KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/9272 E., 2008/14130 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Kasım 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
538 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 09.04.2007 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 30.04.2008 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 18.11.2008 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av.... geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. ... karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, davalı babası adına kayıtlı 797 ada 10 ve 7 parsel sayılı taşınmazların parasının yarı yarıya ödenmesine rağmen aralarındaki inanç sözleşmesi uyarınca davalı babası adına tescil edildiğini ileri sürerek tapu iptali ve pay tescili istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı işlemin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın inanılan tarafından kullanılma, yönetilme ve inanana iade şartlarını içeren borçlandırıcı bir işlemdir. 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi; inanç sözleşmesi, inanılana bir hakkın kullanılmasında davranışlarını inananın tespit ettiği amaca uydurmak borcunu yükler. Diğer bir anlatımla; inanan inanılan namına yapılacak bir işlemden sonra taşınmazın mülkiyetini ona (inanana) geçirme yükümlülüğü altına girmiştir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi anılan içtihadı birleştirme kararı uyarınca ancak, yazılı delil ile kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa HUMK’nun 292.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delil ile ... edilebilir.
Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HUMK.m.236) yemin (HUMK.m.344) gibi kesin delillerle de ... edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
İnanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında :
1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere, ve dosya içeriğine göre davacı inanç sözleşmesini az yukarıda açıklandığı üzere yazılı delil yada yazılı delil ile kanıtlayamamıştır. Dava, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 293 maddesinde sayılan yakın akrabalar arasında açılmış olsa dahi Hukuk Genel Kurulunun 17.10.1990 Tarih 1990/14-325 E. 1990/492 K. sayılı ilamı uyarınca inanç sözleşmesinin tanıkla kanıtlanma olanağı bulunmamaktadır. Bu nedenle davacının sair temyiz itirazları yerinde görülmemiş ve reddi gerekmiştir.
2-Davacı delil listesinde “yemin” deliline de dayandığını bildirmiştir. Mahkemece, davacı tarafa davalı taraf yemin teklif etme hakkı hatırlatılarak sonucuna göre karar verilmelidir. Bu hususun göz ardı edilmesi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/9272, K. 2008/14130, 18 Kasım 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama