KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/9236 E., 2008/10526 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 22 Eylül 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
491 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 18.05.2007 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 26.02.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, davalının 23 parsel sayılı taşınmazda pis su tahliye borusu geçirilmek suretiyle oluşan elatmanın kaldırılması ve foseptik çukurundan kaynaklanan sızıntıların giderilmesi istemleriyle açılmıştır.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Görülüyor ki, davadaki ilk istemin dayanağı Türk Medeni Kanununun 683.maddesidir. Anılan hüküm uyarınca bir şeye malik olan kimse malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir. Davacı, 23 parsel sayılı taşınmazın maliki olmadığından yasanın mülkiyet hakkı sahibine tanıdığı yetkileri kullanmada dava ehliyetine sahip değildir. Dolayısı ile mahkemenin davacının 23 parsele ilişkin haksız elatmanın giderilmesi istemi ile açılan davayı reddetmesinde yasaya aykırılık yoktur. Davacının bu hususu amaçlayan temyiz itirazları yerinde değildir. Ancak;
Davadaki ikinci istek, komşuluk hukukuna aykırı davranışın giderilmesine ilişkindir. Türk Medeni Kanununun taşınmazda mülkiyet hakkının kısıtlamalarını düzenleyen “Komşu hakkı” bölümünde “kullanım biçimi” başlığı altında yer alan 737. maddesi “Herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkilerini kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşuların etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür. Özellikle;
taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel adete göre komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan duman, buğu, kurum, toz, koku çıkartarak, gürültü ve sarsıntı yaparak rahatsızlık vermek yasaktır. Yerel adete uygun ve kaçınılmaz taşkınlıklardan doğan denkleştirmeye ilişkin haklar saklıdır” hükmü ile de taşınmazın kullanılmasında komşuya zarar verecek taşkınlıklardan sakınma ödevi yükleyerek yasal kısıtlamalardan birisini düzenlemiştir.
Taşkınlıktan amaç ise, komşuluğun olağan hoşgörü sınırlarını aşan ve komşunun kendisi ve ailesi ile taşınmazı zararına aşırı derecede etkili olabilecek iş ve eylemlerdir. Bu eylemlerin saptanmasında, taşınmazın bulunduğu yerin kullanma amacının, niteliğinin, konuya ilişkin düzenlemelerin ve yasal boşluk bulunması halinde mahalli örf ve adetlerin göz önünde tutulması gereklidir. Bu tür uyuşmazlıkların çözümünde hakim, gerek zararı saptama, gerekse zararı giderici önlemleri bulma yönünden her somut olayın özelliğini gözetmek, tarafların yarar zarar dengelerini değerlendirmek durumundadır.
Komşuluk hukukunun öngördüğü sınırları aşan kullanım halinin saptanması halinde ise kurulacak hükümde zararlı davranışın giderim şeklinin ve taraf yükümlülüklerinin açıkça gösterilmesi zorunludur.
Mahkemece, yukarıdan beri anlatılanlar doğrultusunda davacının komşuluk hukukuna aykırı davranışların giderilmesi istemiyle açtığı davanın yetersiz araştırma ve incelemeyle reddedildiği açıktır. Zira, bu gibi uyuşmazlıklarda HUMK.nun 275.maddesi uyarınca oy ve görüşüne başvurulması gereken bilirkişi, inşaat mühendisi bilirkişi değil, çevre sağlığında uzman bilirkişi olmalıdır.
Yapılması gereken iş, yerinde çevre sağlığı uzmanı bilirkişi marifetiyle yeniden keşif yapmak, davalının kullanmakta olduğu 4 parseldeki foseptik çukurundan davacının kullandığı parsele insan sağlığına aykırı sızmalar olup olmadığını araştırmak, bu sızmaların varlığı saptanırsa giderilme yöntemini bilirkişiye açıklattırmak, böylelikle sonucu dairesinde bir hükme varmak olmalıdır.
Mahkemece, değinilen yönler bir yana bırakılarak bilirkişinin yetersiz raporu ile hüküm kurulması doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/9236, K. 2008/10526, 22 Eylül 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama