KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/2409 E., 2009/7170 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 9 Haziran 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
636 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 07.08.2007 gününde verilen dilekçe ile müdahalenin men'i istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; ispat edilemeyen davanın reddine dair verilen 11.11.2008 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı ... tarafından istenilmekle, tayin olunan 09.06.2009 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı taraf gelmedi. Karşı taraftan davalılar vekili Av.Abdurrahim Fırat geldi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen tarafın sözlü açıklaması dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. ... karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava ve 29.07.2008 tarihli ıslah dilekçesinde öne sürülen istek, davalıların mera ve kaynak suyu üzerindeki aidiyet iddiası ile ortaya çıkardıkları muarazanın giderilmesi istemine ilişkindir.
Davalılar, davanın reddini savunmuş, davalı gerçek kişiler tapu kaydına dayanmışlardır.
Mahkemece, dava reddedilmiştir.
Hükmü, davacı köy tüzel kişiliği temyiz etmiştir.
Mera, bir veya birden fazla köy veya kasaba halkına bağımsız veya birlikte tahsis edilmiş ya da kadimden beri hayvan otlatmak amacıyla kullanılan, hak sahiplerinin üzerinde intifa hakkı olan arazi parçasıdır. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan mera, yaylak ve kışlaklar özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zamanaşımı uygulanamaz, sınırları daraltılamaz (Mera Kanunu m.3,4)
31.05.1965 tarihli ve 4/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile “...tek başına bir köye ait bulunan mera, yaylak ve kışlakların tümünün veya bir
parçasının bir başka köy sınırı içine alınmış olması halinde, sınır değişikliğinin ikinci köye bir yararlanma hakkı sağlamayacağı ve ilk köyün eskiden olduğu gibi bu yerlerden tek başına yararlanacağı” öngörülmüş olup, bu karar 4342 sayılı Mera Kanununun 29. maddesi ile de yasa hükmü haline gelmiştir. Böylece, bir köy ya da belediye sınırları içinde kalan mera, yaylak ve kışlaklar üzerinde bir başka köy veya belediyenin de intifa hakkı olabileceği kabul edilmiş, idari sınırların aidiyetin belirlenmesinde önemi olmadığı vurgulanmıştır. İdari sınırlar sadece yetkili mahkemenin saptanmasında önem arz eder.
Meraya elatmanın önlenmesi davası, kadim yararlanma hakkı olan köy veya belediye tüzel kişiliği ya da taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olması nedeniyle Hazine tarafından açılabilir. Aynı şekilde, bir yerin mera olduğu iddiasıyla köy veya belediye tüzel kişiliğinin ya da Hazinenin tapu iptali ve sınırlandırma istemiyle dava açmasına olanak vardır.
Mera, yaylak ve kışlak davalarında, tahsise ya da kadim kullanma hakkına dayanılabilir. Tahsise dayanıldığında, dayanak belgelerin, ayrıca karşı tarafın savunmasında ileri sürdükleri kayıtların tüm geldileri ile birlikte merciinden getirtilmesi, kadimlik iddiası varsa bu hususun araştırılması, gerektiğinde köyün kuruluş tarihinin İçişleri Bakanlığından sorulması ve köyün kadim ya da muhdes olup olmadığının saptanması gerekir.
Keşifte dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıkların çekişmeli mera veya yayla ile herhangi bir yararlanma ilişkisi bulunmayan, yansız anlatımda bulunabilecek, yöreyi iyi bilen ve çevre köy ya da kasabalarda yaşayan yaşlı kişilerden seçilmesi gerekir.
Mahkemece yapılacak keşifte; tahsise dayanılıyorsa tahsis kayıtlarının yerel bilirkişi ve tanıklar aracılığı ile uygulanması, dava konusu yeri kapsayıp kapsamadığının belirlenmesi, taşınmazın mera olmadığı iddiasının bulunması halinde varsa çevre taşınmazlara ait kayıtlar da uygulanarak dava konusu yeri ne şekilde okuduğunun çevre taşınmazlarla toprak yapısı kıyaslanarak uzman bilirkişiler aracılığı ile uyuşmazlığa konu yerin ve niteliğinin saptanması gerekir.
Kadimlik iddiasında ise, yerel bilirkişi ve tanıklara taşınmazın kim tarafından ve ne şekilde kullanıldığı ve sınırları sorularak sonuca gidilmelidir.
Türk Medeni Kanununun 756. maddesi hükmüne göre de; kaynaklar arazinin bütünleyici parçası olup, bunların mülkiyeti ancak kaynadıkları arazinin mülkiyeti ile birlikte kazanılabilir. Kısaca, kaynak suyu meranın bütünleyici parçası sayılacağından aidiyeti de yararlanma hakkı hangi köy veya belediyeye ait ise kaynaktan yararlanma hakkı da o köy veya belediyeye aittir.
Tüm bu yönler üzerinde durulmaksızın aidiyet belirlemesi yapılarak davanın yazılı olduğu şekilde reddi doğru değildir.
Mahkemece yapılması gereken ...; davacı köyün dayandığı delilleri de sorup saptamak, bunlar toplandıktan sonra yerinde yeniden keşif yapılarak bütün yazılan hususları açığa kavuşturmak, bunun sonucuna göre bir hüküm kurmak olmalıdır.
Eksik inceleme ve araştırmaya dayalı karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2009/2409, K. 2009/7170, 9 Haziran 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama