KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/1604 E., 2009/4699 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Nisan 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
885 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 17.07.2003 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, birleşen davada davacı ... tarafından davalı ... aleyhine 29.07.2003 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 30.07.2008 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacılar tarafından istenilmekle tayin olunan 14.04.2009 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar vekili Av. ... ve karşı taraf davalı vekili Av. ... geldiler.
Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tarafların sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Davacı ....
1978-1980’li yıllarda ortaklar arasında muris babası ... ...’in de bulunduğu adi ortaklık sözleşmesi yapıldığını, sözleşmeye konu arazilere zilyet olan ortaklar ile üçüncü kişiler arasındaki ihtilafların halli için temsilci olarak ... ... adındaki kişinin seçildiğini, tapu işlemlerinin bu kişi üzerinden yürütülmesinin ve ihtilaflar sonuçlandıktan sonra ... ... adına alınacak tapuların fiili kullanım şekline göre hak sahibi ortaklara verilmesinin kararlaştırıldığını, güvenilen kişi ... ...’ın bu sözleşmeye rağmen murisi babası ... ...’e vermesi gerektiği dava konusu 985 ada 5 parsel numaralı taşınmazı kardeşi ...’e devrettiğini,
bu kişinin de muvazaalı şekilde kızı olan davalıya devrettiğini belirterek, taşınmazın 1250 m2’lik hissesinin miras payı oranında iptali ile adına tescilini istemiştir.
Birleşen davada davacı ... de; ortakları arasında murisi eşi ... ...’in de bulunduğu adi ortaklık sözleşmesine dayanarak, dava konusu taşınmazın dava konusu kısmının 07.08.1995 tarihinde vefat eden murisi eşi ... ...’e ait olduğunu belirterek davalı adına kayıtlı 1250/4947 hissesinin miras payı oranında iptali ile adına tescilini istemiştir.
Davalı, taşınmazda imar uygulaması yapıldığından davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, taşınmazın evveliyatının tapulu olması nedeniyle imar-ihya ile kazanılamayacağı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir.
İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
İnanç sözleşmesi, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince;
Dosya içersindeki tarihsiz adi ortaklık sözleşmesinde, “ortaklığın bu gayeye varması için” başlıklı 5. maddesinin f bendine göre adi şirketin
gayesinin; "ortakların zilyetliğinde ve tasarrufunda bulunan ve fakat başka kişilerin hak iddia ettikleri ve tapuda malik göründükleri bu taşınmazların bir bütün halinde kabul edilmek suretiyle mülkiyet ihtilaflarının halli ve ortaklar adına tapuya intikal ve tescil işlemlerinin yapılabilmesi için her türlü faaliyetlerde bulunmak" olduğu ve bu gayeye ulaşmak için ortaklardan ... ...’ın temsilci seçildiği anlaşılmaktadır.
Yine İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1981/246-196 D.iş sayılı tespit dosyasında 20.07.1981 tarihli bilirkişi raporunda taşınmazlara zilyet olan 68 ayrı kişinin ortaklık sözleşmesine göre hangi yerleri kullanıldığı tespit edilmiş, bilirkişi krokisine göre de dava konusu taşınmazın imar uygulamasından önceki durumuna göre davalı olan kısmının zilyetleri gösterir listede 10. sırada yer ... davacılar murisi ... ... tarafından kullanıldığı belirlenmiştir.
Gerçekten adi şirket sözleşmesi ortaklarından davacıların murisi ... ... ile davalının babası ...’in bayii “inanılan kişi” ... ... arasındaki ilişkinin bir inanç sözleşmesi olduğu anlaşılmaktadır. İnanılan kişi ... ... tarihsiz adi şirket sözleşmesine göre, sözleşmeye konu taşınmazların üçüncü kişilerle ihtilaflarının hallinden sonra kendi adına alınacak tapuları fiili kullanım şekline göre hak sahibi ortaklara verecektir. Bu anlaşmaya rağmen inanılan kişi ... ... davacıların murisine ait bulunan dava konusu yeri davacıların murisine devredeceği yerde inanç sözleşmesine aykırı olarak ve davacıların miras paylarını ihlal eder şekilde davalının babası ...’e devretmiştir.
Ayrıca ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/538 E. 2003/154 K. sayılı davacısı ... ..., davalısı ... olan inanç sözleşmesine ve muvazaa iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil davasında, dava konusu 985 ada 5 parsel sayılı taşınmazın 3697 m2’lik kısmının iptali ile davacı adına tesciline karar verildiği ve bu kararın Dairemizce temyiz incelemesi yapılarak 12.12.2006 tarihinde kesinleştiği görülmektedir. Bu dava ile de davalı ...’ın dava konusu taşınmazı babası Hanifi’den muvazaalı şekilde devraldığı sabit olmuştur.
Hal böyle olunca, davacılar murisi ... ... ile adi şirket sözleşmesi temsilcisi ... ... arasındaki ilişkinin bir inanç sözleşmesi olduğu ve davalı ...’e babası ... tarafından yapılan satışın da muvazaalı olduğu anlaşılmakla davacıların davasının kabulü ile 985 ada 5 parselde davalı adına kayıtlı 1250/4947 payın davacıların miras payı oranında iptali ile davacılar adına tesciline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2009/1604, K. 2009/4699, 14 Nisan 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama