KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/9813 E., 2009/13868 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 9 Aralık 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
615 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 07.07.2004 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil, birleşen davada müdahalenin meni istenmesi üzerine bozmaya uyularak yapılan muhakeme sonunda; tescil talebinin kabulüne, birleşen davanın reddine dair verilen 17.03.2009 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi asıl davanın davalısı ... ve ... vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 08.12.2009 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili Av.... geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlEndi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR
Dava, arsa payı devri karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca inşa edilen binadaki yükleniciye bırakılması kararlaştırılan 38 numaralı bağımsız bölümün ondan temlik alınması ve yolsuz tescil nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil, davalılardan ... tarafından açılan karşı dava ise mülkiyet hakkına dayalı elatmanın önlenmesi istemlerine ilişkindir. Mahkemece, Dairemizin bozma kararına uyularak, yüklenicinin temlikine dayalı davacı ... tarafından açılan davanın kabulüne, tapuya dayalı birleşen davanın davacısı ... ’nun açtığı elatmanın önlenmesi davasının reddine karar verilmiştir. Hükmü davalı yüklenici ... ile birleşen davanın davacısı ... temyiz etmiştir.
Gerçekten, Dairemizin bozma kararında değinildiği üzere.
30.9.1988 tarihli ve 2/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararında kabul edilen ilke uyarınca tapuda kayıtlı taşınmazın mülkiyetini devir borcu doğuran ve ancak yasanın öngördüğü biçim koşuluna uygun olarak yapılmadığından geçersiz olan sözleşmeye dayanılarak açılan bir cebri tescil davası kural olarak kabul edilemez ise de Kat Mülkiyeti Kanununa tabi olmak üzere yapımına başlanan taşınmazdan bağımsız bölüm satımına ilişkin geçerli bir sözleşme olmadan tarafların bağımsız bölüm satımında anlaşarak alıcının tüm borçlarını eda etmesi ve satıcının da bağımsız bölümü teslim ederek alıcının onun malik gibi kullanmasına
rağmen satıcının tapuda mülkiyetin devrine yanaşmaması halinde Türk Medeni Kanununun 2.maddesi hükmü gözetilerek davanın kabul edilmesi olanaklıdır. Zira, bu gibi durumlarda şekil koşulunu ileri sürmek dürüst davranma kuralına uygun düşmez.
Somut olayda davacı ..., 5.9.2000 tarihli yüklenicinin dava dışı ...’e satışına ilişkin sözleşmeyi 18.1.2001 tarihinde ondan temlik aldığını ileri sürdüğünden bu temlik işlemi yukarıda sözü edilen 30.9.1988 tarihli ve 2/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı uyarınca hüküm ve sonuç meydana getirir.
Ancak, eldeki davada davalı ve birleşen davanın davacısı ...’nun hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekecektir.
Dosyada .yer alan bilgi ve belgelerden 241 ada 16 sayılı parsel üzerindeki binanın 38 numaralı bağımsız bölümünün tapuda 16.06.2000 tarihinde kurulan kat irtifakından sonra yüklenici şirket tarafından önce 15.11.2001 tarihinde dava dışı Muhammet Tamkaç’a, bunun tarafından da 15.01.2003 tarihinde yine dava dışı ... ’e satıldığı, taşınmazı 01.03.2004 tarihinde davalı ...’nun satın aldığı anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla davalı ve birleşen davanın davacısı ...’nun iyiniyetli olup olmadığı yönü üzerinde durulmalıdır. Bir tanımlama yapmak gerekirse iyiniyetten maksat hakkın doğumuna engel olacak bir hususun hak iktisap edilirken kusursuz olarak bilinmemesidir.
Belirtilen ilke, Türk Medeni Kanununun 1023. maddesinde “Tapu kütüğündeki sicile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı ilke niteliğindeki m.1024 de “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde vurgulanmıştır.
Yukarıda belirtilen tapunun tedavül silsilesine göre davalı ... doğrudan yükleniciden satın alan kişi değil, yüklenicinin tapuda satış yaptığı kişilerden taşınmazı satın alan kişidir. Dolayısıyla davalı ve birleşen davanın davacısı ...’nun Türk Medeni Kanununun 1023. maddesinin koruması altında oluğunu kabulü zorunludur.
Davacı ... ise, ancak Borçlar Kanununun 96. maddesinden yararlanarak sözleşmenin ademi ifası nedeni ile uğradığı zararın tazmini için akidi olan tarafa dava açabilir. Mahkemece yapılan bu saptamalara uygun bir karar verilmesi yerine davanın yazılı olduğu şekilde hükme bağlanması doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2009/9813, K. 2009/13868, 9 Aralık 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama