KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/9990 E., 2008/11345 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 10 Ekim 2008
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
480 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 10.02.2005 gününde verilen dilekçe ile borçlu olmadıklarının tespiti ve istirdat istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 14.06.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Dava, varlığı iddia edilen hasılat kira sözleşmesine dayalı kiracılık sıfatının tespiti, menfi tespit, istirdat ve haksız icra takibinden ötürü tazminat istemlerine ilişkindir.Davalı, davacılar ile kira sözleşmesi yapılmadığını, davacıların mülkiyeti kendisine ait yeri düğün salonu olarak kullanmak suretiyle işgal ettiklerini haksız işgal nedeniyle aleyhlerine icra takibi yaptığını, bir kısım alacağını bu takip sonucu tahsil edebildiğini belirterek açılan davanın reddini savunmuştur.Mahkemece, dava kısmen kabul edilerek davacıların Büyükçekmece 1. İcra Müdürlüğünün 2002/3562 sayılı takip dosyasında davalıya borçlu olmadıklarının tespitine,
davacının cebri icra tehdidi sonucu ödedikleri 9.350,00 YTL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.Hükmü, davalı temyiz etmiştir.Bu davanın çözümünde yanlar arasında kira sözleşmesinin bulunup bulunmadığının tespiti önem kazanmaktadır.
Çünkü davalı kira sözleşmesi ilişkisinin varlığını inkar etmiş; davacılarla bir kira sözleşmesi yapılmadığını onların sözleşme teklifinde bulunduğunu, bazı koşullar ileri sürdüğünü, koşulların yerine gelmediğini, bu arada davacıların mülkiyeti kendisine ait taşınmazı işgal ederek düğün salonu olarak işletmeye başladıklarını savunmuştur.Özel yasa hükümleri saklı kalmak koşulu ile gerek taşınır, gerekse taşımaz mallara ilişkin geçerli bir kira sözleşmesinin yapılması biçim koşuluna bağlı değildir.
Kira sözleşmeleri yazılı olarak yapılabileceği gibi sözlü olarak da yapılabilir. Ne var ki, orta yerde yapılmış sözlü bir kira sözleşmesinin bulunduğunun kabulü için tarafların kira sözleşmesinin esaslı unsurlarında anlaşmış olmaları zorunludur. Nitekim bu kural 18.03.1942 tarih ve 37/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde de açık olarak vurgulanmıştır.
Gerçekten, bir sözleşmenin varlığını kabul edebilmek için tarafların karşılıklı ve birbirine uygun iki irade beyanında bulunmaları, akdin konusu ve onun esaslı noktalarında iradelerin birleşmiş olması gerekir.
Akdin esaslı noktaları ise sözleşmenin niteliğine, genel ... anlayışına ve koşullara göre tarafların mutlaka uyması gereken noktalardır.Somut uyuşmazlıkta; tarafların akdin esaslı noktalarında uyuştukları açık seçik ortaya konmadan sözlü bir kira sözleşmesinin varlığını kabul etmek olanaklı değildir.
Çünkü, kira ilişkisi bir hukuki fiil (vakıa) değil, bir hakkın doğumuna, değiştirilmesine veya ortadan kaldırılmasına neden olan niteliği itibariyle bir hukuki işlem (muamele) dir. O yüzden HUMK.nun 288. maddesi uyarınca sözleşmenin varlığı hakkında tanık dinlenme olanağı da yoktur. Kısaca söylemek gerekirse, kira sözleşmesinin inkarı halinde varlığını yazılı delille ispat yükü Türk Medeni Kanununun 6. maddesi gereğince bunu iddia eden davacıya düşer.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2008/9990, K. 2008/11345, 10 Ekim 2008 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama