KÜNYE
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/9998 E., 2009/11786 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Ekim 2009
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
555 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 25.04.2007 gününde verilen dilekçe ile tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davalı ... aleyhine açılan davanın kabulüne; Maltepe Belediyesi aleyhine açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine dair verilen 25.12.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı ... vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_K A R A R_
Dava, tapu tahsis belgesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davalılar davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, 2574 ada 32 parsel sayılı taşınmazın bilirkişi krokisinde gösterilen 400 m2 kısmının tapusu kaydının iptali ile davacı adına tesciline, ... aleyhine açılan davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü, davalı ... temyiz etmiştir.
Hukuk Genel Kurulunun 4.12.1996 tarihli ve 1996/14-763-864 sayılı kararında da belirtildiği gibi, tapu tahsis belgesi bir mülkiyet belgesi olmayıp yalnızca fiili kullanmayı belirleyen ve ilgilisine kişisel hak sağlayan bir zilyetlik belgesidir. Tapu tahsis belgesinin varlığı tahsis edilen yerin adına tahsis yapılan kişi veya mirasçıları adına tescili için yeterli değildir. Tahsis kapsamındaki yerin hak sahibi adına tescil edilebilmesi için.
Hukuki yönden geçerliliğini koruyan bir tapu tahsis belgesinin bulunması gerekir. Eldeki davada ne davacı ... ne de davacının kendisine satış yaptığını bildirdiği ... adına tapu tahsis belgesi bulunmamaktadır. ... ile ... arasındaki yazışmalar, iç yazışma niteliğinde olup, tahsis belgesi verilmesi aşamasına gelinmemiştir.
Orta yerde hukuken geçerli bir tapu tahsis belgesi yokken belediyeler arasındaki iç yazışma evrakı bu nitelikte kabul edilerek dayanılan belgeye geçerlilik tanınamaz.
Davanın kabulü için aranan diğer bir koşul da tahsise konu yerin kamu hizmetine ayrılmamış ve imar planına göre konut alanında kalmış olması, gerekir. Halbuki bilirkişi raporuna göre çekişme konusu taşınmaz ticaret alanında kalmaktadır.
Ayrıca, tahsise konu arsa bedelinin ödenmiş olması, ödenmemiş ise taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinin uzman bilirkişiler aracılığı ile saptanarak hükümden önce mahkeme veznesine veya belirlenecek tevdi mahalline depo edilmiş olması da davanın kabulü için aranan diğer bir şarttır. Nitekim 22.10.2007 tarihli bilirkişi raporunda taşınmazın dava tarihindeki rayiç değeri 300.000.00 TL olarak bulunmuştur. Davacının itirazı üzerine alınan 10.03.2008 tarihli bilirkişi raporunda bu rakam 200.000 YTL saptanmış ise de, bilirkişi raporları arasındaki açık farklılık giderilmeden taşınmaz değerini 200.000 YTL bulan raporla bağlı kalınması doğru olmamıştır.
Diğer taraftan imar parsellerinin oluşturulması sırasında, şuyulandırmaya tabi tutulan parselden 3290 sayılı yasa ile değişik 2981 sayılı yasanın 18/b-c maddesi uyarınca düzenleme ortaklık payı kesilip kesilmediğinin, kesilmiş ise uygulanan oranın saptanması gerekirken 400 m2 den ibaret taşınmazdan düzenleme ortaklık payı kesilmeksizin istemin hüküm altına alınması da yasaya aykırıdır.
Karar açıklanan bütün bu nedenlerle bozulmalıdır.
Kabul şekline göre de; kanunda yazılanlar dışındaki kişilerin İmar Affı Kanununa dayanarak istemde bulunma olanakları mevcut değil ise de, 3290 sayılı Kanun İle bazı maddeleri değiştirilen ve bazı maddeler eklenen 2981 sayılı Kanunun Uygulamasına Dair Yönetmeliğin 25.maddesi, kanun kapsamında kalan kişilere yapılan tahsisin bunlar tarafından üçüncü kişilere temlikine imkan tanımıştır.
Ancak bu gibi durumlarda da tahsis sahiplerinden devralan kişilerin 2981 sayılı Kanundan yararlanıp yararlanamayacağı hususunun araştırılması gerekir.
2981 sayılı Kanunun 13/a hükmüne göre, arsa tahsis edilecek kimselerin kendisinin veya eşinin veya reşit olmayan çocuğunun oturduğu belediye ve mücavir alan sınırları içinde ev yapmaya müsait arsaya veya bir eve veya apartmanın bağımsız bir bölümüne veya bir bölümü işyeri olarak kullanılan bir yapıya sahip bulunmaması zorunlu olup bu yönünün araştırılmaması da yerinde değildir.
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2009/9998, K. 2009/11786, 27 Ekim 2009 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama