Dava, biçimine uygun düzenlenmiş taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Cevap veren davalılar, davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını, kaldı ki aynı konuda açılan ve kesinleşen dava bulunduğunu, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, kesin hüküm olduğu gibi taşınmaz elbirliği mülkiyet rejimine tabi olup sözleşmenin ifası istenemeyeceğinden dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacılar temyiz etmiştir.
Dayanılan 04.12.1961 tarihli sözleşmenin konusu, Teşrinievvel 1321 tarihli 9 numaralı tapu kaydında davalılar mirasbırakanına murislerinden intikal edecek paylardır. Anılan tapu kaydının 16.08.1963 tarihinde yapılan tapulama tespitinde 18, 19, 20, 21 ve 22 parsellere revizyon gördüğü, tapulamanın 24.12.1963 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın ise 04.04.2007 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Görülüyor ki, satış vaadi sözleşmesi tapulama tespit tarihinden önceki bir tarihte yapılmıştır.
3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesi hükmü gereğince tutanaklarda belirtilen haklara sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki
sebeplere dayanılarak dava açılamayacağından davanın reddedilmiş olması sonuç olarak doğrudur.
Yapılan yargılamaya, toplanan deliller ve tüm dosya içeriğine göre davanın reddi sonuç olarak doğru olduğundan mahkeme karar gerekçesinin HUMK.nun 438/son maddesi uyarınca yukarıda yazılı olduğu şekilde DEĞİŞTİRİLEREK davacıların bütün temyiz itirazlarının reddi ile hükmün gerekçesi DÜZELTİLMİŞ bu şekli ile ONANMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 24.02.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.