KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/1710 E., 2009/2457 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Şubat 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
822 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 04.03.2008 gününde verilen dilekçe ile intifa hakkının kaldırılarak tapuda terkini istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 20.11.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, 9 ada 5, 6, 8 ve 9 parseller üzerinde davalı yararına Sağır ve Dilsizler Okulu öğrencilerinin ileride iş ve meslek sahibi olmalarını sağlamak amacıyla atölye ve tesisler yapılması için davalı yararına intifa hakkı tesis ettirdiklerini, ancak atölye derslerinin kaldırılması nedeniyle binaların boş ve atıl duruma geldiğini, intifa hakkının amacının ortadan kalktığını ileri sürerek taşınmazlardaki davalı lehine olan intifa hakkının terkinini istemiştir.
Davalı, atölye derslerinin kaldırılmış olmasının intifa hakkının terkini nedeni olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmü, davalı temyiz etmiştir.
Türk Medeni Kanununun 794.maddesi gereğince intifa hakkı hak sahibine konusu üzerinde tam yararlanma yetkisi sağlayan, tapu kütüğüne tescil ile kurulan tescil işlemi tamamlanınca da herkese karşı ileri sürülebilen, kişi ile sıkı sıkıya ilişkili haklardandır.
İntifa hakkının sona ermesinin nedenleri Türk Medeni Kanununun 796.maddesinde sıralanmıştır. İntifa hakkı bir süre ile sınırlı olarak kurulmuşsa sürenin dolması veya bu süreden önce intifa hakkı sahibinin hakkından vaz geçmesi, intifa hakkı sahibinin ölümü yada tüzel kişi ise tüzel kişiliğin sona ermesi, konusu olan şeyin bütünü ile harap olması sebebiyle artık ondan yararlanmanın mümkün bulunmaması durumlarında sona erer.
Kanuni intifa hakları hariç (TMK.m.495 vd.) intifa hakkı tesisi daima bir sözleşmeye dayanır. Taraflarına hak ve borçlar yükleyen bu sözleşmeyle intifa hakkı sahibi ile malik hakkın konusu olan şeydeki yararlanmanın nasıl sürdürüleceğini kararlaştırılabilir.
Şayet intifa hakkının tesisine neden olan sözleşmedeki edimler yerine getirilmemiş, intifa hakkının devamı malike yüklediği külfete göre çok az yarar sağlar hale gelmişse veya yarar ortadan kalkmış ise malik bu hususları ileri sürerek hakimden sözleşmeye müdahale edilmesini, intifa hakkının süresinden önce sona erdirilmesini isteyebilir. Kaldı ki, bu gibi durumlarda intifa hakkı sahibinin hakkın sürdürülmesini istemesi hakkın kötüye kullanılmasıdır.
Her ne kadar intifa hakkının sona erme sebeplerini sayan Türk Medeni Kanununun 796 vd. maddelerinde eşyaya bağlı irtifak haklarında olduğu gibi şahsi bir irtifak hakkı olan intifa hakkının sona erdirilmesini malikin talep edebileceğine ilişkin (TMK.m.785) bir hüküm yoksa da burada Türk Medeni Kanununun 785. maddesinin kıyasen uygulanması gerekir. Doktirindeki hakim görüş de bu doğrultudadır. ( Oğuzman-Seliçi, Eşya Hukuku, İstanbul 2002, s.591 vd; Şeref Ertaş.
Eşya Hukuku Ankara 2004. s.463).
Yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince; Davacı, dava konusu taşınmazlar üzerindeki intifa hakkının 15.02.1983 tarihli sözleşmeye dayandığını, bu sözleşme uyarınca da daha önce intifa hakkı devredilen taşınmaz üzerindeki sağır ve dilsiz öğrencilerin eğitim görmesi için yapılan okula ek olarak öğrencilerin ileride bir iş ve bir meslek sahibi olmalarını sağlamak amacıyla atölye ve tesislerin inşaa edilmesi ve bu amaçla kullanılması için tesis edildiğini, ancak okuldaki atölye derslerinin kaldırıldığını, bu nedenle intifa hakkı tesisindeki amacın da ortadan kalktığını ileri sürmektedir. Mahkemede bu nedenle davayı kabul etmiştir.
Gerçekten de, yukarıdada değinildiği gibi taraflar intifa hakkını nasıl kullanılacağını aralarındaki yaptıkları sözleşmeyle belirleyebilirler. Sözleşmede belirlenen amacın gerçekleşmemesi ya da ortadan kalkması halinde intifa hakkının terkinini istemek olanaklıdır. Taraflar arasındaki 15.02.1983 tarihli sözleşme uyarınca taşınmazlar üzerine atölye binası yapılması ve bunun öğrenciler için kullanılması amaçlanmıştır.
Milli Eğitim Müdürlüğünün gönderdiği 05.06.2008 ve 06.06.2008 tarihli yazılarda 2004/2005 eğitim ve öğretim yılında atölye derslerinin okutulduğunu, ancak 2005/2006 eğitim ve öğretim yılından itibaren atölye derslerinin kaldırıldığını ve atölyenin kullanılmadığını bildirmiştir. Yine taşınmaz başında yapılan keşifte atölye binalarının okul aile birliği tarafından düğün salonu olarak kiraya verildiği saptanmıştır. Saptanan bu olgular karşısında, intifa hakkına konu taşınmazların
bir süredir amacına uygun kullanılmadığı açıktır. Mahkeme de bu nedenle davayı kabul etmiştir. Ancak;
İntifa hakkının kullanılması başlangıçta bu hakkın kurulması ile güdülen amaç çerçevesinde mümkün olabilir. Hakkın bir süre kullanılmaması mutlak yararın ortadan kalktığını amacın sona erdiğini göstermez. Yararın ileride ortaya çıkması mümkün ise terkin istemi reddedilmelidir. Fakat hayatın normal akışı içinde veya yasal bir zorunluluktan dolayı bu hakkın kullanılması mümkün değil ise terkin istemi kabul edilebilir. Hemen belirtmek gerekirki bazen intifa hakkının taşınmazın tamamında kullanılmasındaki yararın ortadan kalkması halinde kısmen terkin mümkündür. Nitekim intifa hakkı tesis edilen taşınmazın ifrazı sonucu ayrılan parsellerden üzerinde atölye binalarının bulunmayanlar için verilen terkin kararı dairemizce onanarak kesinleşmiştir.
Yeniden somut olaya baktığımızda,üzerinde intifa hakkı bulunan taşınmazlardaki atölye binalarının olarak kullanılmaması eğitim ve öğretim programındaki değişiklikten kaynaklanmaktadır. Daha önce okutulan atölye derslerinin tamamen eğitim ve öğretim programından çıkarıldığı hususu da saptanmamıştır. Derslerin, yeniden programa alınması mümkün olabilir. Mahkemece, bu yönde araştırma yapılmamıştır. Daha sonraki eğitim ve öğretim yıllarında atölye derslerinin programa alınması halinde intifa hakkının terkini nedeniyle öğrencilerin atölye binalarını kullanamamaları söz konusu olabilecektir. Kısaca söylemek gerekirse, intifa hakkının konusunun tamamen ortadan kalktığı tam olarak saptanmadan bu hakkın terkini ayrıca hakkın amacına da ters düşecektir.
Mahkemenin açıklanan bu yönler üzerinde durmadan eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olarak yazılı olduğu şekilde hüküm kurması doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2009/1710, K. 2009/2457, 26 Şubat 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama