KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/1723 E., 2009/2428 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Şubat 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
631 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 21.06.2007 gününde verilen dilekçe ile geçit hakkı kurulması istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 28.05.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı ... tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı adına kayıtlı 292 parsel numaralı taşınmazın genel yol ile bağlantısının bulunmadığını belirterek geçit hakkı kurulması isteğinde bulunmuştur.
Davalılar davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kabulü ile davacıya ait 292 parsel yararına davalılara ait 278 parselden toplam 257.21 m2’lik alanda geçit hakkı kurulmasına karar verilmiştir.
Hükmü, davalılardan ... temyiz etmiştir.
Dava, Türk Medeni Kanununun 747. maddesine dayanılarak açılmış geçit hakkı kurulması istemine ilişkindir. Ülkemizde arazi düzenlenmesinin sağlıklı bir yapıya kavuşmamış olması ve her taşınmazın yol ihtiyacına cevap verilmemesi geçit davalarının nedenidir. Geçit hakkı verilmesiyle genel yola bağlantısı olmayan veya yolu bulunsa bile bu yol ile ihtiyacı karşılanamayan taşınmazın genel yolla kesintisiz bağlantısı sağlanır. Uygulama ve doktrinde genellikle bunlardan ilkine “mutlak geçit ihtiyacı” veya “geçit yoksunluğu”, ikincisine de “nispi geçit ihtiyacı” ya da “geçit yetersizliği” denilmektedir.
Türk Medeni Kanununun 747/2 maddesi gereğince geçit isteği, önceki mülkiyet ve yol durumuna göre en uygun komşuya, bu şekilde ihtiyacın
karşılanmaması halinde geçit tesisinden en az zarar görecek olana yöneltilmelidir. Zira, geçit hakkı taşınmaz mülkiyetini sınırlayan bir irtifak hakkı olmakla birlikte, özünü komşuluk hukukundan alır. Bunun doğal sonucu olarak yol saptanırken komşuluk hukuku ilkeleri gözetilmelidir. Geçit gereksiniminin nedeni, taşınmazın niteliği ile bu gereksinimin nasıl ve hangi araçlarla karşılanacağı davacının sübjektif arzularına göre değil, objektif esaslara uygun olarak belirlenmeli, taşınmaz mülkiyetinin sınırlandırılması konusunda genel bir ilke olan fedakarlığın denkleştirilmesi prensibi dikkatten kaçırılmamalıdır.
Saptanan geçit nedeniyle yükümlü taşınmaz malikine ödenmesi gereken bedel taşınmazın niteliği gözetilerek uzman bilirkişiler aracılığı ile objektif kriterler esas alınarak belirlenmelidir. Saptanacak bedel de hükümden önce depo ettirilmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki, bedelin saptanmasından sonra hüküm tarihine kadar taşınmazın değerinde önemli derecede değişim yaratabilecek uzunca bir süre geçmiş veya bedel tespitinden sonra yörede taşınmazın değerini artıracak değişiklikler meydana gelmiş olabilir. Bu gibi durumlarda mülkiyet hakkı kısıtlanan taşınmaz malikinin mağduriyetine neden olmamak ve diğer tarafın hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğuracak olası davranışlarını önlemek için hüküm tarihine yakın yeni bir değer tespiti yapılmalıdır.
Somut olaya gelince;
Davacıya ait 292 parselin geçit ihtiyacının bulunduğu sabittir. Mahkemece, yapılan keşif ve düzenlenen bilirkişi raporları doğrultusunda davanın kabulü ile 7.144,20 YTL olarak belirtilen bedel karşılığı olarak davalılara ait taşınmazın 157.21 m2’lik kısmından geçit hakkı kurulmasına karar verilmiş ise de usul hükümlerine aykırı olarak davalının yokluğunda yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi beyanının esas alınmış olması doğru olmamıştır. Hiç kuşkusuz tarafların yokluğunda keşif kararı verilmiş ise tarafların ve dinlenecek bilirkişinin keşif gün ve saatini bildirir davetiye ile keşif gününden haberdar edilmeleri gereklidir.
Mahkemece, keşif mahallinde dinlemek üzere Kaymakamlık makamından yerel bilirkişi listesi istenmiş ve üç kişilik bilirkişi listesi gönderilmiştir. Mahkemece davalının katılmadığı 30.01.2008 tarihli oturumda, 28.02.2008 gününde keşif yapılmasına karar verilmiş ve ara kararında mahalli bilirkişilerin keşif mahallinde hazır olmaları için masrafları davacı tarafından karşılanarak keşif gününü bildirir davetiye çıkartılmasına karar verilmiştir.
Davacı tarafından gideri yatırılmadığından bilirkişilere ve davalıya keşif gün ve saatini bildirir davetiye çıkartılmamış, davalının yokluğunda ve mahallinde bulunanlar arasından seçilen yerel bilirkişinin katılımı ile keşif yapılmıştır. Davalı yanın dinlenen yerel bilirkişi beyanına aralarında husumet olduğu gerekçesi ile itirazı da bulunmakta olup, yapılan keşif açıklanan nedenlerle usul hükümlerine aykırıdır.
Belirtilen nedenle; usulsüz olarak yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi beyanının esas alınmış olması ve yerleşmiş uygulamalara göre yalnız geçit hakkı tesis edilecek yerin değerinin değil, böyle bir külfetle yükümlü tutulması sonucu taşınmazın bütününde oluşacak değer kaybının ve bu yüzden uğranılacak zararın da değerlendirilerek geçit bedelinin belirlenmesi yerine yetersiz bilirkişi raporunun esas alınmış olması doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2009/1723, K. 2009/2428, 26 Şubat 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama