KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/10029 E., 2009/11168 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Ekim 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
681 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 22.10.2007 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 21.05.2009 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Davacılar 349 Ada 29 ve 30 parsel sayılı taşınmazlarının yola bağlantısı bulunmadığını, davalılara ait 27,28,32 ve 33 parsel sayılı taşınmazlardan geçit hakkı kurulmasını istemişlerdir.
Davalılar davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, uygun görülen geçit yerinden davacının geçit kurulmasını istemediğinden bahisle davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacılar vekili temyiz etmiştir.
Dava, Türk Medeni Kanununun 747. maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir. Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “mutlak geçit ihtiyacı” veya “geçit yoksunluğu”, ikincisine de “nispi geçit ihtiyacı” ya da “geçit yetersizliği” denilmektedir.
Geçit hakkı verilmesine ilişkin davalarda, bu hak taşınmaz leh ve aleyhine kurulacağından leh ve aleyhine geçit istenen taşınmaz maliklerinin tamamının davada yer alması zorunludur. Ancak, yararına geçit istenen taşınmaz müşterek mülkiyete konu ise dava paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılabilir.
Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira, geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Uygun güzergah saptanırken önemle üzerinde durulması gereken diğer bir yön ise, aleyhine geçit kurulan taşınmaz veya taşınmazların kullanım şekli ve bütünlüğünün bozulmamasıdır. Şayet başka türlü geçit tesisi olanaklı değil ise bunun gerekçesi kararda açıkça gösterilmelidir.
Yararına geçit kurulacak taşınmazın tapuda kayıtlı niteliği ve kullanım amacı nazara alınarak özellikle tarım alanlarında, nihayet bir tarım aracının geçeceği genişlikte (emsaline göre 2,5-3 m.) geçit hakkı tesisine karar vermek gerekir. Bu genişliği aşan bir yol verilecekse, gerekçesi kararda dayanakları ile birlikte gösterilmelidir.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kriterler esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel de hükümden önce depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin saptanmasından sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
Kurulan geçit hakkının Türk Medeni Kanununun 748/3 maddesi uyarınca tapu siciline kaydı da gereklidir.
Geçit hakkı kurulmasına ilişkin davalarda davanın niteliği gereği yargılama giderleri davacı üzerinde bırakılmalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında;
Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli değildir. Davacıların geçit ihtiyacı içinde oldukları açıktır. Ancak, bilirkişi raporlarında uygun görülen 41 parsel sayılı taşınmazın neden tercih edildiği anlaşılamadığı gibi dosyada dava konusu tüm taşınmazların tapu kayıtları da bulunmamaktadır.
Ayrıca paftasına göre bilirkişilerce uygun olduğu belirtilen 41 parsel sayılı taşınmazdan ve diğer taşınmazlardan kroki üzerinde gösterilen geçit yerlerinin nereden verildiği ve taşınmazların ne kadarını kapladığı da anlaşılamamaktadır. Krokiden anlaşıldığına göre uygun olduğu belirtilen geçit 41 parsel sayılı taşınmazın tamamını kaplamakta olup, fedakarlığın denkleştirilmesi kuralı gereğince de bu taşınmaz, yüzölçümü itibariyle uygun değildir.
Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş; öncelikle davacılara ait taşınmazları çevreleyen tüm taşınmazların tapu kayıtlarını getirterek, mahallinde yeniden keşif yapmak suretiyle az yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda denetime elverişli ve tüm alternatifleri gösteren bilirkişi raporu alınarak sonuca gitmek olmalıdır.
Değinilen yönler gözetilmeksizin istem yazılı olduğu şekilde hükme bağlandığından karar bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2009/10029, K. 2009/11168, 19 Ekim 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama