel mahkemece tüm bu kanıtların göz ardı edilerek ve usulünce seçilmemiş davalı köy tanık beyanlarına da değer verilerek davacıların açmış olduğu davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/3806, K. 2008/8356, 24 Haziran 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama