KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/1602 E., 2009/3588 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 23 Mart 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
615 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 13.04.2004 gününde verilen dilekçe ile noter satış vaadi sözleşmelerine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 06.03.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı ... vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne, dava değeri yönünden duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, biçimine uygun düzenlenmiş 31.03.1989 ve 19.04.1999 günlü sözleşmeler uyarınca tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davalılardan ... mirasçıları satışın vekil aracılığı ile yapıldığını, satış yapıldığı tarihte de asil öldüğünden açılan davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, dava reddedilmiştir. Hükmü, davacı temyiz etmiştir. Gerçekten, 31.03.1989 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin yapıldığı günde satış vaadi sözleşmesinin vaat borçlusu olanlardan ... , ..., ... ve ...’ın ölü oldukları anlaşılmaktadır.
Vekaletin sona ermesini düzenleyen BK.nun 396. maddesi hükmü “Vekaletten azil ve ondan istifa her zaman caizdir. Şu kadar ki, münasip olmayan bir zamanda vekaletten azil veya ondan istifa eden kimse diğerinin zararını zamin olur” şeklindedir.
Ölüm, ehliyetsizlik ve iflas halinin vekalet ilişkisini sona erdireceğine dair, BK.nun 397.maddesinde ise “Hilafı mukaveleden veya işin mahiyetinden anlaşılmadıkça vekalet, gerek vekilin gerek müvekkilin ölümüyle ve ehliyetinin zavalı veya iflası ile nihayet bulur.
Şu kadar ki vekaletin nihayet bulması müvekkilin menfaatlerini tehlikeye koyuyorsa, müvekkil veya mirasçısı veya mümessili bizzat işlerini görebilecek hale gelinceye kadar vekil veya mirasçısı veya mümessili vekaleti ifaya devam ile mükelleftirler” denilmiştir.
Borçlar Kanununun 35.maddesi ile eş anlamda bulunan 397/1.maddesi hükmünde “...mukaveleden veya işin mahiyetinden anlaşılmadıkça vekalet, gerek vekilin, gerek müvekkilin ölümüyle…….nihayet bulur” denilerek gerek vekilin gerek müvekkilin ölümü ile vekaletin sona ereceği kabul edilmiştir. Ancak, madde metninde de açıkça anlaşılacağı üzere, yasa koyucu, ölüm ile vekaletin kural olarak sona ereceğini kabul etmiş iken bu kuralın iki istisnası bulunduğunu da belirtmiştir.
Bunlardan biri, sözleşmede aksinin kararlaştırılması, diğeri de işin niteliğinin vekaletin devamını gerektirmesidir. Eldeki davada, bu iki istisna kuralın uygulamasına yer bulunmadığından ölümle vekaletin sona ermesinden dolayı yukarıda adları yazılı olan kişilerin vekilleri tarafından yapılan satışlara değer verme olanağı yoktur. Ancak, bu saptama davanın bütünüyle reddini gerektirmez. Diğer iştirakçi maliklerin yaptıkları satış işlemi taahhüdü işlem olarak geçerlidir.
Dava konusu 394 ada 62 parsel sayılı taşınmaz başlangıçta davalıların kök murisi ... oğlu ... adına kayıtlıdır. 16.09.1993 tarihinde elbirliği mülkiyetine tabi olarak intikali yapılmıştır.
Elbirliği mülkiyetinde hiçbir ortağın tasarruf edebileceği bir pay söz konusu değildir. Mülkiyet hakkı elbirliği ile ortaklara aittir. Elbirliği mülkiyetine tabi bir eşya üzerinde hukuki işlemde bulunan taraf tüm malikler adına hareket etmişse (temsil yetkisi varsa) o hukuki işlem tüm ortakları bağlar. Fakat tüm malikler adına hareket eden tarafın temsil yetkisi bulunmamakta ise veya malikler işleme sonradan icazet vermemişse işlem bağlayıcı değildir.
İşlemi yapan tarafın (ortağın) ortaklığa dahil bir mal üzerinde tasarruf yetkisi de olamayacağından işlem ancak borçlandırıcı işlem olarak (sözleşmeyi yapan ortak bakımından) hüküm ve sonuç meydana getirir. Buna rağmen ortaklık tasfiye edildiğinde her ortak kendisine düşecek tasfiye payına ilişkin olarak borçlandırıcı işlemlerde bulunabilir. Örneğin bir mirasçı miras şirketinin tasfiyesi halinde kendisine isabet edecek miras payını bir başkasına satmayı vaad edebilir.
Bu gibi durumlarda sözleşme bir taahhüt sözleşmesi olarak geçerlidir. Ancak sözleşmenin ifası elbirliği mülkiyetinin sona ermesi halinde istenebilir. Fakat, elbirliği ortaklarının birbirlerine yaptıkları satış geçerlidir. Zira bu durumda bir ortağın tasfiye payı azalmakta veya kalmamakta bu pay elbirliği mülkiyetinin diğer ortağının tasfiye payına ilave edilmiş olmaktadır.
Somut uyuşmazlıkta, 394 ada 62 parsel sayılı taşınmaz elbirliği mülkiyetine tabi olarak tapuda kayıtlı bulunduğundan ortaklık dışında bulunan davacıya yapılan satış borçlandırıcı işlem olarak geçerli ise de, elbirliği mülkiyet rejimi paylı mülkiyete dönüşmeden sözleşmenin ifası istenemez. Davanın bu nedenle reddedilmiş olması doğru olduğundan hükmün onanması gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2009/1602, K. 2009/3588, 23 Mart 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama