KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/7993 E., 2009/8908 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Temmuz 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
625 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 12.07.2007 gününde verilen dilekçe ile bayilik sözleşmesinin sona erdiği iddiasıyla intifa hakkına elatmanın önlenmesi istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 08.11.2007 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı şirket temsilcisi tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı, 646 ada 1 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki intifa hakkını davalı bayisi aracılığı ile kullandığını, ancak bayinin sözleşme hükümlerine aykırı davrandığını, borca batık olması nedeniyle taahhüt ettiği malları alamadığını ileri sürerek intifa hakkından tam yararlanabilmek için taşınmaza elatmanın önlenmesini istemiştir.
Davalı yargılamaya katılmamış, davanın kabulüne dair verilen karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, intifa hakkına konu taşınmaza bayilik sözleşmesine aykırı davranış nedeniyle elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Davacı intifa hakkına konu taşınmazdaki kullanım hakkını 01.10.2006 tarihli bayilik sözleşmesi ile davalıya devretmiştir. Davada, davalının borca batık olması nedeniyle sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getiremediğini, bu nedenle de taşınmazı hakkına uygun kullanamadığını, semerelerinden yararlanamadığını ileri sürmektedir. Diğer bir anlatımla, iki tarafa borç yükleyen bayilik sözleşmesinin gereği gibi yerine getirilmemesinden dolayı mağdur olduğu iddiasıyla taşınmazın kendisine teslimini talep etmektedir.
Somut olayda olduğu gibi karşılıklı taahhütleri içeren sözleşmelerde daha önce ifa ile yükümlü olan taraf, karşılıklı edimi ileride elde edip edemeyeceğinden çok defa kuşku duyar. Karşılıklı edimin bir süre sonra imkansız hale gelmesi, örneğin; taraflardan birinin ölmesi veya mali durumunun bozulması daima ihtimal dahilindedir. Bu nedenle edimini daha önce yerine getirecek taraf karşı edimin yerine getirilemeyeceği ihtimali ile edimini ifadan kaçınamayacaktır.
Sözü edilen ihtimalin gerçekleşmesi halinde de Borçlar Kanunu edimi ifadan kaçınmayı sağlayacak düzenlemeler getirmiştir. Bunlardan birisi de Borçlar Kanununun 82. maddesidir.
Borçlar Kanununun 82.maddesi gereğince; karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmede, taraflardan birinin borcunu ifada acze düşmesi ve özellikle iflas etmesi ya da hakkındaki haciz işleminin sonuçsuz kalması sebebiyle diğer tarafın hakkı tehlikeye düşerse, bu taraf karşı edimin ifası güvence altına alınıncaya kadar kendi ediminin ifasından kaçınabilir. Hakkı tehlikeye düşen taraf, ayrıca uygun bir sürede istediği güvence verilmezse sözleşmeyi feshedebilir.
Somut olayda da davacı yan davalının acze düştüğünü ileri sürdüğünden bu iddia doğrultusunda anılan madde hükmünün uygulanabilmesi için;
a)Borçlu, akit kurulduktan sonra aciz haline düşmüş olmalıdır.
b)Borçlunun aczi, alacaklının alacağını elde etmesini tehlikeye sokmuş olmalıdır.
Bu koşulların gerçekleşmesi halinde borçlu, öncelikle teminat verilinceye kadar borcu ifadan kaçınacaktır. Bunun için karşı tarafa önel vererek teminat isteyecek, verilen sürede teminat verilmezse akti geriye etkili olarak feshedebilecektir. Hemen belirtmek gerekirki, taraflar arasındaki sözleşmede acze düşme fesih nedeni olarak gösterilmiş ise alacağı tehlikeye düşen taraf 82. madde hükmünün kendisine tanıdığı olanakları kullanmadan akti feshetme yetkisine sahiptir. (Oğuzman/Öz Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, İstanbul, 2005 s.277)
Somut olaya gelince;
Taraflar arasındaki bayilik sözleşmesi de iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerdendir. Davacı yan, sözleşme uyarınca taşınmazı davalıya teslim etmiş, taşınmaz üzerinde akaryakıt istasyonu tesis edilmiştir. Bu aşamadan sonra davacı yan, ürün temin edecek, davalı yan da bedeli karşılığı bu ürünü satacaktır. Ancak davacı, davalının borca batık olduğu iddiasıyla istasyonun işletilmesi için üzerine düşen edimleri yerine getirmekten kaçınmakta ve istasyonun kendisine teslimini istemektedir. Bu durumda davacı ancak, Borçlar Kanunu 82. maddesinde kendisine tanınan hakları kullanarak sözleşmenin feshi yoluna gittiği takdirde taşınmaza elatmanın önlenmesini isteyebilecektir. Çünkü, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi halen ayaktadır.
Burada, ayrıca davacının 82. maddedeki hakları kullanmadan sözleşme hükümlerine göre akti feshetme olanağının bulunup bulunmadığı üzerinde de durulmalıdır. Taraflar arasındaki 01.10.2006 tarihli bayilik sözleşmesinin 31/c maddesinde acze düşme halinde davacı yana akti tek taraflı önel vermeksizin derhal feshetme yetkisi vermiştir. O halde davacı yan, bu hakkını kullanarak akti feshettikten sonra davalı halen intifa hakkına konu taşınmazı kullanmaya devam ediyorsa eldeki davayı açabilecektir. Mahkemece, açıklanan yön gözetilerek davanın reddi gerekirken kabul hükmü kurulması usul ve yasaya aykırı bulunduğundan karar bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2009/7993, K. 2009/8908, 13 Temmuz 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama