KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/5824 E., 2008/7379 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 9 Haziran 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
866 kelime·4 dk okuma
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 17.04.2006 gününde verilen dilekçe ile tapu kayıtlarında vakıf şerhinin terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; 417 sayılı parsel yönünden davanın tefriki ile karar kesinleştiğinde ayrı bir esasa kaydının yapılmasına, diğer parseller yönünden davanın kabulüne dair verilen 24.01.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı ... İdaresi vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Dava; 417, 3332, 3338, 2106, 2173, 419, 1817 ve 1027 parseller tapu kaydındaki “... Paşa” vakfı şerhinin terkini istemiyle açılmıştır.
Davalı, hak düşürücü sürenin uygulama yeri bulunmadığı ve kayıtlardan terkini istenen vakfın sahih ve kadim vakıf olduğunu, açılan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 417 sayılı parsel yönünden 10 yıllık hak düşürücü süre dolmadan tapuya vakıf şerhinin konulduğu nedeniyle bu parsel yönünden davanın tefriki ile karar kesinleştiğinde ayrı bir esas kaydının yapılmasına, diğer parseller yönünden ise, tapuya 10 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra vakıf şerhi konulduğu nedeniyle 02.04.2004 tarih 2003/1 - 2004/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince diğer, 3332, 3338, 2106, 2173, 419, 1817 ve 1027 parseller yönünden davanın kabulüne, tapu kayıtları üzerindeki vakıf şerhinin terkinine 24.01.2008 tarihinde karar verilmiştir.
Hükmü, davalı ... idaresi temyiz etmiştir.
5737 Sayılı ... Kanunu 27.02.2008 tarihli Resmi Gazetede yayınlanmış ve aynı tarihte yürürlüğe girmiştir. Yasanın geçici 5.maddesi hükmüne göre vakıf şerhleri ile ilgili devam etmekte olan davalarda diğer kanunlarda yer alan zaman aşımı ve hak düşürücü sürelere ilişkin hükümlerin bu kanun açısından uygulanmayacağı kuralı getirildiğinden burada 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3.maddesinde öngörülen on yıllık hak düşürücü sürenin dolayısı ile 02.04.2004 tarih ve 1/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararının uygulanma olanağı yoktur. Bu yüzden mahkemece 417 sayılı parsel yönünden tefrik, diğer parseller yönünden 10 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra işlendiğinden söz edilerek bunlarla ilgili istemin yazılı olduğu şekilde kabulü doğru olmamıştır.
Az önce sözü edilen ve 27.02.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5737 Sayılı ... Kanununun 18.maddesi hükmünce; miri arazilerden mukataalı hayrata tahsis edilmeyenler ile aşar ve rüsumu vakfedilen taşınmazlar dışındaki icareteyn ve mukataalı vakıf şerhi bulunan gerçek ve tüzel kişilerin mülkiyetinde veya tasarrufundaki taşınmazlar taviz bedeline tabidir.
Yasanın 3.maddesinde yapılan tanıma göre de, Mukataalı vakıf: zemini vakfa üzerindeki yapı ve ağaçlar tasarruf edene ait olan ve kirası yıllık olarak alınan vakıf taşınmazlarını, icareteynli vakıf ise; değerine yakın peşin ücret ve ayrıca yıllık kira alınmak suretiyle süresiz olarak kiralanan vakıf taşınmazlarını ifade eder. Hal böyle olunca somut uyuşmazlığının çözümü için, kayda işlenen “...
Paşa” nın mukataalı veya icareteynli vakıf olup olmadığının veya miri arazilerde mukataalı hayrata tahsis edilmeyen ile aşar ve rüsumu vakfedilen taşınmazlardan bulunup bulunmadığının yöntemince araştırılması gerekir.
Eski hukukumuzda kaynağını Arazi Kanununun 4. maddesinden alan ve vakıfları mülkiyet hakkının devredilip edilmemesine göre vakfın nitelik bakımdan ayıran iki türünden bahsetmek yerinde olacaktır.
Bunlardan ilki, sahih vakıflardır. ... aynı anda akara tahsisli gelirlerinden yararlanılan vakıf türüdür. Sahih vakıflarda getirdikleri gelirlere göre ya mukataalı vakıf veyahutta icareteynli ... olarak ayrıma tabi tutulur.
Diğeri ise, sahih olmayan ... yani tahsis ve irsat kabilinden gayrisahih vakıflardır. Bunlar padişah ya da onun izin verdiği kişiler tarafından
miri arazi türü denen arazi üzerinde meydana getirilen vakıflardır.
Arazi Kanunnamesinde miri araziler, kadim köy ve kasabaların tümüyle dışında kalan tarla, çayır, yaylak, kışlak, koru veya benzeri yerler olarak tarif edilmektedir. Görüldüğü üzere sahih vakıfların konusunu kadim köy kasaba ya da şehir içindeki mülk topraklar teşkil etmekte iken sahih olmayan vakıfların konusunu anılan kadim yerleşim birimlerinin tümüyle dışında kalan miri yani Devlete ait araziler teşkil etmektedir.
Az yukarıda sözü edildiği üzere, 5737 Sayılı ... Kanununun 18.maddesi hükmünce; miri arazilerden mukataalı hayrata tahsis edilmeyenler ile aşar ve rüsumu vakfedilen taşınmazlar dışındaki icareteyn ve mukataalı vakıf şerhi bulunan gerçek ve tüzel kişilerin mülkiyetinde veya tasarrufundaki taşınmazlar taviz bedeline tabidir. Ancak, miri arazilerden mukataalı hayrata tahsis edilmeyenler ile aşar ve rüsumu vakfedilen taşınmazlar tavize tabi değildir. Vakfın niteliği ise, keşif ve bilirkişi incelemesi yapılarak saptanmalıdır.
Vakfiye kapsamındaki her taşınmazın coğrafi konumu ve hukuki durumu ayrı ayrı olacağından bu taşınmazların kadim köy, kasaba ya da şehir içindeki mülk topraklar içinde olup olmadığının incelemesi keşfen yapılması taşınmazların konumunun düzenlenecek paftalarda kadim köy ve kasaba ya da şehirlere göre haritasında işaret edilmesi vakfın niteliği hakkında bu belirlemeden sonra görüş bildirilmesi gerekir.
Bütün bunlardan anlaşılacağı üzere vakıf türünün belirlenmesi ve belirlenen vakıf türüne göre çekişmeli taşınmazda vakfın bir hakkının kalıp kalmadığının, taviz bedeli ödenip ödenmeyeceğinin vakıf şerhinin doğrudan kaldırılması gerekip gerekmediğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmadan saptanması bu tür davalarda önem kazanmaktadır.
Hal böyle olunca dava konusu 419 ve 2173 sayılı parsellerin tapu kaydı üzerinde "... Paşa Vakfı" şerhi bulunduğuna dair tapu kayıtları getirtilmiş ise de, bunun dışında dava konusu diğer parsellerin tapu kayıtları üzerinde vakıf şerhinin bulunduğunu gösteren kayıtlar ile vakıflara ait tapu kaydı ilk tesisinden getirtilmeli, vakıf durumunu gösterir kayıtlar ve dayanılan diğer belgeler merciinden istenmeli, ... Genel Müdürlüğünden kayda işaret edilmiş vakfın türü hakkında bilgi alınmalı ve HUMK.nun 275. maddesi uyarınca yukarıdan beri sayılan ilkeleri kapsar biçimde bilirkişi görüşüne başvurularak sonucuna uygun bir hüküm kurulmalıdır.
Mahkemece tüm bu hususlar bir yana bırakılarak yazılı şekilde kısmen tefrik, kısmen kabul kararı verilmesi doğru olmamış, eksik inceleme, araştırma
ve yanılgılı değerlendirme sonucu verilen kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/5824, K. 2008/7379, 9 Haziran 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama