KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/390 E., 2008/1944 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Şubat 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
801 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 10.05.1999 gününde verilen dilekçe ile kişisel hakka muvazaa ve hukuki ehliyetsizlik sebebine dayalı tespit ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne dair verilen 30.01.2007 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalılar..., ... ve ... tarafından istenilmekle, tayin olunan 18.09.2007 günü duruşma yapıldıktan sonra görülen eksik nedeniyle dosyanın yerel mahkemesine geri çevrilmesine karar verilmiştir. Anılan eksikliğin giderilmesinden sonra yeniden gönderilmiş olmakla, dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Davacılar ... ... ve ... tarafından açılan davada; davacı ..., mirasçısı olduğu ...’in sağlığında davalılardan... ve ...’ın el ve işbirliği içerisinde yaşlı ve bakıma muhtaç olan annesinin bu durumundan yararlanarak... adına düzenlenmiş bulunan vekaletname uyarınca dava konusu ... köyü 142 ve 144 parsellerde inşaa edilmiş bulunan ...
Tatil Köyü A Blok 12 no.lu daireyi ...’ye ve ...’in de davalı ... ...’e devir işlemi yaptığını, tüm bu işlemlerin dayanağı olan vekaletnamenin ehliyetsizlik nedeniyle yok hükmünde ve devrin muvazaalı olduğunu, aynı taşınmazın ...’in 22.01.1982 tarihinde vermiş olduğu vekaletnameye istinaden vekili ... ile ... ... arasında düzenlenen 21.08.1992 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile ... ...’a satışı vaadinde bulunulduğunu belirterek ... ve ... ...’e yapılan devirlerin geçerli olmadığının tespiti ile kooperatif kayıtlarının
düzeltilerek davacı ...’ın hak sahibi olduğunun yazılmasına, mümkün olmadığı takdirde mirasçı sıfatı ile davacı ...’ın hak sahibi olduğunun tespitine karar verilmesi isteğinde bulunmuşlardır.
Davalılardan... ve ..., davacılar tarafından ileri sürülen iddiaların yerinde olmadığını, aynı istemle açılan davalar bulunduğundan kesin hüküm söz konusu olduğunu, tüm işlemlerin yasal koşullara uygun olarak yapılmış olması nedeniyle davanın yerinde olmadığını savunmuşlardır.
Davalı ... ..., dava konusu kooperatif hissesini davalı ...’den gazete ilanı ile iyi niyetli olarak devir aldığını, muvazaa bulunmadığını, devir aldıktan sonra tadilat yapmak suretiyle taşınmazı kullandığını belirterek davanın reddine karar verilmesi isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece, davacılardan ... ...’ın ... ... ve ... aleyhine açtığı davanın kabulüne, diğer davalılar aleyhine açılan davanın husumet yönünden reddine, dava konusu ... Konut ... Kooperatifi A Blok 12 no.lu bağımsız bölüm için davalı ...’nin davalı ... ...’e yaptığı satışın geçerli olmadığının tespiti ile 21.08.1992 tarihli sözleşme uyarınca davacı ...’ın gerçek hak sahibi olduğunun tespiti ile kooperatif kayıtlarının bu şekilde düzeltilmesine, davacı ...’ın açmış olduğu davanın husumet ehliyeti bulunmadığından reddine karar verilmiştir.
Hüküm, davalılar ... ..., Tonguç Şahin, ... ve ... tarafından temyiz edilmiştir.
Burada öncelikle üzerinde durulması gereken sorun, davalılardan...’in 05.05.1995 günlü vekaletname ile 14.06.1995 tarihinde davalı ...’ye yaptığı hisse devrinin hüküm ve sonuç doğurup doğurmayacağıdır. Bilindiği üzere, Borçlar Kanununun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır.
Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edeni yararına ve iradesine uygun davranış yükümlüğünden doğar. Gerçekten vekil, vekalet görevini iyi niyetle ifa ile mükelleftir. Bunun sonucu olarak, vekilin, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü vardır.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Türk Medeni Kanununun 3.maddesi anlamında iyi niyetli ise, yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesi olanağı yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil, vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet veren arasında bir iç sorun
olarak kalır. Vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz. Somut uyuşmazlıkta davalılardan...’in vekil sıfatıyla hareket ederek ...’ye yaptığı temlik işleminde davalı ...’nin daha sonrada bu kişinin davalı ... ...’e yaptığı temlikte vekalet görevinin kötüye kullanıldığı kanıtlanmadığından, vekil ile sözleşme yapan bu davalıların kazandığı hakların korunması gerekir.
Davacılar ...’ın, ...’den sağladığı 22.01.1982 tarihli vekaletname ile diğer davacı ...’a yaptığı 21.08.1992 günlü satış vaadi sözleşmesinin durumuna gelince; davacılar arasındaki satış vaadi davalı kooperatifin maliki bulunduğu A bloktaki 12 numaralı bağımsız bölüme ilişkindir. Görülüyor ki; satış vaadi sözleşmesi kooperatifteki hisse devrine ilişkin olmayıp, henüz kat irtifakı veya kat mülkiyeti kurulmamış yapıdaki bağımsız bölüme ilişkindir.
Sözleşme kooperatifteki hisse devrine ilişkin bulunmadığından, davacılar 21.08.1992 günlü satış vaadi sözleşmesine dayanarak kooperatifteki hisse devrini isteyemez. Diğer taraftan; davacı ...’ın vekaleten diğer davacı ...’a yaptığı satış vaadi sözleşmesi taşınmaz kayıtlarına şerh edilerek veya kooperatif kayıt ve defterlerine işlenerek sonradan işlem yapan üçüncü kişilere ileri sürülebilir hale gelmemiştir.
Davalılardan ... ... ise kooperatif pay devrini 08.07.1995 tarihinde yöntemince kooperatif üyeliğine kabul edilen davalı ...’nin ... gazetesinin 04.08.1995-05.08.1995 günlü nüshalarına verdiği ilan üzerine temlik almış, üyeliği 13.08.1995 tarihinde kooperatif yönetimince kabul edilerek kaydı yapılmıştır.
Gerçekten, 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 14.maddesi hükmünce kooperatif ortaklığının devri olanaklıdır. Devri gerçekleştirecek kooperatif organı ise kooperatifin yönetim kuruludur. Yönetim kurulu, ortaklığı devralan kişinin ortaklık niteliklerini taşıması halinde bu kişiye ortaklığa kabul etmekle zorunludur. Kooperatif ortaklığının tespiti, ancak yönetim kurulu kararlarının takibi ve ortaklar defterinin incelenmesi ile mümkündür. Denilebilir ki, kooperatif yönetim kurulu kararları bir bakıma kooperatifin sicil defteridir. Bu özelliğinden dolayı da kooperatiften devir ve çıkma işlemlerinde yönetim kurulu kararlarına güven esastır.
Mahkemece tüm bu hususlar gözetilmeksizin delillerin yanılgılı değerlendirilmesi sonucu yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru olmadığından, kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/390, K. 2008/1944, 19 Şubat 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama