KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/10101 E., 2009/13712 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 8 Aralık 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
451 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 12.08.2007 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, ıslahla ...'a ait 1/4 payın haciz ve satışını isteyebilmelerine yetki verilmesi istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın ikinci istem bakımından kabulüne dair verilen 28.01.2009 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 08.12.2009 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili Av.... ile karşı taraftan davacılar vekili Av.... geldiler.
Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tarafların sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Islah yoluyla ileri sürülen istek, davalılardan ...’ın maliki olduğu 50 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki 1/4 payı üzerinde haciz ve satış yetkisi tanınmasına ilişkindir.
Davalılar, tasarrufun muvazaalı olmadığını, açılan davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece dava kabul edilmiş “davacıların 50 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tapuda davalı ... adına kayıtlı bulunan 1/4 payının haciz ve satışını isteyebilmelerine” karar verilmiştir.
Hükmü, davalılar temyiz etmiştir.
04.06.1958 tarihli ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gerekçesinde açıklandığı üzere; HUMK’nun 75. ve 76.maddeleri hükümleri değerlendirildiğinde, hakimin bir davada sadece tarafların ileri sürdükleri maddi
vakalar ve netice-i taleplerle bağlı olduğu, dayandıkları kanun hükümleriyle ve onların vasıflandırmalarıyla bağlı olmadığı ve kanunları re’sen tatbik ederek iddia ve müdafaadaki netice-i talepleri karara bağlamakla yükümlü bulunduğu sonucuna varılmaktadır. Eldeki dava bu açıdan değerlendirildiğinde, davanın genel muvazaa iddiasına değil, niteliği itibariyle İcra ve İflas Kanununun 277. ve müteakip maddeleri hükümleri kapsamına giren bir tasarrufun iptali davası olduğu açıktır. Gerçekten iptal davaları sabit olduğu takdirde ve dava konusu taşınmaz bir mal ise, davacı üçüncü kişiye üzerindeki kaydın tashihine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilme yetkisi verir.
Ne var ki, İcra ve İflas Kanununun 277. vd. maddelerine dayanarak tasarrufun iptali davası açılabilmesi için her şeyden önce davacının elinde geçici veya kesin bir aciz belgesinin bulunması gerekir. Bu şart, dava açmanın koşullarından olduğu için davanın her aşamasında hakim tarafından kendiliğinden gözetilmesi gereken bir durumdur. İcra ve İflas Kanununun 105.maddesi hükmüne göre borçlu hakkında icra takibi yapılıp da borçlunun haczi kabil ya da yeterli malı bulunamadığına dair tespit haciz tutanağına geçirilmişse, bu tutanak “geçici aciz belgesi” yerine geçer. Yasanın 143.maddesine göre de alacaklı, alacağının tamamını veya bir kısmını tahsil edememişse kendisine kesin aciz belgesi verilmesini isteyebilir.
Somut uyuşmazlıkta mahkemece davalı alacaklıların elinde geçici veya kati aciz belgesi bulunup bulunmadığı sorulup saptanmamış, kısaca dava şartı hususu üzerinde durulmamıştır.
Değinilen yön bir yana bırakılarak çekişmenin esasının incelenmesi doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2009/10101, K. 2009/13712, 8 Aralık 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama